Birlikte yaşamak için gönüllülük ve çaba lazım

Prof. Dr. Celal Türer Kütahya'da Birlikte Yaşama Kültürü ve Felsefesi' konulu bir konferans verdi. Sevil Dağcı etkinlikten notlarını aktarıyor.

Birlikte yaşamak için gönüllülük ve çaba lazım

Ben- senin, öteki-berikinin, biz-diğerlerinin neyi oluyoruz?” şeklinde sorularla, yaşamımızı, birlikte yaşamayı, kendimizi sorgulatan oldukça faydalı bir seminere katılmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Çarşamba seminerleri kapsamında, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Türk Felsefe Derneği sekreteri Prof. Dr. Celal Türer’i 7 Mayıs Çarşamba günü misafir etti. “Birlikte Yaşama Kültürü ve Felsefesi” konulu konferansa ilahiyat fakültesi ve diğer fakülte öğrencileri yoğun ilgi gösterdi. Konferans, DPÜ. İİBF’inde amfi 2’de gerçekleşti.

Konuşmasında birçok soru ve örneklerle dikkatimizi çekmeyi başaran Türer, şu açıklamalarda bulundu: “Ortak yaşam kültürü ve felsefesi son 10 yıldır gündemimize aldığımız bir konu. Batı ise farklı başlıklar altında 80-90 yıldır bu konuyu tartışıyor çünkü Batıda modernlikle birlikte bireysellik ve benlik olgusu meydana geldi.

Bugün birlikte yaşamak bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Bu gezegende birlikte yaşıyoruz ama birlikte yaşamak dediğimiz şey bu değildir. Birilerinin çoğunluk vasıtasıyla tek-tipleştirdiği veya surlarla birbirine temas etmeyen toplulukların yaşaması da birlikte yaşam değildir. Birlikte yaşamak, hangi hususlarda ortaklık, hangi hususlarda farklılıklarımızın olduğunun farkında olmaktır. Birlikte yaşam bir nevi var oluş tezâhürü meselesidir.”

Ben’ deyince karşıda ‘sen’ kavramı oluşur

'Birlikte yaşam'ın bir ahlak meselesi olduğuna dikkat çeken Celal Türer, konuşmasına şöyle devam etti: “‘Birlikte yaşam’ cümlesini irdelediğimizde, ‘birlikte’ kelimesi fazla gibidir aslında, çünkü herkes yakın çevresiyle birlikte yaşamaktadır. Fakat birlikte yaşamak aynı ortamda birlikte yaşamak değil bir ahlak meselesidir, aslında insan olma sorunudur. Erasmus’un da dediği gibi, 'İnsan doğulmaz, insan olunur.' İnsan olma, başkalarıyla beraber olduğumuz alanda meydana çıkar. Acaba gerçekten insan mıyız? Yaşamda var olan mesele, insan olma meselesidir. Bu meseleyi Hamlet 'Olmak ya da olmamak' diye ifade ediyor, ifadede eksik olan ise 'İnsan olmak ya da olmamaktır.'”

Konuşmacı, insanın iki kürede yaşadığını belirterek bunları şöyle açtı: “Birincisi beşer küresidir, bu küre bizi insan kılmaz. İkincisi ise beşer küresini de kapsayan ahlak küresidir. Beşer küresi, hayatımızı sürdürdüğümüz küredir, bütün eylemimizi gerçekleştirdiğimiz alandır. Ahlak küresi ise süsleyebildiğimiz derecede insanlığımızın artacağı küredir.

Biz yakınlığı ‘üns’ kavramıyla ifade ederiz. Bunun zıddı ‘nisyan’dır. Filozoflar 'Kevn ve fesad oluşu sürdürmeyince ünsiyet, sürdürünce nisyan olur.' derler. İlkel kabilelere bakacak olursak onlarda ‘ben’ bilincinin gelişmediğini görürüz. Bu algı modernlikle birlikte gelişmiştir. ‘Ben’ deyince karşıda ‘sen’ kavramı oluşur, 'beriki’ ve ‘öteki’ kavramları oluşur. Bu iki ifadeyi tahlil edersek, öteki ile beriki arasındaki ilişki nasıl kurulur? Bu ilişki ontolojik çare ilişkisidir. Aramızda bir teklif ve davet ilişkisi oluşur. O’nu davet edebilmem için de önce kendimi tanımlamam gerekir. Örneğin, 'ben Galatasaraylıyım’ dediğim anda diğerlerinden ayrılmış olurum. Ben kendimi bu şekilde tanımlarsam ötekinin de kendini tanımlaması meşrulaşmış olur. ‘Ben Türk’üm’ derseniz, ötekinin de ‘Kürt’üm’ demesi meşru değil midir?

Hâlbuki ortak yaşamda farklılıklarımızın değil ortak yönlerimizin ortaya koyulması gerekir. Ahlaki alana katılmamız gerekir, bu alana katılmazsak insanlığımız gelişmiyor. İnsaniyet alanı ise insanlardan değil, şahıs ve kişilerden oluşur.”

Birbirimizi tanımamızın iki yolu

Türer, konuşmasına 'öteki' ifadesini açarak şöyle devam etti: “Dostoyevski ‘Öteki’ adlı romanında, ‘Ötekini tanıyalım’ der. Şu kötülükleri yapan kimdir? Ben olamam kimdir? Cevabı, ‘öteki’ olarak verir. Bizim sıkıntımız da budur. İki kişiyle aramızda yaptığımız değerlendirmelerde, hep biz iyi oluruz, öteki kötüdür. Oysa bizim kültürümüzde insaf vardı, ‘insaf’ kelimesi ‘nısf’ kelimesinden türer ki Arapça’da yarım demektir. Yarı yarıya öteki de haklı demektir.

Bu âlem birlik âlemidir. Sûfîler, ‘Dünya hayatı üç gündür, onun da biri gelirken gider’ derler. O’ndan geliyoruz, O’na gidiyoruz, Bir’den geliyoruz, Bir’e gidiyoruz. Peki, neden bir olup gidemiyoruz da çokluk âlemine düşüyoruz? Çünkü Efendimiz (sav.)’i örnek alamıyoruz, Yunus’un dediği gibi, yaratandan ötürü yaratılmışı sevemiyoruz.

Aslında farklılıklarımızdan çok, ortak yönlerimiz var. Geçmişimiz bir, kültürümüz bir, dilimiz bir, dinimiz bir. Birlikte yaşamak gönüllülük işidir. Aynı gemideyiz ve birliktelik için gönüllülük de yetmez, çabalamamız lazım. Birlikte yaşamaya azm ü cehd ü kast eylememiz lazım. Birbirimizi tanımamız lazım; bunu da iki yolla gerçekleştirebiliriz. Birincisi, doğal empati, ikincisi ise kültürel empatidir.”

Celal Türer, “Bugün millet olarak maddi yönden geliştik fakat entelektüel yönden ve ahlakî yönden gelişemedik maalesef. İnsaniyet ailesine şahıs olarak, kişilik olarak neyi umursadığımızı göstererek katılmamız gerekir.” diyerek sözlerine son verdi.

Cenab-ı Allah bize millet olarak birlikte yaşamayı, birlikte olmayı başarmayı nasip etsin. Böyle güzel faaliyetleri düzenleyen fakültemizin güzide hocalarına ve Celal Türer Hocama sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Allah hepsinden razı olsun.

 

Sevil Dağcı haber verdi

Güncelleme Tarihi: 16 Mayıs 2015, 10:58
banner12
YORUM EKLE

banner19