banner17

Bir mücevher gibi idi Hayrabad Cami

Kâğıthane'nin suretini belirleyen bir cami idi Sadabad Camii. Ama başına ne geldiyse cemaatsiz kalınca geldi.

Bir mücevher gibi idi Hayrabad Cami

Sultan III. Ahmed döneminde Kâğıthane Deresi kıyısında yazlık bir saray, bahçe duvarları dışına da Hayratiye ya da Hayrâbâd adında bir de cami inşa edilmişti. Sarayın yanındaki bu caminin açıldığında ilk cemaat arasında sultan da yer almıştı. Hayratiye, Sâdâbâd Sarayı’nın önce II. Mahmud sonra da Sultan Abdülaziz devrinde yenilenmesi sırasında yeniden inşa edilmiştir. Bugün mevcut olan cami Abdülfettah Efendi’nin hattıyla yazılmış giriş kapısı üzerindeki manzumeden de anlaşıldığı üzere 1279 (1862-63) yılında yanındaki Çağlayan Kasrı ile birlikte Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır. Bu manzumenin son mısraları şöyledir:

25321
(-)

“Eyledi bünyâd Sadabâda

Cami-i zîbâ-yı Han Abdülaziz”

Bugün camiye banisine izafeten Aziziye Camii de denmektedir.

Saray Baş Mimarı Ermeni kardeşler

Mimarı Sarkis Balyan, birçok yapıda olduğu gibi, Sâdâbâd Camii’ni de büyük bir olasılıkla kardeşi Agop Balyan ile birlikte tasarlamış ve inşa etmiştir. 1863 yılında camiyi inşa eden Sarkis ve Agop Balyan kardeşler, o dönemde saray baş mimarları idiler.

Çağlayan Kasrı mamur olduğu sürece Sadabad Camii de bakımlı olmuş ve Kağıthâne Deresi’nin güzelliklerini yansıtmak isteyen ressamlara konu teşkil etmiştir. Nitekim Mustafa adında bir ressam tarafından yapılan yağlı boya bir tablo halen Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi’ndedir. Ancak mezkûr kasır 1935’ten itibaren ihmal edilmeye başlanınca ve Kâğıthane çayırları eski önemini yitirince cami de bundan nasibini almış; cemaatsiz kalmış ve terk edilmiştir.

25322
(-)

Ah, o meş’um yıllar!

Buraya kadar her şey normal… Ancak bu tarihlerden sonra caminin başına gelenler hakkında ulaşılan bilgiler gerçekten de izahı güç olan şeylerdir. İkinci Dünya Savaşı’nın yaşandığı yıllarda caminin kandilleri, kapı ve pencere kanatları yağmalanmış, camları kırılmış, kristal avizesi, kubbe ve kurşunları parça parça sökülmüştür. Bir vakitler gül ve lalelerle bezeli, içinde bir de namazgâhı bulunan bahçesinde mermer süs havuzu ise 1974’lerde yok edilmiştir. Kubbe alemi çalınmış, pencere pervazlarının bazıları düşmüş, kubbesi içten parçalanmış, içerde güvercinler yuva yapmış, duvarları örümcek bağlamış, zemininde altın bulma ümidiyle kazılar yapılmış ve her yağmurda su baskınına uğrar bir duruma gelmiştir. Böylesine ağır saldırılara maruz kalan caminin bu esnada korunmamış olması ve bakımının yapılmaması başlı başına bir vahamet gibi görünmektedir. Ancak tüm bunlara rağmen 1997 yılında Sadabad Projesi çerçevesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından caminin restorasyonuna başlanmış ve yaklaşık bir yıl içerisinde tamamlanmıştır.

25323
(-)

 Sahip çıkarsan bu mirasa...

Sadabad Camii bugün hala Kâğıthane Deresi kenarında yemyeşil bir alan içerisinde oldukça güzel görünmekte ve bir zamanlar Kâğıthane’yi anlatan ressamların tablolarında yer aldığı gibi bugün de Kâğıthane’yi anlatan fotoğraf karelerinde başı çekmektedir.

Caminin mimari özelliklerine de fazla detaya girmeden değinecek olursak ana hatları ile simetrik bir yapıya sahiptir. Dışarıdan bakıldığında ilk dikkati çeken caminin geniş pencereleridir. Bunun hikmeti büyük olasılık harim bölümünün iyi aydınlanmasına yöneliktir. Caminin içinde ise süsleme olarak kubbe ve mihraptaki bezenin dışında iç cephelerde herhangi bir tezyinat yoktur.

25324
(-)

Minaresi ile dikkat çekiyor

Sadabad Camii’nin mimarisinin en etkileyici ve öne çıkan özelliği şüphesiz minaredir. Neogotik üsluba sahip minarenin şerefesine içinden iki ayrı koddan girilen her biri 100 taş basamaktan oluşan iki ayrı merdiven bulunmaktadır. Birine caminin içinden diğerine bahçeden girilmektedir ve bu kapılardan giren iki kişi aynı anda birbirini hiç görmeden minareye çıkabilmektedir. Kâğıthane Belediyesi’nin caminin tanıtımı için bastırdığı kitapçığın özellikle cami minaresinin bu özelliğinin vurgulanması için hazırlandığını cami imamından öğreniyoruz. Bunun yanında minarenin sahip olduğu mimari özelliklerin Türk-İslam Mimarisi’ndeki minare geleneğiyle alakası olmadığını ve çok uyumsuz olduğunu belirtenler de vardır. Cami içerisinde minber ve kürsünün sade ahşaptan olduğunu ancak hemen yanlarında bulunan mihrabın kalabalık bir süslemeye tabi tutulduğunu da gözlemlemek mümkündür.

25325
(-)

Camileri cemaatsiz bırakma!

Kâğıthane Deresi kıyısında yemyeşil bir alan üzerinde inşa edilmiş bu güzel camiyi ziyaret etmenizi tavsiye ederiz. Kâğıthane’nin suretini belirleyen en önemli figür olduğunu söylememiz de mümkündür. Camilerimizi cemaatsiz bıraktığımızda ve ihmal ettiğimizde ağır tahribatlara uğrayabileceğinin de en somut örneklerindendir Sadabad Camii…

Camilerimizi cemaatsiz bırakmayalım. Koruyalım kollayalım, zarar vermeyelim, camilerin altında hazine aramayalım, kandillerini aşırmayalım! Yolunuz Osmanlının en eski semtlerinden biri olan ve bir zamanlar gül beldesi adıyla anılan Kâğıthane’ye düşerse bir de güzel mekân tavsiye etmiş olalım.

 

Muhammet Enes Midilli dikkat çekti

Fotoğraf: Muhammet Sami Arslan ve Muhammet Enes Midilli

Güncelleme Tarihi: 05 Nisan 2011, 08:24
YORUM EKLE
YORUMLAR
Y. T. Günaydın
Y. T. Günaydın - 8 yıl Önce

Ermeni mimarların inşa ettiği camilerde dikkatimi çeken bir özellik var: Minareler camiden uzakta. Adeta yıkıldığı zaman geriye kalan mimari eser ise tipik bir kilise.. oluverecekmiş gibi duruyor...

Murat
Murat - 8 yıl Önce

Terasevler sitesinin karşı yamacındaki Ekşioğlu ve Sadabad siteleri yapıldıktan sonra buralara hareket geldi.
Allaha Şükür kü bu camii artık cemaatsiz değil.

banner8

banner20