Bir neslin öncüsü muallim Mahmut Bayram Hoca

Cumartesi günü yakın tarihimizin öncü bir ismi Mahmut Bayram hocayı hayatı ve hatıralarıyla yâd ettik. Kâmil Büyüker, yazdı.

Bir neslin öncüsü muallim Mahmut Bayram Hoca

Mahmut Bayram Hoca'nın ismini yakın tarihte müteaddid defalar duymuştum. Ancak aynel yakin talebelerinden, yakınlarından işitmek için İstanbul Gönüllü Eğitimciler Derneği'nin İSAM Konferans Salonu'nda düzenlediği programa iştirak etmek için günleri iple çektim diyebilirim. Nedeni çok açık: bir neslin öncüsü olan bu muallimlerden sadece birisi olan Mahmut Bayram hocanın dünün gençliğine olduğu gibi bugünün insanına da ruh üfleyen nefesine ihtiyacımız var. Dün, bereketli, münbit olan bu topraklarda bugün maalesef bir çölleşme yaşıyoruz.

Maksat çok açık: Rıza-ı İlahi'yi kazanmak

Fatih Horhor caddesi üzerinde yer alan Kızıl Minare camiinin imamı olan Mahmut Bayram hocanın dün ve bugün hayırla anılmasının tek sebebi var. Yaptıklarını rıza-ı ilahi için ve karşılıksız yapması... Nihayet ardında aynı ruhu, hissiyatı taşıyan talebelerinin olması bu güzelliğin hâlâ tesirinin devam ettiğini gösteriyor. Düzenlenen panele Prof. Dr. Salih Tuğ, Prof. Dr. Mahmut Kaya Hoca ve Prof. Dr. Hüsrev Subaşı konuşmacı olarak katıldı. Hepsinin ortak özelliği hocanın sağlığına yetişmiş ve talebelik etmiş olmalarıdır. Bunlardan en kıdemlisi Salih Tuğ hocadır ki onun da hem babasının arkadaşı, hem de iki sene Arapça hocası olmuştur.

Hüsrev Molla Akademisi

Panelin açılış konuşmasını hatırlarından kesitler sunarak Salih Tuğ hoca yaptı. Salih Tuğ, Mahmut Bayram hocayı, Mahmut Bayram hoca yapan menbaın Hüsrev Hoca (Aydınlar) olduğunu ifade etti. Hüsrev Aydınlar Hoca ki Hüsrev Molla ismiyle maruf ve Fatih Camii'nde kurmuş olduğu sayısı 15-20 kişi olan talebelerine ders anlatan ulemadan, dersiam bir zat. Ders verdiği hususi talebeler içinde Abdullah Naim Şener, Salih Şeref, Abdülhalim Akkul, Yaşar Tunagür, Salih Tuğ Hocanın babası Mehmet Tuğ, Yozgat Akdağmadeni Müftüsü Sadık Hoca, Sabahattin Zaim'in amcası İbrahim Vardar, Mahmut Bayram ve ismini tamamlayamadığımız diğer isimler yer alıyor. Minberle mihrap arasında verilen eğitimin bugünkü tabirle adı Hüsrev Molla akademisi. Hüsrev Hoca bila ücret bu işi yapıyor. Ve ders verdiği talebelerin hemen hepsi bir müftü donanımında yetişiyor. Salih Tuğ hoca Mahmut Bayram hocanın bir kaç ayırt edici vasfı hakkında şunları söyledi:

"Bunlardan birisi ne kadar bilgisi, enerjisi varsa bunun caminin dışına taşımak için çabaladı. Fatih cami civarı, oturduğu ve görev yaptığı Kızıl Minare Camii civarında ne kadar müşkülü olan isim varsa hepsinin imdadına koşardı. Bir diğer hususiyeti ise hutbelerinde geleneksel İslami konular yerine günceli, güncel meseleleri yorumlayıp vermeyi tercih ederdi."

Çarşaf yerine manto(!)

Duruş sahibi bir mü'min olarak Mahmut Bayram'ın hayatından çok çarpıcı bir örnek veren Salih Tuğ, şunları nakletti: “1960 ihtilali sonrası dönemin valisi, belediye başkanı, örfi idare komutanı imamları toplar ve çarşafla gezinmenin yasak olduğunu ve getirdikleri manto ile dolaşılmasını ister ve imamlara bu mantolardan dağıtır. Sıra Mahmut hocaya gelince der ki "Efendim ben şimdi bu mantoyu alıp, refikama çarşafı çıkar bunu giy deme hakkını kendimde göremiyorum. Eğer bu işi siz yapabilirseniz, buyurun siz yapın" der. Salih Tuğa Hoca, Mahmut Bayram Hoca'nın bu yönüyle de inancından, ilkelerinden asla taviz vermeyen bir insan olduğunu da ifade etti.

Dersini kızının vefatında dahi terk etmeyen hoca

Daha sonra sözü alan Mahmut Kaya hoca ise 1955'te İstanbul'a geldiğini ve o dönemde İstanbul'da 27 tane dersiam bulunduğunu, onları da yokluğa mahkum etmek için maaşlarının üçte bire indirildiğini söyledi. Cumhuriyet döneminin en büyük kıyımının bu dindar, inançlı insanlara yapıldığını ifade eden Kaya, İstanbul'a geldiği tarihlerde hocaların kapısını çaldıklarını kimisinin "evladım biz artık tarih olduk" dediklerini, kimisinin "aman evladım kanunen yasak" deyip korku ve baskı döneminde kendi kabuklarına çekildiğini ifade etti. 

Hatta kimi ders veren hocaların ise "elinizde çantayla gelmeyin, kitapları koltuğunuzun altına koyun, teker teker gelin" gibi tedbirlere başvurduklarını da üzülerek ifade etti. Hüsrev Hoca'nın ilmini aktarma yolunda verdiği üstün cehd ve gayreti dile getiren Mahmut Kaya hoca, Mahmut Bayram Hoca'dan nakille Hüsrev Molla'nın bir halini şöyle aktardı:

Hüsrev Molla'nın kızı tüberkülozdan vefat eder. Ancak hoca yine de derse gelir. Ancak derste durgundur. Sebebini sorarlar. Der ki: “Kızım vefat etti.” Talebeleri, “Hocam ders yapmayalım isterseniz” deseler de "evladım kızımı defn edecek birileri elbet bulunur ancak bu dersi vermezsem yarın Allah bana bunun hesabını sorar” dediğini nakletti. Paraya hiçbir şekilde iltifat etmeyen bu nesil için de Hüsrev Hoca bir gün elini cebine atar iki cebini de dışında çıkararak "cepler boş, gönüller hoş" dermiş.

Ümmetin derdi ile dertlenirdi

İmam Hatip okulunda derslerine giren Mahmut Bayram hoca, hiçbir şekilde derslerde vakit kaybetmek istemez, dersi sürekli ayakta verir. Bazen tahtayı silmekte ceketinin kolunu kullanmakta beis görmez. Mahmut Kaya hoca 1963 yılında Fatih'te Tuti Abdullah mescidinde göreve başladığında lojman sıkıntısı vardır. Mahmut Bayram hoca sürekli "Adaşım nasıl gidiyor?" diye halini sorar. Lojman olarak tahsis edilen yerin altının ahşap döşenmesi gerekmektedir. Bir gün Mahmut Bayram hoca kapıyı çalar. Kapıyı açan Mahmut Kaya hoca bakar ki, hocanın omzunda tahtalar, at arabası da peşimden geliyor der. Aksaray'dan yüklenmiş tahtaları getirmiştir. Mahmut Kaya hoca Mahmut Bayram hocanın ümmetin derdi ile dertlendiğini çok güzel örneklerle ifade etti. Onun hayatında tatilin, boş zamanın asla yeri yoktu diyen Mahmut Kaya, yaz kış Kızıl minare mescidi talebe ile dolar taşardı, diyerek sözünü tamamladı.

O aşina "çehreler" şimdi yok

Son olarak söz alan Prof. Dr. Hüsrev Subaşı ise merhum babası İbrahim Subaşı vesilesi ile dönemin güzel insanlarını tanıdığını ve onların meclislerinde usûl, adab, erkan öğrendiğini ifade etti. Dikkat çektiği husus "çehreler" idi. Hakikaten o aşina çehreler, bakışlarında nur, sizi hakikate çağıran simalardan bugün çok azına rastlıyoruz. Hüsrev Hoca da bundan yakındı. O insanların yanında sohbetlerinde, meclislerinde bulunmaktan lezzet alırdınız, dedi. Mahmut Bayram hocanın İmam Hatip'te dört yıl öğrencisi olan Hüsrev Subaşı, bunun kendisi için büyük bir bahtiyarlık vesilesi olduğunu da sözlerine ekledi.

Gönlümüzü titreten vaizler artık yetişmiyor 

Programın ekserisi hatırlarla yüklüydü ancak bugün ne durumdayız ve problemlerimiz üzerine de iç dökme kabilinden sözler de söylendi. Mahmut Kaya Hoca söz aldı ve şunları ifade etti: “Bugün 1200 İmam Hatip, 1.200.000 İmam Hatipli var. 96 İlahiyat Fakültesi var. İhmal ettiğimiz çok önemli bir alan olduğunu düşünüyorum. İslami ilimlere dair bütün külliyatlar bugün elimizde, çevrildi ve Türkçe'ye kazandırıldı. Ancak en büyük eksiğimiz gönül dünyamızı titretecek vaizler yetişmiyor artık. Mahmut Bayram hoca bir keresinde bana şunu söylemişti: 'Adaşım, bildiklerimi söyleyemiyorum. Cenazem ortada kalır, namazım kılınmaz. Böyle Müslümanlık olmaz.' demişti." 

Programda ayrıca talebelerinden Sadık Demirci, Mahmut Bayram Hoca'nın oğlu Vehbi Bayram, yine Kızılminare Mescidinin müezzini Mehmet Hoca'nın kızı ve Mahmut Hoca'nın 10 yıl dersine devam etmiş olan Halime Hocahanım da hatıralardan kesitler sundular. Programın kalıcı hediyesi ise İGEDER'in hazırladığı içinde Mahir İz, Mahmut Bayram, Nurettin Topçu, Yaman Dede, Selçuk Eryadın'ın yer aldığı İz Bırakan Eğitimciler kitapçığı oldu. Mahmut Bayram hocanın himmeti daim olsun, ruhu şad olsun.

Kamil Büyüker yazdı. 

Etkinliğin tamamını videoadan izleyebilirsiniz: 

 

 

Güncelleme Tarihi: 16 Ocak 2017, 20:07
YORUM EKLE

banner19