Birlik Vakfında üniversiteler konuşuldu

Birlik Vakfı Bursa Şubesindeki Cuma Sohbetlerinin 7 Ekim Cuma akşamki konuğu, UÜ Rektörü Prof. Dr. Kamil Dilek’ti.

Birlik Vakfında üniversiteler konuşuldu

Birlik Vakfı Bursa Şubesinde  periyodik olarak düzenlenen Cuma Sohbetlerinin 7 Ekim 2011 Cuma akşamki konuğu, Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamil Dilek’ti.  Vakıf Başkanı Mustafa Bayraktar’ın ifadesiyle, UÜ Rektörü Prof. Dr. Kamil Dilek, Vakfı teşrif eden ilk rektördü aynı zamanda. UÜ Rektörü Prof. Dr. Kamil Dilek, “Bursa’da Yükseköğretimin Geleceği” başlığını taşıyan sohbet/konferansında hem Uludağ Üniversitesine, Üniversitenin Türkiye’deki yerine değindi hem de genel olarak Türkiye’de eğitimin kalitesi(!) hakkında içerden bilgi verdi. İlgilisinin dikkatle okuyacağını umduğum notlarım şöyle:

Üniversitelerin amacı nedir?

Üniversiteler, esas olarak üç amacı gerçekleştirmek için vardır. Bu amaçlar, önem sırasına göre sıralandığında şunlardır: Eğitim, Araştırma, ve Toplumla ilişkiler.

Genel olarak Türkiye’deki üniversitelerde araştırma konusunda bir yeterlilikten söz edilemese bile, üniversiteler, asli işi olan eğitimleri büyük bir fedakarlıkla yapmaktadırlar. Mesela üniversitemizde, haftada 56 saat derse giren öğretim üyemiz vardır ve bu, azımsanmayacak bir fedakarlıktır. Öğrenci yetiştirmek için yapılan bu fedakarlık, yazık ki araştırma yapılmasını engelleyen bir durum olarak bir olumsuzluğa da yol açmaktadır.

Üniversiteler özerk (mi?)Prof. Dr. Kamil Dilek

Eğer özerklik ‘kendi bütçeni yapabilme, dilediğin öğretim üyesini ve dilediğin öğrenciyi alabilme, performansını beğenmediğin öğretim üyesi ile yollarını ayırabilme, üniversitenin kapasitesine göre okutacağın öğrenci sayısını belirleme’ ise, şunu bilmeliyiz ki Türkiye’de devlet  üniversitelerinin özerk olduklarını söylemek zordur.

Gerçekte “organizatör” konumunda olması gereken YÖK, “emredici” bir konumda. Mesela üniversitemizin öğrenci sayısı aşağı yukarı her sene % 7 oranında artmaktadır ama bu artış bizim isteğimizle olmamaktadır. Bu artış YÖK tarafından yapılırken de, bize, kapasitemizin bu fazla öğrenciler için yeterli olup olmadığı sorulmamaktadır. Bunun sonucunda da şöyle bir şey ortaya çıkmaktadır: Batı’da ortalama olarak 35 öğrenciye bir öğretim üyesi düşerken bizde bu sayı bazı bölümlerde 300 öğrenciye bir öğretim üyesi şeklinde olmaktadır.

Bir diğer önemli sorun

Özellikle tıp fakültelerine baktığımızda, Üniversite sınavında yüzde üçlük başarı dilimine giren öğrencilerin genellikle tıp fakültelerini tercih ettiklerini görüyoruz. Ama ilk ve orta öğretimde çok başarılı olan ve bu başarılarını % 3’lük dilime girerken de gösteren bu öğrencilerimizin, üniversitede performans ve motivasyonlarının ciddi olarak düştüğünü görmekteyiz.  Bunun öncelikli sebebi, ilköğretim ve ortaöğretim müfredatlarının öğrencileri çok fazla yorması.

Diğer önemli bir sebep de, iletişim becerilerinin çok gelişmemiş olması.

Bir diğer önemli sorun,öğretimin her düzeyinde, eğitim sisteminin fazlasıyla teorik kalarak hayattan kopuk olması. UÜ olarak biz, özellikle son zamanlarda ‘uygulamalı eğitim’e ağırlık veriyoruz. Bu amaçla yaptığımız çalışmalar ve denemelerimiz sonunda, uygulamalı eğitimin teorik eğitimden kat kat yararlı olduğunu gördük.

Öğretim üyeleri ne haldedir

Genel olarak öğrenci-öğretim üyesi ve hatta toplumda ciddi bir motivasyon eksikliği olduğunu görüyoruz.

Öğretim üyelerinin motivasyon eksikliğinin öncelikli sebebi, maddi sıkıntılardır. Öğretim üyelerimizin maaşları ve üniversitelerimizin AR-GE için ayırdıkları bütçe, Batı üniversitelerine göre çok yetersiz kalmaktadır.

Öte yandan, iletişim becerisi yüksek öğretim üyelerinden oluşacak bir kadro, öğrencileri motive ederek onların gelişmesini sağlayabilir.

Demokrasi, bilim ve ekonomi

Bilim üreten kurumlar olarak üniversitelerin eskiden tevarüs eden sorunları olduğunu da görüyoruz. Zaten genel olarak Türkiye’de bir “Fikrini ifade etme” sorunu var. Üniversiteler, fikir üretme merkezi olmalılar ama ülkemizin yakın tarihine bakıldığında, üniversitelerimizin bu konuda çok da iç açıcı örnekler vermediğini söyleyebiliriz. Özellikle bazı dönemlerde  birçok şey emir-komuta zinciri içinde yapıldı. Bu da, bilimsel çalışmaları ve bilim adamlarının motivasyonunu engelledi.

Şu da önemli bir etken: Batı üniversitelerinde yapılan araştırmalar, bir şekilde ekonomik değer üretmektedir. Oysa bizim üniversitelerimizde yapılan araştırmalar, bir ekonomik değer üretmemektedir.

Birlik Vakfı BursaBir iğne de öğrencilere

Bir diğer önemli sorun da, öğrencilerin bilimsel çalışmalardan uzak olması. Batı üniversitelerinde nerdeyse her öğrencinin ciddi bir çalışması varken bizde böyle bir ciddi proje hazırlama geleneği yok. Üniversite olarak biz, bunun farkındayız ve bunu kırmak için de daha ortaöğretim çağındaki öğrencileri şimdiden üniversite ile tanıştırma projeleri geliştiriyoruz. Buna yönelik bazı çalışmalar yaptık ve olumlu sonuçlar elde ettik.

Diğer yandan öğrencilerimiz kendilerini sosyalleştirecek olan sportif-kültürel-sanatsal etkinliklere gereken önemi vermemektedir. Bu da onların iletişim becerilerinin körelmesine yol açmaktadır.

Ne yapmalı?

Batıyla entegrasyon önemli. Dünyadaki en iyi 500 üniversite arasına ilk defa bu sene dört üniversitemiz girebildi. Dünyadan bu kadar kopuk olan üniversitelerin başarılı olması beklenemez.

Diğer yandan, mezun ettiğimiz öğrencileri istihdam eden kurum ve kuruluşlarla daha yakın ilişki kurup bu kurum ve kuruluşlardan aldığımız verilere göre eğitim sistemimizi sürekli güncellemeliyiz.

Bir de, dünya üniversiteleriyle öğrenci değişimi programları var. Farabi, Erasmus programları gibi. Bu programlardan yeterince yararlanabilirsek bu da üniversitelerimizde kaliteyi arttırır. Batıda çok yüksek olan bu öğrenci değişimi oranı, maalesef bizde çok düşük.

 

Ahmet Serin bildirdi

Yayın Tarihi: 09 Ekim 2011 Pazar 20:13 Güncelleme Tarihi: 10 Ekim 2011, 22:33
YORUM EKLE

banner19

banner26