Bir gönülde iki sevda olur mu, Özdenören anlattı

Kadriye Selime Kahraman, Başakşehir'de düzenlenen Rasim Özdenören etkinliğine katılmış. Rasim Bey'in kendinde bıraktığı izlenimleri ve etkinlikten notlarını aktarıyor.

Bir gönülde iki sevda olur mu, Özdenören anlattı

Başakşehir'de Asım Gültekin'in moderotörlüğünü üstlendiği, "Yedi Güzel Adam" söyleşilerinin Mart ayındaki konuğu Rasim Özdenören'di. Celalettin Ökten İmam Hatip Lisesi öğrencisi olarak ben, geçen cumartesi günü gerçekleştirilmiş olan programı aylar öncesinden sabırsızlıkla bekliyordum. Kendisini ilk kez görecek ve dinleyecektim. Açıkçası kendisini karşımda oturmuş, konuşurken hayal etmek bile beni heyecanlandırıyordu.

Rasim Özdenören'in düşünce yapısını anlamak için kitaplarını okumak yeterli olabilir. Eğer onun hâl dilini merak ediyorsanız bu size yetmeyecektir. İşte bu yüzden kitaplar bana yetmedi. Bu değerli insanın konuşmasını dinlemek, onun hâl alemiyle ilgili bana ipuçları verecekti. Bu yüzden onu daha yakından izlemek için program saatinden önce gidip önlerden yer tutmuştum. Daha koltuğuma oturduğum anda heyecanım had safhaya ulaştı. Sahne girişinde Asım Gültekin'i görünce dayanmayıp koltuğumdan fırladım. Bilvesile programdan önce Rasim Özdenören ile kuliste görüşebilme imkânı bulabilirdim. Öyle de oldu. Kendisiyle daha önce telefonla konuştuğum Rasim Özdenören'le şimdi yüz yüze gelecektim. Çok heyecanlanmıştım.

Rasim Özdenören'in beni dinlemesi cesaretimi artırdı

Kulise girdiğimde kendisini bir koltukta oturur buldum. Selam verince selamımı aldı ve oturmam için koltuğu işaret etti. Birbirimizin hatırını sorduktan sonra o yuvarlak gözlüklerinin camlarını elindeki beziyle ovalamaya başladı ve kısa bir sessizlik oldu. Rasim Özdenören zarif bir insan. Gülümsüyordu. Öyle heybetli biri değil. İnsanın içini ısıtan görünüşte. Dikkatimi çeken ilk şey; yuvarlak burunlu, ince bağcıklı, zarif siyah ayakkabıları ve yuvarlak camlı gözlükleri oldu. 

Konuşmaya başladığımda, gözlerimin içine bakarak birden ciddileşti. Değer verildiğimi, önemsendiğimi hissettim. Beni dinlemesi ise cesaretimi artırdı. Bu davranışı beni şaşırtmadı. Fakat o an benim için çok etkileyiciydi. Kısacık görüşmemizde bu mütevazı, zarif, yumuşak kalpli insanla iletişim kurmanın tadını tarif edemem. Konuşurken heyecanımdan dolayı bazen cümlelerimi çok iyi kuramadım ama zararı yok. O kendine has zarif diliyle bana cevap veriyor, heyecanımı biraz olsun atmama yardımcı oluyordu.

Kulisteki görüşmemizden sonra konferanstaki izlenimlere dönelim. Zira bu konuşmasından edindiğim bilgiler çok önemliydi.

Sezai Karakoç'un üç kez okuduğu mektup

Rasim Özdenören anlatmayı gerçekten seviyor. Söyleşide "zorla konuşmak" gibi bir durum söz konusu olmadı. Aksine birçok hatırasını gözlerimizin önünde canlandıracak şekilde çok güzel anlattı. Konuşma esnasında kimi zaman düşündürdü, kimi zaman sorular sorarak dinleyicileri iyice sohbete çekti. Kimi zaman ise espriler yaparak dinleyicileri güldürdü. Sohbetinin akıcılığı, programın geç saatlere kadar ilgiyle izlenmesine sebep oldu. Konuşmasında beni şaşırtan şey, yaşadıklarını anlatırken tarihler belirtmesi ve mekan tasvirleri yapması oldu. Yıllar sonra hâlâ bu ince ayrıntıları hatırında tutması hafızasının çok güçlü olduğunu gösteriyor.

Anlattıklarından biri şu olay oldu: Rasim Özdenören'in Sezai Karakoç'la sık görüştüğü ve mektuplaştığı günlerdir. Sezai Karakoç'a mektup yazacaktır. Tabii Sezai Karakoç bu mektubu beklemektedir. Rasim Özdenören mektubu bir an önce yazmalıdır. Üç sayfalık bir mektup yazar. Sonuna da "ellerinden öperim" yazar. Fakat bu cümleyi normalde büyüklerine yazdığı mektupların sonuna yazar. Oysa Sezai Karakoç'a daha farklı, daha özel bir şey yazmak istemiştir. Bunun üzerine düşünmeye başlar. Önce aklına "ayaklarını öperim" yazmak gelir. Kendisi uygun bulur ama Sezai Karakoç'un bundan hoşlanmayacağını düşünerek yazmaz. Tabii bu düşünme aşamalarında vakit geçmektedir. En sonunda mektubun sonuna "ayaklarına kapanırım" yazmayı uygun görür. O sırada kapı çalar. Rasim Özdenören "Eyvah, Sezai abim geldi" diye düşünür. Kapıyı açınca karşısında gerçekten Sezai Karakoç'u bulur. Karakoç hemen içeri girer ve "Mektubum nerede?" diye sorar. Rasim Özdenören "Şurada, masanın üzerinde" diye yanıtlar ve dışarı volta atmaya çıkar. Eve geri döndüğünde ise Sezai Karakoç şöyle der: "Mektubu üç kez okudum. Daha da okuyacağım."

Bu hatıraları Rasim Özdenören'in dilinden dinlemek ayrı bir tat, ayrı bir sevinç verdi bana. Şahsen ben, sanki kendi geçmişimi, kendi yaşadıklarımı yad ediyormuş gibi sevindim, hüzünlendim. İçimizden biriydi. Samimiyeti ruhuma dokundu. Çok yakındım, bağlanmıştım, bir dostuydum artık. İtiraf ediyorum. Benzer tesirin dinleyicilere de etki ettiğine eminim.

Bir gönülde iki sevda olur mu?

Özdenören, konuyu izah ederken somutlaştırıyor ve kendi yaşantımızdan örnekler veriyor. Böylece konu dinleyicinin hafızasına iyice kazınıyor ve akıldan çıkmayacak şekilde kendine yer ediniyor. Mesela "Bir Gönülde İki Sevda Olur Mu?" tezinin üzerinde bu şekilde durdu. Sizlere onun dilinden bu konuyu biraz anlatayım. İnsanoğlu şirke meyillidir. Çünkü fıtratında şirk vardır. Biz tıka basa doymuş dahi olsak, komşumuzun ısrarıyla bir tabak baklava daha yiyebiliriz. Her zaman ikinci şeye meylederiz. Ama aynı zamanda bunları kendi irademizle yaparız. Şeriat da bizim hukukumuzdur. Biz irademizle şeriata uyar ve şirkten uzak dururuz. Yani bizim gönlümüzde tek sevda vardır. Allah'tan başka bir tanrı gönlümüzde yer edinemez. Bunu da biz O'nun şeriatına uyarak kendi irademizle yaparız. İşte karmaşık bir konuyu Özdenören böyle somutlaştırıp kolaylaştırarak bizleri hayrette bıraktı.

Bir de Özdenören'in İngilizce çevirmenlik hikayesinden bahsetmek istiyorum. Sezai Karakoç, dergisinde yayınlanmak üzere kendisine İngilizceye çevirmesi için makale veya şiirler veriyor. Rasim Özdenören de zorlansa dahi, bir şekilde uğraşarak, çeviriyor. Rasim Özdenören'in İngilizcesi o dönem "Tarzan İngilizcesi" diye ünlenmiş. Çünkü İngilizce okuması ve yazması iyi olmadığı halde okuduğunu anlıyor ve Türkçe'ye çeviriyor. Bunun sebebi de çok fazla kelime ezberliyor olması.

O, hiçbir zaman Sezai Karakoç'un sözünü ikiletmez. Söylediğine göre, edebi karakteriyle birleşmesinde Sezai Karakoç'un etkisi olmuştur.

 

Kadriye Selime Kahraman izlenimlerini yazdı

Yayın Tarihi: 31 Mart 2015 Salı 15:14 Güncelleme Tarihi: 31 Mart 2015, 15:20
YORUM EKLE

banner19

banner36