Bizim önceliğimiz kültür ve edebiyat oldu

Rahmetli M. Akif İnan kendi döneminin fikir sakalarındandı. Bunun tescili, rahmetli Cahit Zarifoğlu’nun 'Yedi Güzel Adam' şiiridir. Ersin Nazif Gürdoğan da geçtiğimiz günlerde Bursa'da M. Akif İnan'ı anlattı. Ahmet Serin yazdı.

Bizim önceliğimiz kültür ve edebiyat oldu

 

 

Bazı insanlar vardır ki, bir hareketi, bir davayı, uzun ve çile dolu bir yürüyüşü anlamak için o insanları da tanımak, bilip anlamak gerek. Çünkü bizlerin sadece sonucunu gördüğümüz olayların, oluşumların arkasında ilmek ilmek dokunan çileler, kayıtlara geçmeyen fedakârlıklar, kendi öz çocuklarına ayrılması gereken zamanı yola bir taş daha döşemek için ayırmalar vardır. Gökyüzünde süzülüp uçan güvercini seyrederek duygulanmak, bu güvercinin uçuşuna bakarak duygulu şiirler yazmak güzel ama bunu yaparken, o güvercini kimin besleyip büyüttüğünü, sonra da nazenin kanatları hırçın fırtınalardan koruyup güvercini kimlerin uçurduğunu bilmek de gerek. Sadece bilmek de yetmez; bunu bir de güzel bir şekilde anlatmak gerek. Anlatmalı ki bilinsin; bilinsin ki bu diğergam insanlar hayatımızdan eksik olmasın, birer saka olarak kültürümüzü, medeniyetimizi, inancımızı, düşüncemizi yarına taşısınlar.

Mekânı cennet, rahmetli M. Akif İnan da kendi döneminin fikir sakalarındandı. Bunun tescili, rahmetli Cahit Zarifoğlu’nun “Yedi Güzel Adam” şiiri değil mi zaten? Bu şiir varken, başka bir hüccete gerek duyar mı insan hiç?

İşte bu güzel adam, Bursa’da anıldı. Genç Memur Sen Bursa Şubesi, bu güzel adamı anlatması için bir başka güzel adamı, hayatımızda “Görünmeyen Üniversite” olduğunu bize ima eden, bize umut, bize ufuk aşılayan Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan’ı davet etti konuşmacı olarak.

11.01.2014 Cumartesi günü gerçekleşen anma, Bursa’nın güzel kültür mekânlarından Ördekli Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Sunuculuğunu Genç Memur Sen Bursa İl Başkanı Yunus Emre Altuntaş’ın yaptığı programda, önce Memur Sen Bursa Şube Başkanı Numan Şeker, Akif İnan’ın sendikacılık yönünü anlattı. Konuşmasında, Memur Sen’in sadece üyelerinin haklarını savunan bir sendika olmadığını, aynı zamanda milletten yana tavır alan bir STK olduğunu söyledi.

Numan Şeker’in konuşmasından sonra takdimi yapan M. Kamil Berse, hayatında iki Akif’in çok önemli olduğunu ve bu iki Akif’in de Müslümanların dertleriyle dertlenen Akifler olduğunu söyleyerek, M. Akif Ersoy ile M. Akif İnan’ın kendisindeki karşılıklarının çok büyük olduğunu söyledi. Bu kısa takdimden sonra söz, Ersin Gürdoğan’a bırakıldı. Ersin Gürdoğan, içinde yoğrulduğumuz kültürün zenginlik ölçüsünün mal-mülk olmadığını, dost zenginliği olduğunu söyleyerek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü:

Düştüğümüz yerden kalkmalıyız!

“Akif İnan’ı 1968 yılında, Ankara’da tanıdım. O zamanki dost/ağabey halkamızın içinde Nuri Pakdil, Fethi Gemuhluoğlu, Muammer Dolmacı, Özdenören kardeşler, Erdem Beyazıt, Akif İnan gibi kişiler vardı. O yıllarda dünya büyük bir kargaşa içindeydi. Ülkemiz de bu kargaşadan nasibini almış, birçok insan kurtuluşu ya ABD ya da Rusya’nın safında olmakta görüyordu. Ama benim de içinde bulunduğum bu grup, böyle düşünmüyordu. Bizler gücü, başkalarının yanında olmakta değil, yitirdiğimiz yerde, yani kültürde, sanatta, edebiyatta, medeniyette arıyorduk. Peşinden gidilecek kişiler olarak ideolojik önderleri değil Mevlanaları, Yunusları, Şeyh Galipleri gördük. Dönemin şartları gereği herkes sanayileşmeden bahsederken Nuri Pakdil bizlere, 'Kızılay’da kitabevi açmak, bir üniversite kurmak kadar önemlidir.' derdi. Bunun için bizim önceliğimiz hep kültür, sanat, edebiyat oldu. Büyük Doğu’nun, Edebiyat’ın, Diriliş’in yayınına ara verdiği bir dönemde biz Mavera’yı çıkardık ve Kızılay’da da, hem kitabevi hem de büro açmayı başardık. Biz, medeniyet iddiamızı kaybetmekle yıkıldığımızın farkında olduğumuz için. çıkışımızın da bu iddiayla olacağını biliyorduk. İşte Akif İnan da, bu düşüncenin aksiyoner isimlerinden biriydi.”

Necip Fazıl, Akif’in evinde kalırdı

Ersin Gürdoğan, bugün ülkeyi yöneten yerli kuşağın yetişmelerine zemin hazırlayan iklimin kurucularından birisinin de, kendisi olduğunun farkında değilmiş gibi alçakgönüllülükle sürdürdüğü konuşmasında, bu iklimin ne gibi fedakârlıklarla oluşturulduğuna da değindi birkaç cümleyle. Bu fedakârlığı anlamak için, arkadaşlarının Cahit Zarifoğlu hakkında söyledikleri şu cümleyi kayda geçirmek yeterli sanırım: “Cahit, güne üç mesai sığdırırdı. Öğleye kadar çalıştığı kurumun işini yapar, öğleden sonra derginin işini yapar, gece de sohbetlere giderdi.” Aslında bu, sadece Cahit Zarifoğlu’nun değil, hepsinin mesaisini anlatan bir cümledir. Bunu, Gürdoğan’ın şu sözlerinden anlamak mümkün: “Necip Fazıl merhum, Ankara’ya geldiğinde, kendisine yapılan tüm davet tekliflerini reddederek Akif İnan’ın evinde kalırdı. Bizler de gece olduğunda Akif’in evine gider, Necip Fazıl’ın sohbetine katılırdık. Bu sohbetlerde Necip Fazıl bizlere, yerli kalmanın gerekliliğinden, ‘Cebimizde kaybettiğimiz güneşi Batı’da değil, yine cebimizde aramamız gerektiğinden’ bahseder ve mutlaka dışa açılmamız gerektiğini söylerdi. O zamanlar Üstad’ın ifadesiyle bir dolmuşu dolduramayacak kadar az olan bizler, kısa zaman sonra tüm dünyada bilinir, okunur olduk.”

Özal ekonomide, Akif İnan sendikacılıkta açılımı sağladı

Ersin Gürdoğan, günümüzün güçlü Türkiye’sinin üzerinde yükseldiği temelleri ve bu temelleri atanları anlatırken, aynı zamanda bir toplumun nasıl ayakta kalacağının da ipuçlarını veriyordu. Bu ipuçları öncelikle medeniyete, kültüre, sanata sahip çıkmak, sonra da eğitim ve ekonomide güçlü olmak şeklinde formüle edilebilirdi. Bu formülü uygulayan ABD mesela, dünyaya hükümran oluyordu. Kısacası, yitiğimizi, yitirdiğimiz yerde aramalı, düştüğümüz yerden kalkmalıydık. Gürdoğan, Akif İnan ve sendikal hareketlerden önceki Türkiye’nin fotoğrafını çekmeye şu sözlerle devam etti: “Bizlerin kültür, sanat, edebiyat alanlarındaki açılımı, Turgut Özal’ın ekonomideki açılımıyla desteklendi. Rahmetli Turgut Özal, benim de içinde yer aldığım ekibe karşı ilgisini her zaman korumuştur. Kültür-sanat adamları olarak bizler, medeniyet iddiamızı dünyaya açarken, Turgut Özal da ülkenin ekonomisini dünyaya açmıştır. Bunlar birbirinden kopuk olaylar olmadığı gibi, bizler de Turgut Özal ile birbirimizden kopuk insanlar değildik. Tüm bunlar, bu ülkenin yerlilerinin, kendimiz kalarak ülkeyi ayağa kaldırma çabalarından başka bir şey değildi.”

Ya öğrenen ya öğreten ol!

Türkiye’yi kalkındırma sevdalısı olan yerli duruş sahibi insanların kültür, sanat, edebiyat ve ekonomide yaptıkları hizmetlerin, yine aynı ekibin yiğit insanı olan Akif İnan’ın eğitim ve sendikacılık alanındaki çalışmalarıyla daha da ileriye taşınmasının amaçlandığını söyleyen Ersin Gürdoğan, bu çalışmaları ve bu çalışmaların itici gücünü şöyle anlattı: “Bizim kültürümüz bize, ‘Ya öğrenen ya öğreten ol!’ der. İşte rahmetli İnan da, eğitimin kültürel-sermaye boyutu olan sendikacılık faaliyetlerini Müslümanlara açmış, Müslümanları da sendikacılık faaliyetlerine taşımıştır. Çünkü Akif İnan, hepimizin ısrarla vurguladığı gibi, bizim medeniyetimizin, ‘ya dünya ya ahiret’ medeniyeti olmadığını biliyor; ‘hem dünya hem de ahiret’ diyordu. Biz, iki dünyayı da sahiplenen bir medeniyetiz. Dünyayı ihmal etmenin geçmişte bizi ne kadar zayıflattığı açıktır. Geçmişte tarım önemliyken toprağı çok olan ülke zengindi. Sanayi önemliyken sanayi tesisi çok olan ülke güçlüydü. Ama artık bilgi önemli ve bilgi için de eğitim vazgeçilmezdir. İşte rahmetli Akif de bunu görüp bu yönde çalışmalar yapmıştır. Ayrıca Akif, derviş biriydi. Onun gönül dünyasının mimarı, Siirt Baykan’da ikamet eden Molla Ali Arıncî isimli bir Nakşi şeyhiydi. Akif İnan şeyhini çok sever, bizlere hep onu anlatır, onu ziyarete götürmek isterdi. Hatta bazen biz bu ısrarını ona söylediğimizde, o bize, ‘Bir hazine buldum, dostlarımla paylaşmayayım mı?’ derdi coşkulu gönlüyle. İşte bizim medeniyetimiz böyle bir medeniyettir: Sinan gibi dünyaya kalıcı eserler bırakıp, Yunus gibi, Mevlana gibi, gönüller inşa eden bir medeniyettir. Akif İnan da böyle bir medeniyetin güzel bir çocuğudur.”

Samimi tavırlarıyla etkili konuşmaların mimarı olan Ersin Gürdoğan’a, sohbetinin sonunda Memur Sen yetkilileri tarafından çiçek buketi takdim edildi.

 

Ahmet Serin, bir güzel günün notlarını paylaştı.

Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2014, 16:39
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13