banner17

Bülent Akyürek çalar saati!

Bülent Akyürek binden fazla konuşma yaptığı programlar arasında ilk kez bir belediye organizasyonuna konuk oldu.

Bülent Akyürek çalar saati!

Başakşehir Belediyesi konuşması, Bülent Akyürek’in bini geçkin söyleşisinin tek istisnası. Genelde üniversitelerden davet alan yazar, ilk defa bir belediye tarafından davet edilmiş. Başakşehir Belediyesi’ne bir güzel insanı daha bizlerle buluşturduğu için teşekkür ediyor, Belediye’nin bu ilkle başka belediyelere de örnek olmasını diliyoruz.

İnsanlıktan çıkana kadar okuduğunu söyleyen yazar, kitaplarında neleri keşfettiğini anlattı. İçinizdeki Öküze Oha Deyin kitabı malumumuz, kişisel gelişime karşı kişisel gerileyiş kitabıydı. Hız, kazanç, güç algılarının ön planda olduğu zamanda bizi fişekleyip uçuran kişisel gelişim canavarına ‘içimizdeki ben’i öldürerek savaş açmamız gerektiğini söylüyordu. Her kitabında bir ümmet sıkıntısını işleyen Bülent Akyürek  Öğlen Namazına Nasıl Kalkılır kitabıyla, sabaha kadar zaten bir şekilde uyanık kalırken sabah namazına kalkabilme problemi taşımadığımızı ama gündelik yaşantımızda öğlen ve ikindi namazının ihmalini gündeme getirmişti.

Her daim dem vurup eleştirdiğimiz ama esiri olmaktan da kurtulamadığımız kapitalist dünya karşımızda, içimizde. Bu dünyanın hakkından ne zaman gelir, ne zaman normalleştirdiğimiz vazgeçemediğimizi elimizin tersiyle iteriz, bilmeyiz. Ama nesne ve olaya işe yararlık, derinlik düşüncesiyle bakan Bülent Akyürek’ten aldığımız notlarla rest çekelim:

Ölüm yoksa zalimlik varBülent Akyürek, İçinizdeki Öküze Oha Deyin

“Bize ölümü unutturdular. Bu yüzden ibadetler ıskalanmış oldu. Ampulü bulan Edison bizi akşam olunca akşam olmayan bir dünyaya düşürdü. Işığı kapatmadan ölümü düşünemeyiz. Modern insan, karanlıkta çekilen muhasebeden uzak kaldı. İnsan ayarlarıyla oynanıp vidası gevşetilince, ölümden uzaklaşınca ‘eşref-i mahlukât’tan da uzaklaştı. Böylece zalimlik ortaya çıktı. Başında kefenini sarıkla taşıyan insan, sarığı bırakınca ölümü de bırakmış oldu. “

Batılı hurafelere sorgulamadan inandık

“Eşyaların, nesnelerin aslında küçük bir nesne olmadığını, hesapla ortaya çıkan şeyler olduğunu didikleyerek anladım.  Modern dünyanın en feci olayı en iyi yalanı uydurma başarısıdır. Batının hurafelerinin arasında NASA da vardır. Biz uyurken NASA’nın göklerde taş sayan bir kurummuş gibi ortalarda dolaşması bize şu mesajı verir: Ola ki bir gün savaş çıkarsa bilin ki biz uçan kuşu bile görürüz. Belgesellerde çip takılmış sincapları izleriz. Yine verilen aslında bir sincabın bile onlardan habersiz halasına gidemeyeceğidir.

Biriktirmek ayıptır!

Temel Reis’le, sadece demirde olan demir ıspanağa yüklenir, Batı’nın elindeki ıspanak pazarlanır. Ağustos Böceği ile Karınca hikâyesiyle düşene bir tekme daha vurma aşılanır. Oysa bizde kapımıza gelenin Hızır aleyhisselam olma olasılığı vardır. Bizde misafir ağırlama, iki kişilik evde biri gelir diye fazla fazla yatak döşek barındırmak vardır. Hatta necip milletimiz aniden yüz on sekiz misafir gelir diye evinde yüz on sekiz parça porselen takımı bulundurur(!) Yine karınca bizi temsil edemez çünkü biriktirmek bizde ayıptır, yasaktır. Onlarda Terminatörler ölmez, Rambolar yenilmez, filmlerde yarım bedenli insanlar dünyayı parmak uçlarıyla değiştirir. Çam ağaçları dört mevsim yeşil kalıp ölümsüzlüğü bildirir. Biz sorgulamadan bu hurafelere uyduk. Her şey aslında bize uymayanı, bizde olmayanı, Batılı bir güç algısını pekiştirir.”

Hiçbir şey yok edilmez

“Tavlada bilmek diye bir şey yoktur. Rıza vardır. Kaderine razı olup her zarara rıza gösterirsen belki de uçar gidersin. Satranç ise lanet olası bir şaha bütün camiayı yedirir. Uzun emeldir. Kurgular, tuzak ve pusular üzerinedir. Müslüman’da ise er meydanı vardır. Savaşın hukuku vardır. Düşmanınla göz göze gelip tövbe işittiğinde durursun. Ama tövbede duran bir füze yoktur.

Beş vakit namazı anlatmayanlar günde üç kere diş fırçalamanın hikmetini, haccı anlatmayanlar Antalya’da tatili anlatır. Hiçbir şey yok edilmez, şeytani bir sufleyle alınanın yerine yenisi konur.”

Her ürün bize kültürünü de getirir

“Her eşya ve nesne önemlidir. Kullanırız, kullanmayız ama her nesne bize etki eder. Batı’nın ilmi, teknolojisi alınıp kültüründen etkilenmeme olmaz. Her ürün bize onun barındığı kültürü getirir. Kişisel gelişimden geçmiş, burnu havada, kibriyle ayakta bir insanın talim olabileceği tek yer eski sistem tuvalettir. Ama klozetle, modern insan tek eğildiği yerden kurtulup tuvalette genel müdür olur.”

“Biz daha teknolojik araçlar yaparak değil daha imanlı olarak yeneceğiz. Koca karı imanına inanacağız. Ya Allah Bismillah deyip yerden taş alıp da atarsak bir f-16’nın düşeceğine inanacağız. Duası tutan bir adam bulamazsak bedduası tutan bir nine bulacağız.” sözlerini “Ne yapacağız peki?” sorusuna okkalı bir cevap olarak kaydettik.

Ağabeyimizden ölümü hatırlamak ve istihdam alanı oluşturmak için bir de fikir aldık. Belediyeler duyduk duymadık, demesinler:

“Büyük şehirlerde ölüm hep unutulur. Belediyelerce biraz cenaze aracı ve ambulans alınabilir. Bu araçlar cenaze ve hasta varmış gibi dolaşırlar. Borsaya koşturur, dünya işleriyle boğuşurken ölümü hatırlarız. Hatta durum iyiyse cenaze aracı şoförünün yanına maaşıyla ağlayan biri de alınabilir.”

 

Ceylan Ergin haber verdi

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2012, 10:49
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20