banner17

Cami şehrin en güzel yerine inşa edilirdi

Sadettin Ökten, Kubbealtı Akademisi'nde Adnan Çoban ile birlikte 'Musiki ve Medeniyet' programında konuştu. Sadullah Yıldız bu müzikli sohbet programından notlarını aktarıyor..

Cami şehrin en güzel yerine inşa edilirdi

Türk sanat musikisinden bir ziyafet çekmek için Nisan ayı hiç de fena bir seçim değil; hatta en iyi tercihlerden biri, tüm ağaçların çiçeklendiği Nisan günleri olacaktır. Kubbealtı Akademisi’nde, cumartesi günü “Medeniyet ve Musiki” programında hem musiki dinledik hem de Sadettin Ökten hocayı. Adnan Çoban hoca ise hem soruları sordu, hem de keman ve kanun çalmaya başladığında parçaları seslendirdi.

Aslında musikinin olduğu yerde söz olmaz.” dediğinde biraz korkutmadı değil Sadettin hoca bizi ama yine de saz aralarında doyurucu bir sohbet bahşetti dinleyiciye. Rıza Tevfik şöyle dermiş: “Hasret kalpte bir derin duygudur/ Sözle ifadesi mümkün olamaz/ Söz beliğ olsa da tebliğ-i histe/ Şiir musikiden üstün olamaz” Medeniyetin ne olduğu sorusunu size anlatacak değilim, dedi Sadettin Ökten ve hafif bir gülümsemeyi yüzüne yerleştirerek sola doğru işaret etti: “Şu Köprülü türbesine bakın, işte medeniyet bu. Biraz ileride Sultan Mahmut türbesi var, medeniyet bu.”

İslam medeniyetinin Osmanlı yorumunu beğensek de beğenmesek de onun vârisleri olduğumuzu söyledi hoca ve bunun bir insanın anne-babasını seçmesinin elinde olmayışıyla denk tutulabileceğini ifade ederek, “İslam medeniyetinin, Sünnî İslam’ın Osmanlı yorumunun vârisleri” olduğumuzu ekledi.

Medeniyet zayıflamaya başladığında ortadan kalkan ilk şey musikidir

Medeniyet hakkında anlatılacak çok fazla sözünün bu toplantıda olmadığını söyledi Sadettin hoca. Bunun yerine yapmayı tercih ettiği şey, medeniyet yorumunun kuvvetli şairlerinin eserleri üzerinden birtakım izleri takip etmek. Yahya Kemal, “Çok insan anlayamaz eski musikimizden/ Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden” demiş. Bir başka yerde “Ve akıbet, Dede’nin anlı şanlı devri gelir/ Bu musikiyi o son kudretiyle parlattı/ Ölünce ülkede bir muhteşem güneş battı” diye yazmış İsmail Dede Efendi için. Hocaya göre Türk musikisi, Osmanlı medeniyet yorumunun çok mühim bir ifade vasıtası ve özgün bir yorum. Bizans dâhil bütün eski medeniyetlerden alacağını almış ve yepyeni bir kompozisyonla insanlara bir şeyler söylemiş: “Bunun evveli Itrî, âhiri İsmail Dede’dir.”

Araya bir Merağî girdi, “rast akış besteyle başlayalım” dedi Adnan hoca. Kanun o oynak edasıyla “dırıdırı” etti, keman acı acı inledi: “Amed nesim-i subh-u dem tersem ki âzâreş küned…”

Adnan hoca, İbn Haldun’un musiki yorumunun “medeniyetleşme yolunda en son ortaya çıkması” şeklinde olduğunu, bunun sebebini de diğer sanatların belli ihtiyaçlara cevap vermesi ama musikinin boş zamanlarda eğlenip neşelenmeye yaraması olarak gösterdiğini söyledi. Mukaddime müellifi, medeniyet zayıflamaya başladığında ortadan kalkan ilk şeyin musiki olduğunu söylermiş. “Hegel de aynı şeyi söylüyor.” diye ekledi Sadettin hoca: “Ama burayı şimdi ilmî bir toplantı yapmayalım. Ne diyorduk… Ben bu Merağî’yi ne zaman dinlesem aklıma 'Bursa’da Zaman' şiiri gelir.”

Bursa'da bir eski cami avlusu/ Küçük şadırvanda şakırdayan su/ Orhan zamanından kalma bir duvar/ Onunla bir yaşta ihtiyar çınar” Mısralar ilerledikçe bir ara Sadettin hoca durdu ve bize bakıp “Bu Bursa hâlâ yaşıyor dostlar” dedi. Bursa’nın zengin, paralı, fabrikatör teferruatını sıyırdığımızda bu şiirde anlatılan Bursa’yı bugün hâlâ görmenin mümkün olduğunu ifade etti hoca: “Gidin ve bu Bursa’yı bulun, yaşayın.”

Şehrin en güzel yeri

Fuat Paşa, Bursa’yı Osmanlı tarihinin dibacesi diye tavsif edermiş. Tanpınar’ın bu şiirde Osmanlı tarihinin Bursa devrini hülasa ettiğini de ekledi hoca ve devam etti: “Merağî müziği bana daima Münir Nurettin Selçuk Bey'in rast bestesini hatırlatır. Gümbür gümbür bir müzik. Bu bir aşk şiiri (Ahmed Paşa’nın): “Bizi hâk itdi hevâ yoluna sevdâ n'idelim/ Pâymâl eyledi bu zülf-i semensây n'idelim/ Kul idinmezdi güzeller bizi illâ n'idelim/ Vay gönül vay bu gönül vay gönül ey vây gönül” Bu musikiyle Osmanlı medeniyet yorumunun da ilk adımlarının atıldığını anlattı hoca. Bu yorumun içinde Edirne Eski Cami, İznik Nilüfer Hatun Külliyesi, Edirne Üç Şerefeli Cami ve İstanbul’un da ilk kadim camileri var: “Niye cami diyorum? Çünkü her medeniyet tasavvuru, kendisine ait en üst değerin dış mekândaki tezahürünü şehrin en güzel yerine inşa eder. Bunun bizim dışımızdaki büyük tecellisi, Avrupa’nın kadim kentlerindeki katedrallerdir.”

Medeniyetin bir de Türkçe’si var elbette. “Ümit ederim ki o da bir gün dönecek; imanım var.” dedi Sadettin Ökten. Eskilerden, eskilerin nezaket dolu lisanlarından bahis açtı. Bir Ali Efendi varmış, Ali Üsküdarlı; iftar için gittikleri bir evde hizmet için bekleyen kızcağıza “hanım efendi kızım” demiş, “bir mâ-i mülezzez lütfeder misiniz?”

Önündeki kâğıda bakıp “Size bir de Yahya Kemal’den ‘Itrî’yi okuyayım.” dedi. Rıfkı Melül Meriç’e ithaf edilmiş bu şiir. “Esasen adı Süleyman Rıfkı Coşkun Meriç’tir. Balkan Harbi’nden sonra Süleyman adını terk etmiş. Artık Coşkun Meriç de diyemem, deyip ‘melül’ adını almış.” Bu güzel şiiri önce Sadettin Ökten’den dinledik, sonra da vakur bir keman sesine saz ve kanun karışarak ses yükselmeye başladı: “Allah-u ekber Allah-u ekber…”

 

Sadullah Yıldız, mest olup dinledi

Güncelleme Tarihi: 21 Nisan 2014, 11:09
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20