banner17

Cahit Zarifoğlu: Şiirimi bana şikâyet ediyorlar

Ali Ayçil’e göre; Zarifoğlu imgeyi savunduğu ve okurdan kültürel sermaye talep ettiği bir devirden sonra, 1970’lerden itibaren, şiirini daha anlaşılır hâle getirir. Şiir anlayışını da “anlamlı” şiire doğru kaydırır. Deniz Demirdağ yazdı.

Cahit Zarifoğlu: Şiirimi bana şikâyet ediyorlar

Bilim ve Sanat Vakfı - Sanat Araştırmaları Merkezi tarafından Cahit Zarifoğlu’nun şair ve yazar kimliği üzerine konuşmak, onun sanatını ve düşünce dünyasını farklı bakış açılarından değerlendirmek amacıyla 2018 Temmuz’unda “Zarifoğlu’nu Okumak” başlığıyla önemli bir panel gerçekleştirildi. Paneldeki konuşmacılardan biri de Ali Ayçil’di. Ayçil “Zarifoğlu Şiirinin Kültürle İlişkisi” başlığını taşıyan sunumunda Zarifoğlu’nun poetikası üzerinde değerlendirmeler yaptı.   

1960’lı yıllardan itibaren Türk şiirinin en önemli sorunlarından biri “imge”dir diyor Ali Ayçil konuşmasının başında. 1960 yıllarında şiir yazmaya başlayan Cahit Zarifoğlu da imge ve anlam sorunuyla uğraşmak zorunda kalmıştır bu sebeple. Şiir anlayışında iki döneme ayrıştırılabilen Cahit Zarifoğlu, 1960’ların ortasından 1970’lerin sonuna kadar imgeyi ve özerk şiir dilini savunmuştur.

Ayçil’e göre Cahit Zarifoğlu’nun şiir anlayışını yorumlamak, şiiri için herhangi bir metin kaleme almadığından hayli zor. Söyleşilerinde sıkça dile getirdiği gibi, “edebiyatın teoriğini yapmaktan” hoşlanmaz çünkü o. Dolayısıyla elimizde onun şiir anlayışını yorumlayabilmek için sınırlı sayıda metin vardır.

Nazif Gürdoğan, Zarifoğlu ile gerçekleştirdiği bir söyleşisinde şu soruyu sorar şaire: “Şiirinizdeki imaj bolluğu vurgulamak istediğiniz ana temaları biraz gölgelemiyor mu?” Cahit Zarifoğlu, biraz kapalı biçimde sorulmuş bu soruyu açıklığa kavuşturarak imge ve anlam arasındaki süre gelen çatışmayı ortaya koyacak şu cevabı verir: “İmaj bolluğu mu? O da nereden çıktı. Bu imaj bolluğu sözünü getirip, bana bazı kişilerin söylediği gibi, siz de şiirlerimin anlamsızlığından dem vuracaksınız. Sorunuzun arkasındaki asıl soru bu… Bunlara karşılık olarak, şunları hemen söylemem mümkün: Hiç kimse, şu ya da bu şiiri anlamak zorunda değildir… Şiirimi bana şikâyet ediyorlar. Anlamıyorsa niye rahatsız oluyor bilmem? Ben de botanikten hiç anlamam… Pardon ekonomi diyecektim… Neyse; o ya da bu; daha anlamadığım bir sürü şey var. Bilmek zorunda da değilim.”

Herkesin şiirden anlaması gerekmez

Cahit Zarifoğlu bu ifadeleriyle, herkesin şiirden anlaması gerekmediğini dile getirirken şiirin de kendine ait bir bilgisi olduğunu ve şiir ancak bu bilgiye sahip olanlar tarafından anlaşılabileceğini savunur. Şiiri anlamak isteyenler, şiirin imge bilgisine sahip olmalıdır. Çatışmada kendi şiirini imge cephesinden savunan Zarifoğlu, bu savununun kaçınılmaz sonucu olarak, okurdan da entelektüel bir sermaye talep etmektedir:

“Ama biliyorum ki bu tarzda konuşmaya hakkım yok. Zira belirli yerlerde yazıyorum. O belirli yerlerin çok belirli yönleri ve amaçları vardır. Ve o amaç üzerindeki her şey belirgin olsun istiyorlar. Sloganlara kayalım, didaktik olalım ve söylev dili kullanalım istiyorlar herhalde. Bilirsiniz ‘ayran kabartmak’ denir buna… Gelişmemiş okuyucuda bu vardır. Hedefe dürbünle bakmak gibi bir şey bu. Yürümeye başlarsan, ne uzun yollardan geçmen gerekir.”

Cahit Zarifoğlu, İkinci Yeni’nin en görkemli dönemini yaşadığı 60’lı yılların başlarında şiir yazmaya başlamış, tarz ve yapı bakımından bu kuşağa çok yakın bir yerde durmuştur Ali Ayçil’e göre. Dolayısıyla İkinci Yeni şiiri ve Zarifoğlu şiirleri arasında bir bağ kurulmuştur. Oysa ne okurları ne de Zarifoğlu bu bağdan hoşnut olmuştur. Ayçil’e göre onun İkinci Yeni’yle bir ilişkisi yokmuş gibi davranmasının açıkça görünen nedeni, dünya görüşünün farklı oluşudur.

Zarifoğlu’nun şiiri politize mi oldu?

Cahit Zarifoğlu, 1960’ların ortasından 1970’lerin sonuna kadar şiirin özerkliğini savunan bir poetikaya bağlıyken sonrasında politikanın tesiriyle izah edilebilecek bir şiir anlayışına geçer. Zarifoğlu imgeyi savunduğu ve okurdan kültürel sermaye talep ettiği bir devirden sonra, 1970’lerden itibaren, şiirini daha anlaşılır hâle getirir, şiir anlayışını da “anlamlı” şiire doğru kaydırır ve okurundan entelektüel sermaye talep etmez. Bu değişiminde politika doğrudan belirleyicidir. 1986 yılında yapılan bir söyleşide, saf şiirden “ideolojik” bir şiire geçişini politize olmasına bağlar: “İşaret Çocukları kitabım belki saf şiire daha yakındır. Öyle olması gerekir. O zamanlar şiirden, şiirin kendisinden başka kaygım yoktu. Sonra politize olduk. Şiire ideoloji refakat etmeye başladı.”

Zarifoğlu, baştaki şiir anlayışının değişmediğini savunsa da “İşaret Çocukları” ile “Korku ve Yakarış” şiirlerini karşılaştırdığımızda bunun aksini görmekteyiz diyor Ali Ayçil. Buna rağmen Zarifoğlu, şiirini imgeden anlama doğru kaydırırken slogana kaymamış, arada bir yol bulmak için uğraşmıştır.

Cahit Zarifoğlu’nun şiir anlayışındaki değişimi daha net bir şekilde görmek adına, panelde Ali Ayçil’in yaptığı dönemlendirmeden hareketle iki şiirle bitirelim yazımızı. Her iki devirden birer şiirini seçelim büyük şairimizin. Hem konuyu daha anlaşılır kılabilir hem de derin mısralarıyla biraz olsun rahatımızı kaçırabilir. Ki olmak derdi ne menem bir şeydir hissedelim.

Başım eğik dilim kapalı gözler kançanağı anlamında

Asrımızın zarif düşünceli gençlerinden biri

Kederli elini

Temiz alnına koyarken fikretmek için

Çocukların susması

Kuşların ve kedilerin uzaklaşması

Haritaları üzerine bezlerin atılması

Lambaların kısılması

Kadınların bir vakit konuşmadan

Yaşaması gerekebilir

Ve açılabilir görüntümüz Sahnemiz perdemiz:

Hergün bir miktar kros boksit asit

Ve arenamız

Dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanabilir

Baş efendimiz

Görüntümüz

Sahnemiz

Perdemiz

Eğer dualanmasaydı sesimiz

Eğer yaradandan o güzel ağız

Açık ve seçik

Dilemesiydi demeseydi

'Allah

Sesinizi

Mağrıptan Maşrıka Kadar Duyursun'

Düşünmezdim üzerinde

Binmezdim deli deli koşan küheylan

Bildim Sensin Sen Sen

Diri Diri Diri Şahım

Diri Şahım Diri Diri

Dirilt Alemi Alemi Alemi Alemi

Çünkü dokuzyüz milyon müslüman rüyalarını hatırlamadan uyanmıştır

Bunların üzerine ezan

Ucu sancılar vuran

Bir kırbaç olmalıydı

Her duyan

Bağrını açmalıydı akan kanı da sevdayı da yorumlamaya almalıydı

Hayır dokuzyüz

Milyon müslüman

Tarihin hülyalarından vazgeçmiş olabilir AMA BEN

Elim dizlerime Vur Kalk

Müslümanlar uyanın Eller Dizlere Vur Kalk

Yumruklar dizlere vur vur

AMA BEN Ama ben Ama ben Ama ben

Korku gerek tenlere etim kalbur

Deşer bakışın kıyar da kıyar

Korku gerek reca gerek

Yanlış anlaşılmış olabilir

Sesini duyuyorum kendimin/kelimeler kendinden emin değil

Yanlış anlaşılmış da olabilir

Aklım başımda mı! Değil

Ve sesimi duyuyorum

Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden

-Kulun korktuk şerrinden

Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı

Kuldan korkarken gel zaman git zaman

Bir hayat ki haşa korkmadan yaradandan

Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar

Irmaklarımın altından akan ırmak

Sandal sefalarım Marmara toprakları

Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim

Dilediğim en güzel hayat

Çöplerin içinde rüya aradım

Düştümse eğer sana bakarken düştüm

Sen dinç zaman

İşte kuluçkan

Bereketle taşan yağ küpleri gibi

Parmaklardan akan çeşmeler gibi

İşte sinem kalabalık ve kendine zinde

Kullardan pervasız nesillerden biri

Aha Şeyhefendim Aha yüreğim

Göz kapanır akıl susar susar akıl

İstersen haydi haydi haydi

Yeryüzünün bütün gümbürtülerini çağır

Çehrenden o azgın maskeyi dök

O evleri kedere boğ

Nasıl olsa her kucaklandığın dalgada

Bir gemi kadavrası gibi ikiyüz yıl parçalandın

Mahşerinde uyanacaksın

Ağzının

Korkuyorum o nedenle

Başım eğik

Dilim kapalı

İsteyerek

Karşı dağdan meleyen canım

Günler nasıl homurdanıyor başımızda

Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde

Bülbül neden kenetlenmiş Sorman oldu mu hiç

İskeleti havlar mı bir insanın. Gördüm

Karşı dağdan meleyen canım

Evin görünmeyen elleri

Yağmur yanaklarında gözyaşı taneleri

Art arda gidenler can pareleri erkek kardeşleri

Evde kızlar kimsenin görmediği kızlar

Ateş gibi ülfetleri

Dağlamış serin taslar bakraçları

Anaları bilinmez bir köşede

Bir nağra gibi. Hayatın başında

Tozut koyun yünlerini hallaçla zamanı hallaçla

Bir kapalı ağzın var. Sanki susar çağın ünlü marşlarını

Yüklükten bana bir yorgan çıkardılar

Üstü mavi papatyalar

Bir dehlizden geçirip zirveye döşek attılar

Taradılar uykumun saatlerce uzun saçlarını

Şimdi sırtım sağlam karşımda hamle yatakları.

Bir elimde kılınç bir elimde zafer duaları

Konuşmayı izlemek isteyenler için:

https://www.youtube.com/watch?v=bxdgPekUoow

Deniz Demirdağ

Güncelleme Tarihi: 26 Eylül 2018, 10:07
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20