Bizde sanatçı hakikatin habercisidir

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, üç gün boyunca 'İslâm, Sanat ve Estetik' konusunu masaya yatırdığı 6. Dini Yayınlar Kongresi sona erdi. Hüseyin Kahraman kongrenin son gününde katıldığı oturumların notlarını aktardı.

Bizde sanatçı hakikatin habercisidir

 

 

Geçtiğimiz gün, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, üç gün boyunca (29/30 Kasım 2013)  “İslâm, Sanat ve Estetik” konusunu masaya yatırdığı 6. Dini Yayılar Kongresi’ne katıldım. Dinler ve Estetiğin Keşfi, İslâm Sanatının Tarihsel Serüveni, İslâm ve Edebiyat, İslâm ve Mimari, İslâm ve Musikî, İslâm ve Görsel Sanatlar, Geleneksel Türk İslâm Sanatları, Din ve Sanat Konulu Neşriyat konularında oturumların gerçekleştirildiği kongrede, uzmanlar ve akademisyenler önemli tebliğ ve müzakerelerde bulundular ve öneriler sundular.

Ben de çalışma alanımı ilgilendirdiğini düşündüğüm, Dinler ve Estetiğin Keşfi, İslâm ve Edebiyat oturumlarındaki tebliğ ve müzakereleri izledim. Ardından Hilmi Yavuz'un, “Medeniyetimiz ve Sanatçı Kimliği” konulu özel oturumuna katıldım. Son olarak da Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in yönetiminde kongre genel değerlendirmesinin yapıldığı oturumda bulundum.

Çocuk edebiyatında din dili değil, onu da kuşatan 'hakikat dili' kullanılmalı

Dinler ve Estetiğin Keşfi oturumunda tebliğciler (Prof. Dr. Sadık Kılıç, Prof. Dr. Yavuz Ünal, Prof. Dr. Burhanettin Tatar, Prof. Dr. İlhan Kutluer, Doç. Dr. Ekrem Demirli, Prof. Dr. Turan Koç) literatürümüzdeki “hüsn”, “cemal” ve “kemal” kelimelerinin açılımı üzerinde yoğunlaşarak estetiğin, "İnsanın, Allah karşısındaki sevgiden (aşktan) kaynaklanan tasavvurlarıdır" görüşünde birleştiler.

İslâm ve Edebiyat oturumunda ise, Doç. Dr. İsmail Güleç, Kur'ân'a göre şiir ve şair konusunda hadislerden de örneklerle oldukça detaylı bir çalışma yapmış. Prof. Dr. Alaaddin Karaca, çağdaş Türk romanlarını baştan sona tarayarak, dinî muhteva açısından bir değerlendirmeye tabi tutmuş. Doç. Dr. A. Cüneyt Issı, çağdaş Türk şiirinde din konusunda önemli bir ayrıntıyı yakalamış: "Tanzimat şiirinde, dini sınayan bir yaklaşım söz konusu olurken; İslâmcı şiirde, hayatı din ile sınayan bir yaklaşım söz konusudur." Doç. Dr. Ahmet Albayrak, “Çocuk Edebiyatında Din Dili” konulu sunumunda, yayıcılara ciddi bir uyarısı vardı: "Çocuk edebiyatında din dili değil, onu da kuşatan 'hakikat dili' kullanılmalı." Daha sonra, Prof. Dr. Alim Yıldız, Dr. Ahmet Koçak, Sadık Yalsızuçanlar, Mevlâna İdris sunulan tebliğleri müzakere ettiler.

Bizde sanatçı hakikat habercisidir

Hilmi Yavuz ise, özel oturumda, Eski Yunan’dan günümüze sanatçı kimliğini tarihsel süreç içerisinde ele aldı. Eski Yunan'dan burjuva toplumuna kadar Batı'da sanatçıya değer verilmediğini, bizde ise daima el üstünde tutulduğunu söyleyen Yavuz, bizde sanatçının; “hakikat habercisi”, “hakikatin ifşa edicisi” olarak kabul edilmesinin bunda etkili olduğunu belirtti. Hilmi Yavuz, ayrıca bizim medeniyetimizde şairlerin daima ön planda olduğunu vurgulayarak, “Bizim şiirimizde hakikat, mecazla örtülerek daha sonra ifşa edilmiştir. Ben de bir şiirin nasıl söylendiğine değil, muhtevasına bakarım” açıklamasında bulundu.

Allah, bir işi en güzel bir şekilde yapmanızı sever

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in yönetiminde, kongre genel değerlendirmesinin yapıldığı ve Sayın Görmez'i bu vesileyle daha yakından tanıma fırsatı elde ettiğim son oturum, benim için gerçekten çok etkileyici oldu. Sayın Görmez, iki taraftan gelen iki önemli eleştiriye cevap verme lüzumunu hissetti. Birincisi, yazarların ve bazı sanatçıların getirdiği eleştiriydi ki bu, sanatçıların daha çok geçmiş eserleri taklit ettikleri ve özgün eserler ortaya koyamadıkları yönündeydi. Daha önemli olan ikincisi ise, “Bunca başka önemli meselemiz varken, bu konuda bir kongre yapmaya ne gerek vardı?” şeklinde bazı kişisel eleştirilerdi. Sayın Görmez, aynı zamanda bir hadis hocası olarak, Peygamber Efendimizin (s.a.v) bir hadisini, hadisin söylenmesine sebep olan olayla birlikte açıklayarak, bu eleştiriler karşısında neden böyle bir kongreye ihtiyaç duyduğunu çok dokunaklı ifadelerle açıkladı: “Peygamber Efendimizin (s.a.v) biricik oğlu İbrahim, kabre defnedilirken Efendimiz, kabrin özenle kazılmamış olduğunu gördüklerinde ashabını uyarırlar. Ashab da, ‘Biz ne yaptık ki?’ dercesine şaşkın bakışlarla birbirlerine ve Peygamber Efendimize (s.a.v) bakarlar. Bunu anlayan Peygamber Efendimiz (s.a.v) onlara, ‘Allah, siz bir iş yaptığınızda, bu işi en güzel bir şekilde yapmanızı sever (ister)’ buyururlar.”

Sayın Mehmet Görmez'in, bir babanın ve annenin yavrusuna sahip çıkma hassasiyeti derecesinde bir önemle sanat ve estetiğe sahip çıktığını açıklaması, günümüz şartlarına baktığımızda oldukça duygusal bir anlam kazanıyor. “Güzellik-güzel iş” ve “çocuk sevgisi-çocuk safiyeti” kavramları, yapılan işin anlamıyla ne kadar da örtüşüyor. Gerçekten, yavrusuna (değerlerine) sahip olamayan, onu nasıl büyütebilir (özgün olarak geliştirebilir)?

 

Hüseyin Kahraman dinledi ve aktardı

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2013, 16:40
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13