'Biz öğüt alıyoruz' diyorsak ne mutlu bize!

Zülfikar Durmuş geçtimiz hafta Kayseri'de düzenlenen bir etkinlikte Kur'an, Müslüman ve Kur'an'a karşı tavrımızın ne olduğunu sorgulayan bir konuşma yaptı. Fatih Pala konuşmadan notlaırnı aktarıyor.

'Biz öğüt alıyoruz' diyorsak ne mutlu bize!

 

 

Hayat ve hidayet rehberi olan kerim kitabımız Kur’an ile yol almanın gayesini güdenlerden bir grup Müslüman, adına “Venhar Kur’an Evi” dedikleri bir mekân açmışlardı Kayseri’de 1 Mart 2013 tarihinde. Burada, haftanın belli günlerinde, belli saatlerde Kur’an üzerine okumalarda, sunumlarda, sohbetlerde bulunuyorlar. Cumartesi günlerini ise genel sohbet günü olarak belirlemişler ve her hafta saat 19.30’da bir misafir’i ağırlayarak konuşturuyorlar. 04.01.2014 Cumartesi günkü misafirleri, Nevşehir Hacı Bektaş-ı Veli Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dekanı olan Profesör Doktor Zülfikâr Durmuş idi. Zülfikâr Durmuş Hoca, Kur’an-ı Kerim’de Ulus ve Uluslararası İlişkiler (Gökkubbe Yay.), Kur’an’a Göre Kur’an (Rağbet Yay.) ve Kur’an’ın Türkçe Tercümeleri/”Aziz Kur’an” ve “İnsanlığa Son Çağrı Örneği” (Rağbet Yay.) isimli telif eserlere imzasını atmıştır.

Peygamberler, inanç medeniyetinin temsilcileridirler

Seçkin katılımcıların olduğu ortamda, kendisini dikkatle dinleyenlere Zülfikâr Hoca öncelikle, son dönemlerde Kur’an’a yönelişlerin olmasının sevindirici olduğunu söyledikten sonra, sohbetinde Kur’an, Müslüman ve tavır kavramlarının üzerinde özellikle duracağını belirterek sözlerine şöyle devam etti: “Kur’an’a karşı tavrımız, onu tanıyıp tanımamamızla belirginleşir, anlamını bulur. İnsanın Kur’an’la hayatını anlamlandırabilmesi için neye ihtiyacı vardır? Kirlenmiş bir akla ve vicdana sahipsek, bu sorunun cevabı Allah’ın vahyidir. Kur’an’ın temel amacı, şirke düşmüş olanları tevhidin aydınlığına çıkararak o bataklıktan onları kurtarmaktır. İnsan, özünde mümindir. Ama yaşarken hayatına etki eden belli başlı saikler, onu değiştirebiliyor. Bununla birlikte Allahu Teâlâ insana, her türlü kötülükten uzaklaşma yetisini de vermiştir. Ve Rabbimiz, insanlara şefkat ve merhametle muamele etmeyi kendine ilke edinmiştir.”

Zülfikâr Durmuş, bütün peygamberlerin mensubu ve temsilcisi olduğu bir medeniyetten, yani inanç medeniyetinden bahis açtı. Peygamberlere iman edenlerin de aynı şekilde bu medeniyete dâhil olduklarını belirttikten sonra şunlara dikkat çekti: “Kur’an, Allahu Teâlâ’nın garantörlüğü altındadır. Maide Suresi’nde geçtiği üzere, Yahudilerden Tevrat’ı korumaları istenmiştir. Ama onlar korumamışlar, koruyamamışlardır bir türlü kitaplarını. Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’i korumaktadır. Şunun da iyi bilinmesi gerekir ki, Kur’an’ın korunmasıyla birlikte, Kur’an anlayışı ve tasavvuru koruma altına alınmamıştır. Bu, insanın seçeneğine bağlıdır.”

Buyur Rabbim, benden ne istiyorsun, ne yapmamı istiyorsun?

Kur’an’da cennet ayetlerini okurken ciddi manada sevinebiliyorsak ve cehennem ayetlerini okuyunca da hakkınca üzülüp ağlayabiliyorsak, bu durumun Kur’an’ı tanıdığımız, onunla tanış olduğumuz anlamına geldiğini ifade etti Durmuş. ‘Kur’an Allah kelamıdır.’ sözünü söyledikten ve normalde çok genel geçer bir cümle olduğunu, herkesin bunu kabul ettiğini; ama muhtevasına inilmediğini belirttikten sonra cümlelerine şunları ekledi: “Kur’an’ın, Allahu Teâlâ’nın sözü olduğuna inanıldığı gibi, o sözlere gereğince kulak verilirse; yani Allah, ‘Ey iman edenler!’ dediğinde, ‘Buyur Rabbim, benden ne istiyorsun, ne yapmamı istiyorsun?’ diye karşılık verebiliyorsak, işte kurtuluşumuzun reçetesi bu olacaktır. Kur’an, içselleştirilerek okunmadığından dolayı, okuyanlar üzerinde bir etki bırakmıyor.”

Zülfikâr Durmuş Hoca’dan daha pek çok şey öğrendik. Kur’an, indiği dönemde hem yazılmış ve hem de ezberlenmiş tek kitap olma özelliğini taşıyor imiş. Kur’an, anlaşılması kolay bir kitaptır; bunu Rabbimiz: “Biz bu Kur’an’ı anlayasınız diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mu?” şeklinde duyurur bize. “Eğer, ‘Evet ya Rabbi, biz öğüt alıyoruz!’ diyebiliyorsak ne mutlu bize…” dedi Durmuş. Kur’an’ın, aynı zamanda yaşanması da kolay bir kitap olduğunun altını çizerek şu mesajları verdi: “Kur’an, hidayet rehberidir. Bütün insanlık için gönderilmiştir. Bir kitap yayımlattığınızı düşünün. Siz, o kitabı herkes okusun diye yazar ve yayımlatırsınız; ama ilgilisi alır okur. İşte Kur’an’ı okumak da, böyledir.”

İmanın artması, amellerin heyecanla ve cesaretle yapılmasına bağlıdır

“Kur’an niçin gönderilmiştir?” sorusuna, özellikle “Ayetleri üzerinde düşünülsün, tefekkür edilsin,” diye gönderilmiştir cevabını verdi konuşmacımız. “Allahu Teâlâ, Kur’an’da ne diyor?” denli soruların Kur’an’ı anlamaya dönük sorular olduğunun, Kur’an’ın insanlığı doğruya iletmek için, uyarmak için ve problemleri çözmek için gönderildiğinin, Kur’an’da dinî ve ahlakî olarak her şeyin bulunduğunun ve gerisini insanın kendi aklıyla çözebileceğinin, Kur’an’ın hayata yön vermek için gönderilmiş ilahî bir kelam olduğunun bilinmesinin gerekliliğini anlattı.

Sohbet konusu olan “Kur’an’a karşı tavrımız nasıl olmalı?” sorusunu soran Zülfikâr Hoca, Kur’an’a karşı olumsuz bir tavır almamızın mümkün olmayacağını, en önemli tavrın onu anlamaya çalışarak ve peş peşe sürekli olarak okumak olacağını; her okuyuşta Allahu Teâlâ’nın kalbimizi açacağını söyledi. Onu düşünerek okumanın, ona itaat etmenin ve onu yaşamanın, gönderiliş gayelerinin en büyüğü olduğunu söyleyen Zülfikâr Hoca, her okunan ayetin müminlerin imanını artıracağını, imanın artmasının amellerin heyecanla ve cesaretle yapılmasına bağlı olduğunu, imanın insana aksiyonerlik katacağını ve ayrıca, Rabbimizin “Allah’a, Resul’üne ve sizden olan ulu’l emr’e itaat edin!” bildirisini iyi düşünüp idrak etmemiz ve gereğince hareket halinde olmamız gerektiğini vurguladı.

Zülfikâr Durmuş Hoca, sözlerini bir mühim acımıza parmak basarak sonlandırmayı yeğledi. Kur’an’ın biz müminlere hep bir yöntem-usul verdiği, öğrettiği halde; şu an biz İslam ümmetinin yaşadığı en büyük sorunlardan birisinin yöntemsizlik olduğunu üzülerek, hayıflanarak söyledi.

Kur’an üzerine yoğunlaşmış bir ilim adamını dinlemenin hoşnutluğuyla o akşam, Venhar Kur’an Evi’ndeki dostlara selam vererek evimize doğru yol aldık hane halkımızla birlikte. Dışarıda havanın soğuk olmasının, içimize doluşan Kur’an hakikatlerinin sıcaklığına hiçbir tesiri olmadı hamd olsun.

 

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 16 Ocak 2014, 16:47
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13