banner17

Bir Gönüller Sultanı yad edildi

İskenderpaşa’da bir güzel insan için toplanıldı: Rahmetli Mehmet Zahit Kotku için.

Bir Gönüller Sultanı yad edildi

 

İskenderpaşa Camii bir döneme damgasını vuran önemli şahsiyetlerin ilmen, fikren ve kalben yetiştikleri çok önemli bir mekân hüviyeti taşımaktadır. Rahmetli Mehmet Zahit Kotku ve Mahmut Esad Coşan Hocaefendiler dönemlerinde, bu güzel mabet adeta bir ilim ve irfan mektebi olmuştur. Onların sohbetleri sahih İslam çizgisinin aktarılması noktasında ümmete büyük katkılar sunmuştur.

İskenderpaşa’da yapılan sohbetlere yetişemesem de ses kayıtlarının hemen hemen hepsini dinlemiş birisi olarak bu sohbetlerin ne kadar dolu ve kıymetli sohbetler olduğuna bizzat şahidim. Bundan dolayıdır ki İskenderpaşa’ya gitmek için yollara düştüğümde içimde tarifi mümkün olmayan bazı buruk duygular hissettim. O ufuk açıcı, yürek ferahlatıcı, o tatlı vaazlardan sonra İskenderpaşa neden bu sessizliğe bürünmüştü ki?.. Acaba o kürsü hep böyle boş, hep böyle boynu bükük mü kalacaktı? İskenderpaşa bir gün gelecek; tekrar o dolup dolup boşaldığı eski günlerine geri dönebilecek miydi?

İskenderpaşa
İskenderpaşa
İskenderpaşa
 

Eski günlerdeki gibi…

Doğrusunu isterseniz 30 Muharrem Pazar günü akşamı, gönüller sultanı Merhum Mehmet Zahit Kotku Efendi’nin doğumunun 118. Yılı münasebetiyle düzenlenen yad programına katılmak üzere gittiğim İskenderpaşa Camii’nde böyle bir kalabalıkla karşılaşmayı ummuyordum. Orada az sayıdaki muhibban ile bu anmayı gerçekleştiririz diye düşünüyordum ki oraya ulaştığımda muhabbetli dervişlerin camiinin içini ve dışını doldurduklarını gördüm. Gelenlerin hatırı sayılır bir kısmını nurlu ve ekseri sakallı gençler oluşturuyordu. Yapılan bütün yok saymalara rağmen cemaat dimdik ayakta duruyordu. Abarttığımı düşünenler 7 Ocak’ta aynı yerde düzenlenecek anma toplantısına gelebilir ve bunu kendileri müşahede edebilirler. 

İlk olarak tıpkı eski günlerdeki gibi caminin avlusuna serilen hasırların üzerinde etli pilavlar ve aşureler yenildi. Sonra sıcak salep ve çay ikramı yapıldı. Ardından yatsı namazına kadar sanatçı Yusuf Karagöz’ün sesinden nefis ilahiler dinlenildi. Yatsı namazına müteakiben Adalar vaizi Miktad Kutlu tarafından okunan Kur’an-ı Kerim’den sonra Prof. Dr. Tahir Yaren Hoca “Sıdk ve sadakat” konusunda bir sohbet verdi. Sohbetten aldığımız notlar ise şöyle…   

Eserleri önemlidir

Merhum Mehmet Zahit Kotku Hocamızın en önemli eserlerinin başında Tasavvufi Ahlak kitabı gelir. Bu kitap yirminci asırda tasavvuf üzerine yazılmış en önemli kitaplardan bir tanesidir. Bu kitabın ikinci cildinde hocamız sadakatten bahsediyor. Biz de bugünler de sadakat meselesi üzerinde yoğun bir şekilde duruyoruz.  

Bu kitabın 51. sayfasında hocamız; “Ey iman edenler Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun” ayet-i kerimesini naklettikten sonra şöyle diyor: “Bu ferman-ı ilahi karşısında başka bir söz söylemeye hakkımız yoktur.” Ayet-i kerime bize iki şey bildirmektedir. Birincisi “itteku” yani Allah’ın yasaklarından sakınmak yani takvalı olmak ikincisi de sıdk yani sadakatli olmak…

Sıdk kavramı

Sıdk kavramı da diğer temel kavramlarla birlikte bizim dini hayatımızın esasını oluşturuyor. Bu kavramlardan haberi olmayan bir Müslüman düşünülemez. Mesela tevbeyi bilmeyen bir Müslüman düşünülemez. Takvayı bilmeyen bir Müslüman düşünülemez. Tevekkülü bilmeyen bir Müslüman düşünülemez. Çünkü bunlar bizim din binamızın direkleridir. Bunun için sıdk kavramı da üzerinde düşünülmesi gereken bir kavramdır.

Dikkat ederseniz biraz önce naklettiğimiz ayette Cenab-ı Hak “sadıklardan olun” buyurmuyor, “sadıklarla beraber olun” buyuruyor. Tabi bunun açıklamasına tefsirlerden bakmak lazım. Ben buraya gelmeden önce buna bakamadım ama şöyle düşündüm: İnsan birdenbire sadık olamaz. Önce sadık kimseleri bulacak onlarla beraber olacak, sadık olma yolunda ilerleyecek. Demek ki sadık olma yolunda ilerlemek ancak daha önce o makama çıkmış olanlarla beraber bulunmaya bağlı…

Bunu tasavvufa uyarlarsak bir müptedinin, yani yeni yola girmiş bir dervişin, öncelikle sıddık makamına ulaşmış bir mürşidin eteğine yapışması gerekiyor. Sonradan kendisi tövbeden başlayarak bu makamları aşar, bu merhaleleri kat eder, sıddıklardan olur. Ama işin başında bir üstada ihtiyacı vardır. İşte Mehmed Zâhid Kotku efendi de bu sadık mürşid-i kâmillerdendi. İnsanları sıdk makamına ulaştırmaya gayret etti. Ondan sonra bu vazifeyi merhum Mahmud Esad Coşan Hocamız yaptı. Günümüzde ise bu vazifeyi Nureddin Coşan Hocamız yapmaktadır.

Peygamberlerin varisleri

Efendimiz buyuruyor ki: “Eddebeni Rabbi” yani “Beni Rabbim terbiye etti.” Peygamberlerin üstatları olması gerekir mi? Gerekmiyor. Çünkü Cenab-ı Allah onları terbiye ediyor. Diğer insanlar Peygamberler tarafından terbiye edilmiş oluyor. Peygamberlerin dar-ı bekaya irtihalinden sonra ne oluyor? Onların varisleri bu görevi üstlenmiş oluyorlar. Kimdir onlar? “El ulema veresetün enbiya.” Yani âlimler peygamberlerin varisleridir.

Her gün namazlarımızda Fatiha suresini okuyoruz ve “ihdinas sıratal müstekım” diyoruz, yani “bizi doğru yola ilet” diye dua ediyoruz. Bu doğru yolun hangi yol olduğunu Cenab-ı Hak; “sıratallezine en’amte aleyhim” yani “kendilerine nimet verdiklerinin yolu” buyurarak açıklamıştır. Nimet verilenler kimlerdir? Nisa suresinde bir ayet-i kerimede bunun cevabı var: “Nimet verilenler, nebiler, sıddıklar, şehitler ve şehitler...” Bu sıralama Allahü alem yükseklik bakımından mertebeye de delalet ediyor. Demek ki sıddıklar yolundan gitmek için dua ettiğimiz zümrelerden de birisi. 

Allah’tan en yüksek mertebeleri istemeliyiz

Hocamız kitabında şöyle devam ediyor: “Sıdka devam eden ve sıdkı arayan insan ind-i ilahide sıddık olarak yazılır.” Sıddıklar zümresinden olmak için ısrarla o zümreden olmayı talep etmek gerekmektedir. O halde şöyle dua edeceğiz: “Ya Rabbim peygamberlerden sonra en yüksek makam sıddıkların makamıdır, bizi de o makama kavuştur.” Allah’ın lütfu geniş olduğuna göre Allah’tan en yüksek makamları istemeliyiz. Azimle, gayretle çalışırsak Allah’ın hazinesinde her şey boldur. Bu konuda hocamız eserinde: “Sıdk her işin temeli ve direğidir. Sadakat nübüvvet derecesinden sonra gelir” diyor ki burada yukarıda nakledilen ayete atıf vardır.

Şöyle devam ediyor hocamız: “Sıdkın en azı iç ve dış birliğidir.” Bu ifade çok enteresan... İçi dışı bir olmak, özü sözü bir olmak… Biz sıdkı sanki sadece doğru sözlülük demekmiş gibi anlıyoruz oysa sıdk sadece doğru sözlülükten ibaret değildir. İçi dışı bir olmak ve daha birçok anlam bunun içine girer. İçi ve dışı bir olmaktan daha da ötesi var ki bu sıdkın en azı olarak tarif edilmiş. İçimizle dışımız arasındaki mesafe birbirine uzaksa demek ki bir ayar lazım. Sadıklar ise iç ve dış muvazenesini tam anlamıyla sağlayan kişilerdir.

Sıddık ve sadık arasındaki fark

Hocamız sadık ile sıddık arasındaki farkı şöyle izah ediyor kitabında: “Sadık doğru söyleyen, sıddık ise bütün ef’al, ahval ve harekâtında sadakatten ayrılmayandır.” Demek ki bu iki kelime arasında bir fark söz konusu… Sadık söz itibariyle doğru sözlü, sıddık da sadece sözü değil bütün fiilleri, işleri, hareketleri doğru olan kimse.

“Sadık kimseden üç hal hiçbir zaman ayrılmaz bir sözlerinde bir tatlılık vardır, ikincisi herkesin hürmetini celp eder, üçüncüsü nurlu bir yüz…” Bunu izah ederken de hocamız diyor ki: “Onların sözlerinin güzel olmasının nedeni söyledikleri sözü yumuşaklıkla söylüyor olmalarıdır. Gören kimselerin hürmet etmelerinin sebebi de haramlardan uzak durmaları ve gidilmemesi gereken yerlere de gitmemeleridir. Nurlu bir yüze sahip olmalarının sebebi ise teheccüt namazını kılmalarıdır.” Cenab-ı Hak bütün bu sıfatları her birimize nasip eder inşallah.

Aydın Başar haber verdi

 

Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2011, 23:29
YORUM EKLE
YORUMLAR
uğur
uğur - 7 yıl Önce

28 şubat ve benzeri darbelerle belki cemaat darbelere maruz kaldı ama iskenderpaşaya olan müntesipliğimiz ve sevgimiz hiç bir zaman azalmayacak inşaallah.inşaallah yazarın beklediği günlerde yakındır...bu mubareklerin yolundayız seviyoruz bağlıyız...

İsmail Kaplan
İsmail Kaplan - 7 yıl Önce

Bazı tevafuklar neticesinde Eskişehir'den kalkıp bu güzel mekâna gidebildim. İyiki de gidebilmişim. Günümüzde maalesef sadece Ramazan akşamlarında görülen güzel akşamlar vardır ümmetin bir araya geldiği, o akşamlardan biri gibiydi bu da. İmkânı olanlara 7 Ocak'taki Mahmud Esad Coşan Yâd Programına katılmayı öneriyorum.

Ali ÖZDEMİR
Ali ÖZDEMİR - 7 yıl Önce

merak etmeyin.muhabbetin,sevginin olduğu yerlerin ışığı hiç bir zaman sönmez.

ekrem yılmaz
ekrem yılmaz - 7 yıl Önce

bu din için çaba sarfeden kim olursa olsun saygımız sonsuz. rabbim sayini meşkur kılsın herkesin. rahmetli esad hocaya da muhebbet ileri derecededir şahsen. ancak anlayamadığım bir şey var. şu, babadan oğula miras olayını (n.c) pek anlayamadım. muhterem esad hocanın vefatından sonra bu parçalanmışlık da ayrı bir tatışma konusu. bir de şu ülkücülerle ilgili malum bir mektup vardı ki bu da apayrı bir garabetti. inşallah toparlanırlar da ümmetin bir damarı daha böylece şifa bulmuş olur.

sebahattin...
sebahattin... - 7 yıl Önce

ekrem kardeşim sen kalbini ferah tut ön yargılı olma iskenderpaşa cemaatine ve hocalarına sempati beslemeye devam et.bu konular bizi sevgimizden alıkoymasın.babadan oğula geçen şeyhlik sadece bu dönem hocaefendiler arasında değildir.aynı silsilede babadan oğula geçen şeyhlikler olmuştur o zatlar yanlıştır denirmi?.hüsnü zan içinde olalım ekrem kardeşim.Nureddin hocamız ne diyo ;Eğer tefrika aranacak olursa, parmak izi her insanda farklıdır. Halbuki fıtrattaki tevhid, insanlık için tek çözümdür.

melih
melih - 7 yıl Önce

yazıyı yazan arkadaşımızın ellerine sağlık diyoruz.iskenderpaşa camiindeki anma merasiminin ambiyansını olduğu gibi anlatmış...iskenderpaşa cemaati hiç bir zaman yok sayılamaz yada yok saymak isteyenler cemaat üyelerinin umrunda bile değildir.çünkü bu camia guzide bir topluluktur.hayatın her sahasını kaplayan hizmetler vermiş ve hala yeniden diriliş göstererek hizmet etmeye devam etmektedir.biz bu cemaatin neden yok sayılmaya çalışıldığınıda biliyoruz.ama her zaman ayakta kalacağına inanıyoruz.

banner8

banner19

banner20