Bir manimiz yok ama evimize gelen de yok!

Kemal Sayar “Ailede Mutluluk” başlıklı söyleşisinde modern zamanların ailelerinin yaşadığı hayatı, anne-babaların ergen çocuklarıyla yaşadıkları sıkıntıları ve çözüm yollarını anlattı..

Bir manimiz yok ama evimize gelen de yok!

 

Her ay Meridyen Derneği’nin Üsküdar’daki merkezinde gerçekleştirilen Meridyen Sohbetlerinin bu dönemki son konuğu Prof. Dr. Kemal Sayar’dı. “Ailede Mutluluk” konusunu işleyen Kemal Sayar, konuşmasında anne-baba ve çocuklar arasındaki ilişkilerden, sınavlara hazırlanan çocukların yaşamlarında sınav uğruna neleri kaybettiklerinden, günümüz Müslüman gençlerinin hayata bakış açılarından ve menfi durumların nasıl önlenebileceğinden bahsetti.

Konuşmasına ailenin ne derece önemli olduğunu anlatarak başlayan Kemal Sayar, bu konuyla ilgili şunları söyledi: “Ailenin bittiği yerde, herkesin davranışsal problemleri ortaya çıkmaya başlar. Biraz geri doğru, geçmişe doğru gittiğimiz zaman acılı bir çocukluk ve acılı bir aile hikâyesi, karşılanamamış temel ihtiyaçlar, şefkatin ve merhametin çocukluk çağlarında elde edilememesi gibi bir sürü şeyle karşılaşıyoruz. Bir İngiliz psikiyatrist bir kitap yayınlamıştı. Kitabın ismi ‘Sevgi Neden Önemli?’ Bu kitapta sevginin beyni nasıl şekillendirdiğini anlattıktan sonra kitabın sonunda şöyle bir şey söylüyor yazar: ‘Eğer biz iyi anne-baba olup çocuklara sevgiyi doğru bir biçimde verebilirsek, dünya her yıl antidepresan ilaçlara milyarlarca dolar harcamaktan kurtulacaktır.’

Çocukluk döneminde doğru bir şekilde edinilmiş sevginin, bir bebeğin iç dünyasındaki karşılığına dair çok şeyler biliyoruz. Yani bir bebek sevgi ve şefkat görürse, o bebek hayatının ilk 3-4 senesinde kuvvetli bir özgüven oluşturabilir. Fakat tam tersi olursa, ilgisizlik ve umarsızlık görürse, kendisinin değerli bir varlık olmadığını düşünmeye başlar ve hayatı boyunca da içine kapanık ve umarsız bir insan olarak yaşar.”

Kemal Sayar’a göre anne ve babaların çocuklarının ihtiyaçlarını doğru şekilde karşılaması demek, ailede mutluluğu sağlamak için yeterli zeminin oluşması anlamına geliyor. Bir çocuğun en temel ihtiyacı da hiç şüphesiz anne ve babasından göreceği sevgi ve şefkattir.

Hepiniz normalsiniz, merak etmeyin

Çocukların ergenlik dönemlerinde ailelerine yaşattıkları sıkıntıları göğüslemenin onların vazifesi olduğunu söyleyen Kemal Sayar, kendisini dinlemeye gelenlere “Ergenlik dönemindeki çocuğuyla hiç sıkıntı yaşamadığını düşünen varsa el kaldırabilir mi?” diye sordu. Salondaki dinleyicilerden kimse el kaldırmadı ve Kemal Sayar bunun üzerine şunları söyledi:

“Hepiniz normalsiniz, merak etmeyin. :) Çünkü bir söz vardır, ‘Ergen bir çocuk anne ve babasını sinirlendirmiyorsa vazifesini yapmıyor demektir.’ derler. Ergenlik dönemindeki çocuklar o yaşlarda bir şahsiyet arayışı içindedirler. Kendilerine değer biçecekler. Anne-baba tarafından sevgi eksikliği yaşamamış çocuklar en sonunda anne-babalarına geri dönerler.”

Çocuklar, numune-i imtisal olarak hane içinde gördükleri anne ve babalarından, onların ahlakı yaşama biçimlerine kadar her şeyi kayıt altında tutarlar. Kemal Sayar’ın söylediğine göre nasihat hiçbir zaman para etmez. Bir ailenin kaosa sürüklenmesini engellemek istiyorsak önemli olan,  karşılıklı olarak birbirimizin kişiliğine saygı gösterip birbirimizi dinlememiz.

Modern çağın en temel vasıflarından biri adanmışlığın, sadakatin azalmasıdır

Günümüzde fenomen haline gelmiş ve ‘new age’ de denilen yeni çağ dinleri üzerine konuştu Kemal Sayar. Evrene mesaj gönderme, ‘the secret’ gibi materyalist akımlar hane içinde ailelerin birbirlerine karşı olumsuz tutumlar içine düşmelerini sağlıyor. Bu kitapları okuyanlar ev, araba gibi şeyler istiyorlar. Evrene ev, araba gibi istekler gönderdiklerinde ellerinde onu bulacağını düşünüyorlar. Nedense kimse ilim, irfan gibi şeyler istemiyor. Bu popüler kültür akımlarının hane içindeki en büyük taşıyıcıları gençler oluyor. Kemal Sayar modern çağın insanlar ve bilhassa aileler üzerindeki olumsuz etkilerini anlatırken şunları söyledi:

“Modern çağın en temel vasıflarından biri adanmışlığın, sadakatin azalmasıdır. Bu şu demek; ben arkadaşıma artık yeterince yatırım yapmıyorum, onu kolaylıkla feda edilebilir biri olarak görüyorum. Aynı şekilde eşler de birbirlerini böyle görüyorlar. Gerektiğinde kolaylıkla boşanabileceklerini düşünüyorlar. Geçmiş çağlarda tahammül duygusu çok gelişmişti ve bu tip sorunlarla karşılaşılmıyordu. Modern insan yalnızca kendi refahını ve ihtiyacını düşünüyor. Bu da bizim sabır ve sadakatimizi azaltıyor.”

Sabır ve sadakatten sonra modern çağın insan üzerine uyguladığı bir diğer tahakkümün “dinleme yetimizi kaybetmemiz” olduğunu söyleyen Sayar şunları ekledi: “Bu çağın diğer bir kötülüğü de insanların birbirlerini dinlememesi. İnsanlar yalnızca menfaatler doğrultusunda birbirlerini dinliyorlar. Kimse bir insana zaman ayırmak istemiyor. Biz de hayata böyle bakmaya başladığımızda dostlarımıza ayırdığımız zaman da azaldı. Çevrenize bir bakın, haftada bir ev gezmesine giden aile sayısı o kadar az ki. Anne babalarımızın neslinde televizyon ve akıllı telefonlar yoktu. Evin çocuğu komşuya gönderilir ve ‘bir maniniz yoksa annemler size gelecek’ denilirdi. İnsanlar birbirlerinin evine girer, halleşir, birbirlerinin hallerinden haberdar olurlardı. Şimdilerde şehirlerin dikeyleşmesiyle birlikte bizler bu hasletimizi yavaş yavaş kaybediyoruz. Bazen yaşadığımız apartmanlardan birinin cenazesi çıkıyor ve kim olduğunu bilmiyoruz. Selamlaşma kültürümüzü bile kaybettik, kimse kimseye nezaketen bile olsa selam vermiyor.”

Toplumdaki bu vurdumduymazlık ve hoyratlıktan dem vuran Kemal Sayar, artık insanların malla mülkle gösteriş yapmasını görmeye başladığımızı söyleyerek şöyle devam etti: “En dindar insanlar, Allah’a ve Peygamber’e inandığını söyleyen insanlar mallarıyla ve mülkleriyle gösteriş yapıyorlar. Din bir anlam ifade ediyorsa eğer, bir kere en başında bu bize malla mülkle övünmemeyi emrediyor. Bir şeyleri göstererek başkalarının gözünde değerli olacağımı düşünüyorsam, bu benim dinimin özümde çok yanlış bir istikamette kurulduğunu gösterir. İnsanlar bu hoyratça ilişkileri aileden topluma kadar her birimde yaşıyorlar.”

Dinleme sanatımızı kaybetmeye yüz tuttuğumuz şu zamanlarda, televizyon karşısına kilitlendiğimiz evlerimizi bir otel veya pansiyon havasından kurtarmak tamamen bizim elimizde. Sınav maratonuna sokulup çocukların çocukluklarını yaşayamadığı bu günleri, Kemal Sayar’ın deyimiyle ailelerin birbirlerine karşı “benim çocuğum şu okulda okuyor” demelerinin lüks sayıldığı bu zamanları atlatıp, çocuklara sorumluluk duygusunu onlarla göbek bağımızı müsbet anlamda keserek sağlayabileceğimiz zamanlara ulaşmamız gerekiyor. Dinleme sanatının yeniden gün yüzüne çıkması için… Tüm kalbimizle, ruhumuzla karşımızdaki insana verdiğimiz değeri gösterircesine o insanı dinleyebilmemiz için…

 

Hatice Sarı haber verdi

Güncelleme Tarihi: 13 Haziran 2013, 12:16
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13