Birlikte yaşama ahlakı ve hukuku nasıl gelişir?

Ömer Faruk Söylev, Ömer Faruk Erdoğan ve Ergin Ögcem, Kütahya'da İlahiyat Fakültesi'nde düzenlenen Kutlu Doğum panelinde konuştu. Sevil Dağcı etkinlikten notlarını aktarıyor.

Birlikte yaşama ahlakı ve hukuku nasıl gelişir?

Kutlu Doğum haftası etkinlikleri çerçevesinde, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bir hafta boyunca çeşitli etkinliklere imza attı. Bu etkinliklerden biri de Kutlu Doğum haftasını kutladığımız Nisan’ın 16’sında, Güzel Sanatlar Fakültesi Kırmızı salonda gerçekleştirilen Kutlu Doğum paneliydi. Konumuz “Hz. Peygamber (SAV) ve birlikte yaşama hukuku ve ahlakı” idi.

Moderatörlüğünü Dumlupınar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri bölüm başkanı Yrd. Doç. Dr. Ümit Aktı’nın üstlendiği panelde, açılış konuşmasını İlahiyat Fakültesi dekanı Prof. Dr. Bilal Kemikli yaptı. Konuşmasında “Bir arada yaşamın temelinde ilim ve bilgi vardır. Muhatabı bilirsem onunla yaşam ahlakım oluşur. Okuyarak ahlaklı olunmaz, ancak yaşayarak olunur.” açıklamalarını yapan Kemikli, “Hz. Peygamber el-Muallimdir, onun öğretmenliğine muhtacız, onu anlamayı Hak nasip etsin.” temennisiyle konuşmasına son verdi.

Birlikte yaşam tecrübesini oluşturabilmemiz için...

Panelin ilk sunumunu İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Din Psikolojisi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Söylev gerçekleştirdi. Söylev şunları söyledi: “Bakara/30, Âraf/24, Şems Suresi ve Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayet-i kerimesinde insanın zayıf yönlerinden bahsedilir. İnanların bu özellikleri sebebiyle, Allah cc. insanı yaratacağı zaman, melekler, yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak insanın neden yaratıldığını sormuşlardı. Hucûrat Suresi’nin 13. ayetinde, insanın farklı farklı yaratıldığı ve bunun sebebinin de birbirimizle tanışmamız olduğu beyan ediliyor. Kur’an’ın temel gayesi insanların bir arada ve mutlu yaşamasını sağlamaktır. Birlikte yaşam ahlakını öğrenerek, mutlu ve güvenli bir toplum oluşturabiliriz. Bu hukuka riayet edilmezse cahiliye toplumu meydana gelir. Farklı yaradılış gayemiz birbirimizi tanımak içindir. Tanıyamadığımız zaman mutluluk ortadan kalkıyor. Egonun şişmesi, bireyselliğin kutsanmasıyla aşırı tüketim, sınırsız ve acımasız bir rekabet oluşturuyor, bu yüzden birçok savaş yaşandı ve günümüzde de yaşanmaya devam ediyor. Allah cc. ‘Öteki olanı kabul edin!’ buyuruyor. Nitekim Hz. Peygamber, Medine’ye hicret edince, oradaki farklı dinlere mensup kabilelerin ibadetlerine engel olmadı. Böylece bir arada yaşam tecrübesi canlı tutulmaya çalışılmıştı. Ne yazık ki, Peygamber Efendimizin hayatta olduğu dönemde bile, en ufak kıvılcımda kabileler arasındaki husumet alevlene biliyordu. Tarihte yaşanan bu hâdiseler günümüzde de, maalesef yaşanmaya devam ediyor.”

Ömer Faruk Söylev, “birlikte yaşam tecrübesini oluşturabilmemiz için sevgi temelli yaklaşımlar oluşturmalıyız. Peygamber Efendimizin etrafında birbirine kenetlenmiş bir duvar gibi olmalıyız.” tavsiyesinde bulunarak sözlerine son verdi.

Efendimiz, üç türlü yozlaşmanın gerçekleştiği bir topluma gönderildi

Panelin ikinci sunumunu, İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Anabilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Erdoğan gerçekleştirdi. Konuşmasına, kendisinin de cevabını tam olarak veremediğini belirttiği bir soru ile başladı. “Hz. Muhammed kimdir?” sorusunu soran Erdoğan, “konuşmamın sonunda sorunun cevabı hakkında sizlerden görüşler alacağım” diyerek, sözlerine şöyle devam etti: “Kur’an insanlığın temel kitabıdır. 'Ya Eyyühennâs!' ifadeleri, ‘Kim bir insanı öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de bir insanı yaşatırsa tüm insanları yaşatmış gibidir.’ bildirimi ve daha pek çok yönleriyle insanlık kitabıdır ve bütün insanlar tarafından sahiplenilmesi gerekir. Peygamber Efendimizin, Arap toplumuna mensup olması, Kur’an’ın Arapça olması yerel olmasını gerektirmez, zira mesaj evrenseldir. O dönemin Arap toplumuna cahiliye toplumu denilmesinin sebebini yanlış anlıyoruz. ‘Cahiliye’ tabiri bu topluma; ahlaki, hukuki ve dini bir çöküntü içinde oldukları için verilmiştir. Nitekim o dönemdeki Arap toplumuna bakıldığında, şiir ve edebiyat alanında gelişmiş, kültür birikimi olan bir toplumu karşımızda görüyoruz. Ayrıca zeki bir toplum, çünkü Efendimiz yirmi üç sene onlarla fikri mücadele veriyor. Bugün kapitalizmin yaşandığı Batı toplumlarının yapısı cahiliye Arap toplumunun yapısına benzer durumdadır.

Peygamber Efendimiz, üç türlü yozlaşmanın gerçekleştiği bir topluma gönderilmiştir. Yozlaşmaların ilki insanî yozlaşmadır; bu tür yozlaşmalarda ahlak ortadan kalkmıştır. İkincisi, adaletin yozlaşmasıdır; haklar çiğnenmekte ve adaletsizlik hat safhadadır. Adaletsizlik en fazla kadın- erkek arasında yaşanmaktadır. Bunun en bariz ve can acıtıcı örneği, kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesidir. Kan davaları, kölelik sistemi ve kabile savaşları ötekileşmeyi doğurmuştur. Üçüncü yozlaşma ise dinde meydana gelen yozlaşmadır. Aslında Araplar, Hristiyanlığın, Yahudiliğin temel öğretilerini biliyorlardı. Çoğu da Allah’a inanıyordu fakat putları ortak koşuyordu. Peygamber Efendimiz, böyle bir toplumla müthiş bir tevhid mücadelesi verdi. Tevhid ilkesinden uzaklaşan toplumlar, birlikte yaşam felsefesini de kaybetmiştir.”

Ömer Faruk Erdoğan, “'Hz. Muhammed kimdir' sorusunu öğrencilerime de soruyorum ve bu soruya verilen cevaplar genelde iki başlık altında toplanıyor: Birincisi, Efendimizin kimlik bilgisi, ikinci başlık ise yaşam hikâyesi. Maalesef dar pencereden olaylara bakıyoruz. Felsefe derslerinde bile felsefe tarihi işliyoruz. Felsefe yapmayı öğretemediğimiz için filozof yetiştiremiyoruz.” şeklindeki açıklamasının ardından Hz. Muhammed’in kim olduğuna dair soruya herkesin kendi dünyasından bakarak cevap verebileceğini söyledi. Bu soruya kendini bağlayan cevabı şöyle özetledi: “Bana göre Hz. Peygamber’in kim olduğu sorusuna verilebilecek şahsımı bağlayan cevap: 'O, vahyin ışığının karartıldığı bir dünyaya, ruhu ve bedeniyle ışık olan, insanlığını kaybetmiş bir topluluğa insanlığını tekrar hatırlatan, kısacası kalplerde ve zihniyetlerde tarifsiz bir devrim yapan, önce kul sonra elçi olduğunun farkında bir hayat yaşayan yegâne şahsiyettir.'” Bu sözlerinin akabinde konuşmasına son verdi.

Avrupa'da Müslümanlar kasıtlı olarak kenar mahallelere yerleştiriliyor

Panelin üçüncü sunumunu, DPÜ. İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Din Felsefesi öğretim üyesi Yrd. Dç. Dr. Ergin Ögcem yaptı. “Avrupa’da birlikte yaşam” başlığı altında açıklamalar yapan Ögcem, uzun yıllar yurt dışında yaşamış olmasının tecrübesiyle şu konulara temas etti: “Birlikte yaşama ahlakının temelini, Maide Suresi’nin 32. ayet-i kerimesi oluşturur. Öldürerek, yok ederek hiç bir medeniyet inşa edilemez. İslam medeniyeti hem ruhen, hem cismen insanı yaşatmak gayesindedir. Birlikte yaşamanın düsturu, tarihsel izleri koruyarak, imha etmeden yaşam fırsatını karşınızdakine sunmaktır. Dönüşüm ve değişim baskıyla değil, gönül rızasıyla olmalıdır.

Avrupa ile Müslümanların ilişkileri, Kuzey Afrika’dan İsviçre’ye göçlerle başlamıştır. Modern dönemde ise Avrupa ile ilişkilerimiz dört şekilde gelişmiştir: İlki, Avrupalıların, sömürge için gittikleri ülkelerden köleleştirmek için insan getirmesiyle; ikincisi, İslam ülkelerinden işçi transferi yoluyla; üçüncüsü, mülteci şeklinde gelen Müslümanlar yoluyla; dördüncüsü ise, Avrupalılardan Müslüman olanlar vesilesiyle oluşmuştur. Avrupalılarla ilişkilerimizin güzel gelişmemesinin sebebi ise, plansız bir şekilde zor şartlarda Avrupa’ya göç eden Müslümanların, Avrupa’nın kültür seviyesinin altında olması ve genelde inanç yönünden zayıf olanların gelmiş olmasıdır. Bu açıdan ele alacak olursak birbirimize karşı bakışımızı şöyle değerlendirebiliriz.

Bizim Avrupalılarla diyaloğumuz: Haçlı seferi, fütuhat hareketleri gibi yaşanan savaşlar sonucunda, birbirimize ön yargılı yaklaşmaktayız. Avrupalılar ise bizi barbar, gittikleri yerleri talan eden insanlar olarak görmektedirler.

Avrupa’da yaşayan Müslümanların birbirlerine karşı bakış açıları: Tek ümmet olma, birleşme duygusu Müslümanlar arasında yok maalesef. Müslümanlar geldikleri ülkelere göre ayrışırken, mensup olduğu îtikadî ve fıkhî mezheplere göre de kutuplaşmalar görülüyor.

Avrupalıların bize bakış açısı: Avrupalılar kendilerini coğrafya bakımından, ırk bakımından bizden üstün görüyorlar. Entegrasyon adı altında, kültürler arası diyalog adı altında, asimilasyon yapıyorlar. Dini eğitim almamız engelleniyor, hatta din adamlarımızı kendileri yetiştirmek istiyorlar. İbadethanelerimizin her şeyine karışıyorlar. Müslümanlar hakkında bilinçli olarak anti propaganda yapılıyor. Kendileri hakkındaki kötü haberleri asla duyurmuyorlar. Özgürlük adı altında İslam’a saldırı, hoşgörü olarak kabul ettirilmeye çalışılıyor. ‘İslami terör’ gibi kavramlar bilinçli olarak kullanılıyor. Yerleşim yerlerinde gettolaşma uygulanıyor, yani Müslümanlar kasıtlı olarak kenar mahallelere yerleştiriliyor, halklar arasında kaynaşma olmaması ve müdahale etmenin kolay olması maksadıyla bu uygulama yapılıyor.”

Ögcem, sunumunu şu tespitle noktaladı: “Müslümanların yaşam olanağı bakımından en rahat ettiği ülkeler, dinle bağı en az olan ülkelerdir. Avrupalılar dinden uzaklaştıkça müsamahaları artar, Müslümanlar ise dinden uzaklaştıkça hoşgörüleri azalır.”

Kutlu doğum paneli, “Hz. Muhammed kimdir?” sorusuna izleyicilerin verdiği birbirinden farklı ve ilgi çekici cevaplarla, belleğimizde hoş bir seda bırakarak son buldu. Emeği geçen herkesten Allah razı olsun. Allah cc. Peygamber Efendimize yakışır bir şekilde ötekileştirmeden, kutuplaşmadan, tek ümmet olarak bir arada yaşamayı bizlere nasip etsin inşallah…

 

Sevil Dağcı notlarını aktardı

Yayın Tarihi: 22 Nisan 2015 Çarşamba 14:08 Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2015, 14:17
banner25
YORUM EKLE

banner26