banner17

Bursa'da Yaşayan Değerler Dokuzuncu Kez Ödüllendirildi

'Değerlerimizi ölümlerinden sonra değil de yaşarken bilmeliyiz' düşüncesiyle yola çıkan Birlik Vakfı Bursa Şubesi, dokuz yıldan beri Bursa’da bu değerlerimizi yaşarken anıyor. Ödüller bu sene Kur’an’a Hizmet dalında Nurettin Başyiğit’e, İlme Hizmet dalında Prof. Dr. Mustafa Kara’ya ve Topluma Hizmet dalında da Salih Sayın’a verildi. Ahmet Serin yazdı.

Bursa'da Yaşayan Değerler Dokuzuncu Kez Ödüllendirildi

Kimliğimizi ve dolayısıyla insanlığımızı inşa eden değerlerin hayatımızdan çekip gittiğini söyleyenlerin sayısı günden güne artıyor. Bunu, hayatımızın her anında da görüyoruz zaten. İnsanın insanla teması muhabbet, saygı ve değer verme biçimlerinde değil artık. Çıkarla ve iş ilişkisiyle sınırlı çoğu zaman. Hatta temas bile kalmadı denebilir. İletişim araçlarıyla hallediliyor birçok şey. Bu da insani taraflarımızı azaltıyor, köreltiyor doğal olarak.

Toplumun bu halini gören, buna üzülen, hal çaresi arayanlar var şükür ki. Bu çareyi bireysel çabalar dışında kurumsal olarak da arayanlar var.

Birlik Vakfı Bursa Şubesi, bunlardan biri. “Değerlerimizi ölümlerinden sonra değil de yaşarken bilmeliyiz” düşüncesiyle yola çıkan vakıf, dokuz yıldan beri Bursa’da bu değerlerimizi yaşarken anıyor. Son etkinlik de 2 Haziran Cumartesi günü vakıf merkezinde, vakfın geleneksel iftarının hemen ardından yapıldı.

Vakıf başkanı Mustafa Bayraktar’ın sunuş konuşmasından sonra söz alan Bülent Arınç, Müslümanın manevi değerleri taşımakla mükellef olduğuna, bu değerlerin en önemlilerinden birinin de vefa olduğuna dikkat çeken bir konuşma yaptı.

Bir töreni aşan etkinlik bu

Bu etkinlik, her ne kadar bir ödül töreni biçiminde gerçekleşse de bence onu aşan bir yönü de var. Bu yönlerden en önemlisi, ihtiyacını duyduğumuz “kahramanların” içimizde olduklarını bilmemiz. Sanal dünyanın, zararlı ideolojilerin kahramanlarının cirit attığı dünyada, öğrencilerimize, arkadaşlarımıza, çocuklarımıza model olarak sunacağımız böyle kahramanlara ihtiyacı var çünkü Müslüman dünyanın.

“Sanal dünyanın, sinemanın/televizyonun, solun toplumda karşılığı bulunan kahramanlarına karşı bizim kahramanlarımız kim?” sorusuna hangi Müslüman düşünmeden, göğsünü gere gere ve toplumda karşılığı bulunan isimlerle cevap verebilir?

Çocukların gözü kahraman arar

Oysa çocuklar kahramanlara öykünerek büyür ve çocuklar bizim geleceğimizdir. Onları yitirdiğimizde her şeyimizi yitirmiş oluruz. “Yaşayan Değerlerimiz” işte bu yüzden önemli benim için. Bu girişim keşke sadece Bursa’yla sınırlı kalmasa da tüm Türkiye’yi kuşatabilse... Ama zamanla o da olur belki, neden olmasın?

İlme Hizmet”, “Kur’an’a Hizmet” ve “Topluma Hizmet” olmak üzere üç dalda verilen ödüller bu sene Kur’an’a Hizmet Dalında Nurettin Başyiğit’e, İlme Hizmet Dalında Prof. Dr. Mustafa Kara’ya ve Topluma Hizmet Dalında da Salih Sayın’a verildi.

Bir saka gibi iyilik taşır Nurettin Başyiğit

Nurettin Başyiğit, ömrünü Kur’an’a ve Kur’an öğrenmeye adamış bir değerimiz. Onun farkına, onu bilenler anlattıktan sonra varabiliyoruz ancak. Sevenlerinin, öğrencilerinin çizdiği portre, yanı başımızdaki değerleri göremediğimiz gerçeğini hatırlatıyor bizlere.

Nurettin Başyiğit, 1951 Kütahya doğumlu. İlkokuldan hemen sonra hafızlık eğitimine başlar. Bu eğitim, ömrü boyunca bitmez daha sonra. Zamanla eğitim alan biri olmaktan çıkarak eğitim veren biri haline gelir. İki yılda hıfzını tamamlayan Nurettin Başyiğit’in ortaokul birinci sınıfta okurken öğrencileri vardır artık. Zamanla o öğrencilerin sayısı artar, artar…

Sadece eğitimle ilgilenmeyen bir yürek

Hayır, sadece Kur’an eğitimi vermekle yetinmez Nurettin Başyiğit! O, aynı zamanda eğitim verdiği kişilerin dertleriyle de hemdert olur. Gönülleri incitmeden, kimselere hissettirmeden, bir saka gibi iyilik taşır öğrencilerine. Bunu da hayatının en normal işini yaparmış gibi yapar. Nurettin Başyiğit’in söylediği “Gerek öğretmenlik yaptığım mekanlara gerekse de evime Kur’an öğrenmek için gelenler hiç eksik olmadı.” cümlesi, onun yaptığı işin büyüklüğünü gösteren bir cümle olarak hafızalara kazındı. Prof. Dr. İsmail Çetin ise onun portresini “Hani Evliya Çelebi Bursa için ‘Bursa sudan ibarettir.’ der ya; Nurettin Hocamız da nezaketten, ilimden, fedakarlıktan ve müsamahadan ibarettir.” cümlesiyle çiziverdi.

“En büyük eserim Mustafa Kara’dır”

İslam düşüncesini derinlemesine inceleyerek İslam’ın toplumla buluşma yollarının öğrenilmesine büyük katkı sağlayan Prof. Dr. Süleyman Uludağ’ın “Benim birçok eserim vardır ama en büyük eserim Mustafa Kara’dır” cümlesiyle tarif ve taltif ettiği Prof. Dr. Mustafa Kara’ya, İlme Hizmet dalında ödül verildi.

Dervişlik onun meşrebinde var

Prof. Dr. Mustafa Kara, anlatılması müşkül biri. Bu zorluk, onun çok yönlü biri olmasından kaynaklanıyor aslında. Onu, ‘tasavvufu sadece kürsülerde anlatmayan, bizatihi yaşayan biri’ diye tarif etsek, bu tarife katılmayan olmaz sanırım.

Ama Prof. Dr. Mustafa Kara sadece bundan da ibaret değildir. Yakın çalışma arkadaşlarının ifadesine göre, en azından son yüz yılda Bursa’yı ve Bursa kültürünü en iyi bilen kişilerden biridir o.

İzzet sahibi bir Müslüman tavrı nasıl olur

Diğergâm biri olmasının yanında, izzet sahibi bir Müslümandır Prof. Dr. Mustafa Kara. Yrd. Doç. Dr. Mustafa Öcal’ın anlattığı bir anekdot, çarpıcı bir şekilde ortaya koyar bunu: “Toplantılarda ‘Ben bir imam tanırım’ diye söze başlayıp Müslümanlara hakareti alışkanlık haline getirir bir eski rektör. Bu toplantılardan birinde, henüz Yrd. Doç. sıfatını taşıyan Mustafa Kara ayağa kalkar ve ‘Ben bir nörolog tanırım’ diye söze başlayarak Müslümanlara yapılan hakaretlere karşılık verir. Sonrasında Mustafa Kara fakülteden atılmaz ama o rektör haddini bilir ve susar.”

Bilal Kemikli: “Mustafa Kara bir limandır”

Aldığı ödül dolayısıyla Mustafa Kara’nın sevenlerinden Prof. Dr. Bilal Kemikli’ye, bir Mustafa Kara portresini çizmesini istirham ettiğimde, aşağıdaki satırlarla çizdi o portreyi Kemikli Hoca:

Mustafa Kara'yı tek bir kelimeyle tarif et derseniz, onu liman olarak tanımlarım. Evet Mustafa Kara bir limandır. O sadece bazı dostları, Fakültedeki bazı meslektaşı olan hocalar ve asistanlar için değil, bazı öğrenciler için de limandır. Derdi olan gelir, onun kitaplarla çevrili odasında halleşir, dertleşir. Hoca mutat dinler... Bir çözümü olur mu? Esasen bu pek önemli değildir; zira insanlar illa bir aspirinî çözüm için gelmez bu limana. Hoca, belki bazen bir çıkış kapısı işaret eder. Ama asıl olan nedir? O meseleyi dinleyecek bir samimi "dost" aramak Liman demem de bu "dost" vurgusundan kaynaklanıyor. Bizi dinleyen dostlarımız bizim limanlarımızdır.

Modern zamanlarda insanlar, dinlemez oldular. Dinlemek sabır, tahammül ve kemal işidir. Kemal yani olgunluktan maksat, size aktarılanı saklayabilmeniz... Burada bir şey anlatıyorsunuz; bu oraya mahsus, oranın mahremiyetiyle alakalı bir söz. Ama daha yarım saat geçmeden o şeyi başka bir ortamda kulaklarınızla duyuyor, aşırıyorsunuz. Çok yüzeysel olduk... Çok konuşuyor. Çok kolay tüketiyoruz. 

Mustafa Kara, evet gerektiğinde iyi konuşur; iyi bir hatip, iyi bir hocadır... Lakin dikkat ederseniz, aynı zamanda iyi bir limandır. Kendine açılan sözleri dinlemesini ve saklamasını bilen bir liman.

Elbette güzel çalışmalar yaptı, değerli ilim adamları yetiştirdi. Ama asıl özelliği o limanlıkta saklı. Onun bazı öngörülerini tenkit ederim; eleştiririm, yanlışlarım. Bu çerçevede, sosyal ve siyasi okuyuşunda zaten iddialı değildir. Bazen hayal kırıklıkları olur; ama onu tölere etmeyi bilir. Odasında "Takma kafana!" yazan bir tablo var. Her şeyi demiyorum; ama çoğu yaşadığı sıkıntıları ve nedametlerini "takma kafana" diyerek geçiştirmeyi ve kendi kendini sağıltmayı bilir. İşte olgunluk burada. Dostluk da burada saklıdır.

Benim hoca-öğrenci ilişkim olmadı hocayla; ama hocamdır... Eserleriyle hocam oldu. Ama daima ağabeyim... Daima dostum oldu. Merhum Topçu'da buluştuk. Topçu derken Aziz Efendi’yi hatırlatmak isterim. Benim için Aziz Efendi ve oradan gelen köklü gelenek önemlidir. Mehmet Zahit Efendi ve merhum hocam Esat Coşan... Topçu bizi bir gelenekle buluşturuyor; Mustafa Kara da o geleneğin yaşayan bir temsilcisi. O bakımdan "ağabeyim" diyorum. Biraz iddialı olacak; ama aynı yolun sâlikleriyiz. Dostumdur, dedim; onun "gel" emriyle kalkıp geldim. Bursa kapısını bana açan odur. Keza birlikte çok değişik projeler yaptık... Seyyid Usul'de dersler, sempozyumlar, kitaplar ve TRT'ye belgeseller... "Şunu yapalım" dediğimde hiçbir zaman "hayır" demedi. Sadece son çalıştığım projede -Türkçeyi Kuran Şairler Projesinden söz ediyorum- yayıncının uzun bir destan gibi hazırladığı sözleşmeyi tasvip etmediği için projeden ayrıldı. Ama bu bizim dostluğumuza halel getirmedi; ben editör olarak Hocamın tavrını destekledim, onu anladım.” 

Dört şehir dört hoca: Mustafa Kara

Aynı gerekçeyle kendisinden bir Mustafa Kara portresi istediğim Doç. Dr. Hasan Basri Öcalan da Mustafa Kara’yı şöyle anlattı:

Dört Şehir Dört Hoca=Mustafa Kara

Kendisinin ifadesiyle yetişmesinde dört kişinin etkisi olduğunu söyler:

1-Kutuz Hoca Mehmet Kara- Rize: Babası, Rize’de din görevlisi fizikî babası olmanın yanında ilk muallimi, hafızlığını ondan tamamladı.

2-Nurettin Topçu-İstanbul: İstanbul İHL’de okurken tanıştığı ve vefatına kadar talebesi olmaya devam ettiği, fikir dünyasının oluşmasında en büyük etkiyi yapan kimse. Hareket çevresinde yer alan diğer insanlarla tanışması da bu sayededir. Bu dönemde hocası Emin Işık ve Hareket ekolünün diğer çevresiyle tanıştı.

3-Süleyman Uludağ-Kayseri. Kayseri Yüksek İslam Enstitüsü’nde lisans hocası oldu. İlmi terbiye ve araştırma metodunu ondan öğrendi. Profesör olsa dahi Uludağ’ın asistanı olmaya devam etti. Ücret bordrolarını doldurdu, öğrenci notlarını takip etti, Uludağ’ın danışmanı olduğu yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin hemen hemen bütün işlerini takip etti Hocasını emekli ederken meslektaşları ve öğrencileriyle “Süleyman Uludağ Hatıra kitabı” hazırladı.

4-Bandırmalı Tatlıcı Ali Ağabey /Tatveren) -Bursa: Mustafa Kara Bursa’ya asistan olarak geldikten sonra hayatının manevi dinamiklerine etki eden Ali Ağabeyini buldu. Bandırma’da oturan Ali Ağabeyi aksatmaksızın sık sık ziyaret etti.

Bir baba, çocuklar yetiştirdi. Üç kız bir erkek evlat yetiştirdi.

Bir dede: Bu çocuklardan torunları var ve onlarla hemhal olmaktadır.

Bir akademisyen: Kırk yıllık akademisyenlik hayatına kırk kitap ve sayısı bilinmeyen makale yerleştirdi.

Bir hoca: Genellikle cemal sıfatının tecelli ettiği, ancak zaman zaman celal sıfatının tecelli ettiği bir hoca olarak kırk yıldır talebe yetiştirdi.

Bir kitapsever: Kütüphanesinde tasavvuf başta olmak üzere edebiyattan felsefeye, sosyolojiden tarihe birçok sahada kitap bulunur. Kütüphanesini hocası Süleyman Uludağ ile beraber “Bursa Tasavvuf ve Edebiyat Kütüphanesi” adıyla Kültür Bakanlığına bağışladı.

Bir dost: Tanıştığı insanlarla ülfet kuran ve çevresi geniş olan bir insan.

Bir tabiatsever: Tabiatı sever, dostlarıyla, öğrencileriyle Uludağ’a yürüyüşe çıkar, zeytin toplamaya gider, mevsimine göre meyve devşirir.

Bir koleksiyoner: Son yıllarda dergilerin ilk sayılarından oluşan bir koleksiyon biriktiriyor. Laf aramızda İstanbul sahaflarına bunun için yüklü miktarda para da vermiştir.

Bir rehber: Bursa’yı onunla gezmeye doymazsınız. Zeynilerden başlayarak Bursa’nın tarihi yerlerini öğrencileriyle dostlarıyla mütemadiyen gezer ve rehberlik yapar.

Bir, bir, bir… Bunları çoğaltmak mümkündür.

‘68 kuşağının Müslüman temsilcilerindendir Salih Sayın

Topluma hizmet dalında ödül alan Salih Sayın ise, görünüşte sıradan olan ama gerçekte toplumdaki birçok dinamiği harekete geçiren vakıf insanlardan biri. Benim tanıdığım Salih Sayın da böyle, dinlediğim Salih Sayın da aynı. Bu konuda herkes hemfikir.

Hatice Babacan’ın hakkını savunan bir adam

Salih Sayın’la ilgili bir anısını anlatan Mustafa Kütahyalıoğlu, Ankara İlahiyat Fakültesi’nden tanıdığı Salih Sayın’ı anlatırken bir dönem Türkiye’sinin portresini de çizer aynı zamanda. Türkiye’de ‘68 kuşağı dendiğinde akla, Ankara İlahiyat Fakültesi’ne başörtülü olduğu için sokulmayan Hatice Babacan’ın hakkını savunmak için eylem yapanların gelmesi gerektiğine dikkat çeker Kütahyalıoğlu.

Kütahyalıoğlu’nun tanıklığına göre, o eylemleri organize edenlerden biri de Salih Sayın’dır ve Salih Sayın o zamandan bu yana, nerede bir Müslüman’ın derdi davası varsa oraya koşup durmaktadır.

Sevenlerinden Mehmet Göçmez de şöyle anlatır bu vakıf insanı:

Hizmete vakfedilmiş bir ömürdür onun ömrü

Salih Sayın’ın ömrü, hizmete vakfedilmiş bir ömür. Sadece Allah’ın rızasını kazanmaya odaklanmış bir yaşam onunki. Dava ruhunu özümsemiş, dava ruhunu her daim canlı tutmuş, dava için yol arkadaşları, ila-yı kelimetullah için neferler yetiştirmiş bir insan.

Koşulacak iş olduğunda sağına soluna bakmadan harekete geçen, sonrasının basit hesaplarına aldanmayan bir dava insanıdır o.

Bakınca rıza penceresinden bakan, konuşunca İslam için dertli olduğu anlaşılan güzel bir insan…

Ömrünü davaya ve gençlere adamış bu güzel insan, bu yolda olanlara sadece hocalık değil, yeri geldiğinde hizmetçilik yapacak kadar mütevazı biridir aynı zamanda. Makam ve mevki derdi olmadan, sadece Allah yolunda olmaya çalışan insandır Salih Sayın.

Yeri geldiğinde devlet kademesindeki ekibine yol gösteren, yeri geldiğinde küçüklere meyve taşıyan engin gönüllü, dertli bir insan. Zamanı gelince dava için bulunduğu koltuğu terk etmesini bilen, yerine geçene sonuna kadar destek olan, kibrin bulanık sularına bulaşmayan, soylu karakter abidesi bir kâmil insandır o. Bulunduğu meclislerde baş tacı edilen, yokluğunda aranıp özlenen, yokluğu hissedilen modern derviş... İslami çizginin dışına çıkmadan, sünnet-i seniyyeye bağlı, aşırılıktan uzak, takvaya dayalı, çağa uygun bir Müslüman’dır Salih ağabey. Allah sayılarını artırsın diye dua edelim.”

 

Ahmet Serin

Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2018, 15:38
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20