banner17

Bir fuar böyle gezilir arkadaş!

Kocaeli Kitap Fuarı’na dair izlenimlerini ve sitemlerini paylaşıyor Fatma Kebire Hanım; kimlerle görüştüğünü, hangi kitapları imzalattığını…

Bir fuar böyle gezilir arkadaş!

 

Bu sene dördüncüsü yapılan Kocaeli Kitap Fuarı 12-20 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşti. Açıkçası fuar broşürünü elime aldığımda daha önceki senelerde olduğu kadar heyecanlanamadım. Acaba bana mı öyle geldi diye düşünürken, kızım da aynı tepkiyi verdi, “bizim yazarlardan çok fazla gelen yok ama” diyerek.Kocaeli Kitap Fuarı

Fuara ilk gün gitmeme kuralını neden bozdum?

İlk gün gitmeme kuralını bu sene bozmak zorunda kaldık. Zira pazar günü misafirim vardı. Ayrıca fuar bahanesiyle İstanbul’dan ziyarete gelen yeğenim de ertesi gün döneceği için cumartesi öğleden sonra düştük yollara. Kendisi benim şu arayıp da bulamadığım Lazca kitabı TÜYAP’ta eliyle koymuş gibi alıp bana ulaştıran şakirt yeğen. Ben de ona şifa niyetine bir kitap hediye edeyim dedim. Niyetim Atasoy Müftüoğlu’nun Zamanın Sınavından Geçmek kitabıydı. Ancak yayınevi fuarda olmadığı için kitabı bulamadık.

“Teyze seninkini ver işte, ne gerek var bir daha almaya” dedi. “Bak” dedim, “kitabım imzalı, kaybedersen karışmam.” “Söyle bakalım” dedim sonra, “TÜYAP’la bu fuar arasında ne fark var?” “Teyze TÜYAP buranın kaç katı biliyor musun, orada insan kayboluyor gezerken.” “Aman iyi, ben burayı zor arşınlıyorum zaten; TÜYAP sizin olsun” dedim, gülüştük.

İlk defa Güray Süngü’nün bir kitabını okuyacaktım

Aslında ilk gün gelmek istememin başlıca sebeplerinden biri de Güray Süngü’nün o gün imzası olmasıydı. Okur Kitaplığı’nın standına gittiğimizde birazdan geleceklerini öğrendik oradaki beyefendiden. Ümit Aktaş’ın son iki kitabını ve Güray Süngü’nün Kış Bahçesi isimli kitaplarını aldıktan sonra, “bu stanttaki adamı bir yerden tanıyorum ama nerden” diye içimden geçirdim. Bulamazsam çatlarım. “Tabi ya, siz Değirmen dergisini çıkaran kişi değil misiniz” dedim. “Evet” dedi. “Rüstem Budak doğru ya.” Hay Allah’ım böyle insanları dünya gözüyle görmek farklı hakikaten. Ya ummadığınız bir anda karşınıza çıktıklarından, ya da fotoğrafın aldatıcılığından olsa gerek. Kısmet ayağımıza gelmiş, Rüstem Budak ve Güray Süngüyanında Değirmen dergisinin “Yüzyılın Dergileri” konulu son sayısı da vardı ve hemen aldık. Her derginin her sayısını almamız mümkün olmasa da Değirmen’in bu sayısı kaçırılmayacak cinsten hakikaten.

Nihayet Güray Süngü gelmişti ve kitabını imzalattım. İlk defa kendisinin bir kitabını okuyacağımı belirttikten sonra, o da “inşallah beğenirsiniz” dedi. Diğer kitaplarını nasıl temin edebileceğimizi sorunca, “Okur Kitaplığı’ndan yavaş yavaş çıkacağını” söyleyince sevindik. Ardından fuar alanını gezmeye başladık ve yeğenimin hocalarının okumasını istediği kitaplardan bulabildiklerimizi aldık.

“Aa abla ben de seni tanıdım”

O işi de hallettikten sonra, önce Dergâh’a düştü yolumuz. Mustafa Kutlu’nun son kitabını sorduk. Hayat Güzeldir’i gösterdi kardeş. “Yok” dedim, “onu okuduk.” Yenisi henüz baskıdaymış. Artık dört senedir görevlileri de az buçuk tanıdığımızdan “ya siz geçen sene başka bir yayınevindeydiniz, bu sene buraya mı geldiniz” dedim şaşırarak. “Aa abla ben de seni tanıdım” dedi. Acemiliği atıp ustalaşmış kardeşler, bakalım seneye kısmetse nerede göreceğiz.Kocaeli Kitap Fuarı Rasim Özdenören

Sonra İz Yayıncılık standına geldi sıra. Her sene olduğu gibi en çok kitabı galiba oradan aldık. İtibar’ın Nisan sayısındaki “Rasim Özdenören” dosyasından ve dunyabizim.com’da çıkan ve Rasim Özdenören’in o zamana kadar henüz okuyamadığım bazı kitaplarını anlatan yazılardan sonra iki, üç tane kitabını daha almadan duramazdım elbette yazarın.

Küçük kızıma da bir Al Pembecik Gül Pembecik aldım

Ve sonra Ömer Faruk Dönmez’in son kitabı Bir Yobazın Günlüğü’nü aldım peşi sıra. Bazı yazarlarımın kitaplarını çıkar çıkmaz almayıp kendime eziyet etmek hoşuma gidiyor. Böylece aradaki zamanı uzatarak, kitabıma kavuşacağım an duyacağım heyecanı arttırmış oluyorum. Biliyorum tuhaf bir yöntem, hatta kaçıkça. Ayrıca diğer kitapları daha ince olduğundan herhalde, Dönmez’in son kitabı hayli kalınca bilesiniz. Bu da güzel haber; demek ki çabuk bitmeyecek, yaşasın.

Kocaeli Kitap Fuarı Hasan AycınKüçük kızım da yanımızda, sıranın kendisine gelmesini bekliyor sabırsızca. Hasan Aycın’ın Al Pembecik Gül Pembecik kitabını görünce “anne bunu alalım lütfen” dedi. “Okuyacaksan alalım” dedim. Bizim ufaklık macera kitabı hastası da, hanımefendi öyle her kitabı okuyamıyor. Söz verdi bakalım. Ama hakikaten çok şahane bir kitap, tavsiye olunur.

Sonrasında kızıma fuardan alacağıma söz verdiğim Melek Çe’nin Gizli Deney kitabı için Zafer Yayınları’na doğru ilerledik. Tabi fuarın ilk günü olduğu için acemice, ya sorarak ya broşürden numara takibiyle dolana dolana arıyoruz. Neyse ki bulduk, kızım çılgın gibi alıyor kitabını. Melek Çe hastası, bütün kitaplarını okudu. Görevliye soruyorum, “başka maceralı kitabınız var mı?” diye. Gösterdiklerinin hepsini okumuş bizimki zaten. Cüneyt Suavi ve Melek Çe en sevdiği yazarlar. Aslında evde okuyabileceği bir sürü kitap mevcut lakin onları oku dediğimde, “anne onlar çok bilgi verici, sıkılıyorum” deyince, “aman yeter ki okusun da istediği kitabı alırız ne yapalım” diyoruz. Ve artık yorulduğumuzu anlayınca, malum eve dönmeye de takat lazım, ilk günü nihayetlendiriyoruz. Çıkarken Mümtaz’er Türköne’nin dışarıdaki büyük ekrana verilen konferansını dinliyoruz biraz. Hocasının sesini duyunca heyecanlanıyor bizim yeğen. “Yürü ya, dinliyorsun zaten adamı her zaman, çok mu özledin?”

Bir an evvel iyileşmeye baktım, zira “bizim yazarlar” gelecekti daha

Pazar akşamı misafirlerimin ardından, hafiften başlayan alerjik rinitim çoğalıp beni nefessiz bıraktı sağ olsun. Hiç değilse hafta sonuna kadar düzelmeyi umut ederek, bir an evvel iyileşmeye baktım. Zira cumartesi bir kısım “bizim yazarlar” gelecekti ve kaçırmak olmazdı. Nihayet fuarın bitiminden bir gün önce, yani cumartesi günü geldi çattı ve nispeten soğuk bir günde kendimi fuarın kapısından içeri attığımda olağan üstü bir kalabalıkla karşılaştım. Son günler olması hasebiyle herhalde. Önümdeki bey de “bu ne kalabalık, sanki bu insanların hepsi kitap mı okuyor” diyerek şaşkınlığını dile getirince tebessüm ettim kendi kendime.Kocaeli Kitap Fuarı Engin Noyan

Ben ilk defa fuara tek başıma gelmenin sarhoşluğuyla sürekli etrafıma bakınıyorum. Anne sesi duyunca irkiliyorum kızım zannederek. “Rahat ol, bugün yalnızsın, büyük kızın izci kampında, küçük kızın da babasıyla 19 Mayıs kutlamalarına katılmak ve ardından Ankara’yı gezmek için gitti. Özellikle de Anıtkabir’i çok merak ettiği için(!) büyük bir hevesle gitti” diye kendime hatırlatıyorum sürekli.

İlk hedef Profil Yayınları. Bu sene ilk defa fuara teşrif etti kendileri ve oradan alınacak hayli kitap var. M.Engin Noyan vaktinden erken gelmiş. Selam veriyorum hemen ve kitaplarımı koyuyorum önüne. Her zamanki mütebessim çehresiyle alıyor selamımı. “Aşk Düşünce Yollara romanının üçüncüsü ne zaman çıkıyor, bekliyoruz” diyorum. “Notlarımı çıkardım, başlayacağım inşallah” sözünü alıyoruz kendisinden. Daha sonra standın diğer taraflarına doğru ilerleyip, İbrahim Tenekeci’nin ve Osman Konuk’un son kitaplarını alıyorum. O da nesi? Osman Konuk da imza için geliyormuş.

“Yahu” diyorum görevliye, “niye broşürde yazmazsınız şunları baştan.” “Son anda belli oldu, Selahattin Yusuf da gelecek. ‘Facebook’ ve ‘twitter’dan duyurmuştuk ama” dedi. “İnternet kullandığımız yetmezmiş gibi vakit kaybı diğer zımbırtılara da bulaşmak zorunda mı canım herkes” dedim, içimden tabi. Neyse, yazarlar gelmeden kitaplarımı aldım hazır ettim, zira sonra karışıklık çıkıyor, herkes bir anda almaya kalkınca. Tecrübe sahibiyiz biraz ne de olsa.

Yazarlar gelmeden, diğer salondaki Granada Yayınları’nı arıyorum Nihan Kaya’nın son kitabını alabilmek ve onunla sohbet edebilmek için. Evet, arıyorum ve bulamıyorum; broşürdeki numaranın olduğu yerde başka bir yayınevi var. Soruyorum çaresiz. Son anda katılmaktan vazgeçtiğini öğreniyorum yayınevinin. Hayal kırıklığına uğrayarak diğer salona gidiyorum tekrar. Zafer Yayınları’nın önünden geçerken Cüneyt Suavi’yi görüyorum. “İnanmıyorum; sizin geleceğiniz yazmıyordu ama kızım öğrenince çok üzülecek şimdi” diyorum. Ve geçen fuardan aldığımız Allah’ı Bildiren Bilmeceler kitabını kızımın çok severek, en az dört-beş kez okuduğunu söylüyorum. “Evet” diyor, “o kitabı çocuklar çok sevdi.” Nasip, kızım bilse Ankara’ya gitmekten kesin vazgeçerdi.

Bu adamlar ne kadar güzel böyle sarmaş dolaş

Kocaeli Kitap Fuarı Osman Konuk ve Tarık TufanProfil’in standının önünde bir birikme oluşmuş. Sızdım ben de aralarına usulca, beklerken üniversite öğrencileriyle tanıştık, başladık sohbete. “Abla sen epey kitap almışsın, ne güzel biz öğrenci olduğumuz için fazla alamıyoruz.” “Ya, büyük kızım okuluyla gelebildi sadece Yavuz Bahadıroğlu’nun imza gününde. Diğer alacaklarını bana yazdı, onları aldım bugün de ondan.” “Çocuklarınız da okuyor kitap demek ne güzel. Çalışıyor musunuz?”

Al işte, ifrit olduğum soru, sonra bana “niye kızıyorsun” diyorlar. Yediden yetmişe cümle insanların kafası böyle çalışıyor. Kitap filan okuyorsan, ilgileniyorsan böyle yazarlarla filan, biraz bir şeyler bildiğini düşününce insanlar, direkt “ev hanımı olamazsın, çalışıyor olman lazım” düşünceleri yerleşiyor ne hikmetse… O evde yaşayan asalak kadın cinsi ne anlasın kitap okumaktan. Neyse ki kitapların güzelliğinden olacak, kızcağızların toyluğuna verip, sinirlerime hâkim olabildim. “Hayır, çalışmıyorum” dedim. “Kim bilir evinde de bir sürü kitabın vardır senin.” “Siz gelin bana okuldan fırsat bulduğunuz zamanlarda, ben size okumanız için kitap veririm, yeter ki sağ salim teslim edin de”, “ederiz tabi, ne iyi olur” dediler sevinçle.

Nihayet önce Selahattin Yusuf göründü, ardından İbrahim Tenekeci ve Osman Konuk. Kucaklaştılar bir güzel, kızlar “ya ne güzel değil mi abla yazarların böyle birbirini sevip kucaklaşmaları.” Öyle elbette, sırf bunu görmek bile bizi inanılmaz sevindirdi. Sonra Tarık Tufan geldi. O da kucaklaştı. Oh aman maşallah, Allah muhabbetlerini daim etsin diye dua ettik içimizden.

Allahım şu Selahattin Yusuf ne kadar dalgın

İlk sıra benim, imzalatıyorum kitaplarımı ve düşüncelere gark oluyorum: “Allahım şu Selahattin Yusuf ne kadar dalgın, her zaman düşünceli, derinlere dalmış bir hali var.” Ne kadar gerçek ve nasıl görünüyorsa öyle. Tarık Tufan hakeza, yahu ben bu adamları kaç senedir dinliyorum, okuyorum; sanki onlar durdukları yerde duruyor, ben yaşlanıyorum. Öğrencilere sorduğumda onları nereden tanıdıklarını, “ekrandan” dediler elbette. “Ben” dedim, “birinin on beş senedir radyo programını dinlemişim, diğerinin gazete ve dergilerde yazdıklarını okumuşum.” “Ama abla biz o zaman çocuktuk.” “İyi, tamam yaşlandığımı biliyorum, hiç değilse siz kitaplarını okuyorsunuz.”Kocaeli Kitap Fuarı

İki sene önce “Kafa Dengi” konferansı için gelen bazı insanların bizim elimizdeki kitapları görünce nasıl şaşırdıkları geldi aklıma: “Aa kitapları mı var onların? Bakabilir miyiz?” Tamam insan ekrandan birini tanıyabilir de, bir araştırır, bu adam neyin nesi, ne iş yapar diye. Zaten bu durumun onlarda farkında ki Tarık Tufan o zaman, “neticede bizleri buraya bir televizyon figürü olarak davet ettiler” demişti. O an aklımdan şu cümleler geçmişti: “Hayır, ben sizleri yağmurlu bir günde iki çocuğumla televizyon figürü olduğunuz için dinlemeye gelmedim. ‘Kitaplı’ adamlar olduğunuza inandığım ve bu zamana kadar sizlerden dinlediklerimin, öğrendiklerimin hatırı için geldim.” Evet, bazı insanlar belki de geçmişimizle bugünümüz arasında bir köprü gibi, bizde kalan izleri her daim baki.

Sıra geldi diğer tarafa ve Osman Konuk karşımda insanın içini aydınlatan güler yüzlü çehresiyle. Tebessüm etmek sadaka hükmünde değil boşuna. İtibar’daki yazılarını çok beğendiğimizi söylüyorum ve o da memnuniyetini ifade ediyor sağ olsun. Ardından İbrahim Tenekeci kuyruğunda neredeyse yarım saat bekliyoruz, araya kaynak yapanlar sayesinde. Maşallah çekiyorum, “bizim çocuklar şiire meraklı. Kim demiş şiir kitabı okunmuyor diye.”

Sonra bir ara Bülent Akyürek çıkageliyor ve her biriyle ayrı ayrı kucaklaşıyor. Ben “Bülent Akyürek” diyorum heyecanla lakin benden başka kimsenin gördüğü yok. Hızlıca çıkıyor sonra. Allah bilir o da sürpriz yapan bazı yayınevleri gibi son anda çıkagelmiştir. Ara ki bulasın o kalabalıkta ne mümkün. İbrahim Tenekeci her zamanki mütevazı haliyle imzalıyor kitaplarımızı ve yorgunluktan bitap vaziyette çıkışa doğru ilerliyorum.Kocaeli Kitap Fuarı

İHH standında Fatma Abla’ya selam vermemek olmazdı

Uzun bir kuyruk görüyorum önümde ve soruyorum “kim için bu kuyruk?” Uğur Dündar’mış meğer! Hâlâ bu insanların sözüne bunca güvenen insan bulmak büyük başarı doğrusu. Tamam, başka da laf söylemeyeceğim. Herkesin yazarı kendine canım. Hemen yanında neredeyse her gün imza günü olan Vural Savaş, adam zannımca yatak serdi fuara, orada kaldı. Ya da oturduğu koltuğa yapışmış olacak ki ne vakit görsem aynı yerdeydi. Son bıraktığımda savcıydı diye hatırlıyorum ama yazar olmuş besbelli. Hayli uzun bir kuyruk da Ece Temelkuran için… Ona sözüm yok, en azından dobra bir yazar. Ve Nihat Genç… Ona da epeyce talep var, fuarın müdavimlerinden. Allah affetsin ne diyeyim.

Tam köşe başında İHH standını görmeyeyim mi, Fatma Abla’ya selam vermemek olmaz. Atom karınca gibidir maşallah, hızına kimse yetişemez. Ayaküstü biraz muhabbet ettikten sonra yürüyüş ve yetim buluşması ile ilgili broşürlerden alıp müsaade istiyorum. Bu sefer dua sırası bende, “Allah Fatma Ablamızın ömrüne bereket versin ki daha çok hayırlara vesile olabilsin inşallah” diyerek.

O kadar milleti çekiştirirsen olacağı bu: Otobüsle eve doğru giderken acayip bir yağmur indi, sel götürüyor ortalığı. İndikten sonra eve kadar bir yokuş ve tepeden tırnağa sudan çıkmış değil suda kalmış balık misali. Kitap poşetlerinin ağzını kapatıyorum ıslanmasınlar diye. Buna da şükür, giderken ıslanmaktan iyidir tesellisi veriyorum kendime hemencecik.

Allahım dua eden ne güzel yazarlarımız var şükürler olsun

Kocaeli Kitap Fuarı Hüseyin HatemiAnlaşılan bu sene, fuara dair onca yıl besleyip büyüttüğüm, özene bezene serpilip gelişmelerine vesile olduğum bütün kurallarımı bozduk. Son gün de çok kalabalık olduğu için gitmiyorduk lakin Metin Karabaşoğlu imzası ve almayı unuttuğum birkaç kitap için bu sefer küçük kızımla birlikte gittik. Rahatsızlığım sebebiyle hiç konferansa gidemediğime de hayıflanarak, Hüseyin Hatemi’nin konferansına gitmeyi de planlarım arasına dâhil ettim. Önce Nesil Yayınları standından alacaklarımızı aldık. Kızımın en çok kitaplarını okuduğu yayınevlerinden biri de Nesil. Yine bana kitap aldırdı ya, biraz da konferansta sıkılacağını tahmin ettiğimden o arada okuyup, gidelim demesin diye aldım aslında.

Konferansı Ehlibeyt Kaynaklı Yayınlar düzenliyormuş. Oldukça kalabalıktı ve Hatemi Hoca haricinde üç konuşmacı daha vardı. İki saat süren bir konferanstı ve Ehlibeyt sevgisini en ince ayrıntısına kadar anlattı hocalarımız. Allah tarafından sevilmek için Ehlibeyt’in hiçbir ferdini ayırmadan sevmemiz lazım geldiğini belirtti Hüseyin Hatemi ve ilave etti, “Dinin özü sevgidir, tevellayı elden bırakırsak olmaz. Tevellayı ve teberrayı sevgi çerçevesinde muhafaza edelim ancak herkesi sevelim şapşallığına da düşmeyelim.” Her zamanki samimi ve nüktedan üslubuyla. İlk defa böyle bir konferansa iştirak etmiş oldum, bilmediğim bazı şeyler öğrendim hatta. Ve ilk defa bir konferans esnasında ara ara yüksek sesle salâvat getirildiğine şahit oldum. Her açıdan değişik ve istifade ettiğim bir konferanstı açıkçası.Kocaeli Kitap Fuarı

Ardından Nesil standına tekrar attık kendimizi ve sıramızı bekledik beş-on dakika. Metin Karabaşoğlu da ilk defa tanışma fırsatı bulabildiğimiz yazarlardan. Kitapların birini kızımın adına, diğerlerini de kendim için imzalattım. Onun da mütebessim çehresi etrafı sarıyor. Galiba bıkmışız biz hep asık suratlı insanlar görmekten, mütebessim yüzlere hasret kalmışız. Her bir kitaba ayrı ayrı dua cümleleri eklemiş Tarık Tufan gibi. Zahmetli olduğu kesin, nezaketleri için müteşekkiriz. Radyo programını ilgiyle dinlediğimizi ve çok istifade ettiğimizi söylüyorum kendisine. Küçük kızımın da adını soruyor ve iki kızıma da isimleriyle birlikte güzel dualar ediyor ve vedalaşıyoruz. Allahım dua eden ne güzel yazarlarımız var şükürler olsun.

Başka ne ayrıntılar vardı fuardan?

Geçen seneye oranla sahaflara daha büyük bir mekân ayrılmıştı bu sene. O kadar çok sahafı bir arada görmek şaşırttı bizleri. Baskısı bitip de bulamadığımız kitapları temin ettiğimiz sahafımıza da uğrayıp siparişimizi verdik. Üç, beş kitap da oradan almak zorunda kaldık. Zorunda diyorum çünkü kızım çocuk kitaplarını görünce başına oturdu. Yardımcı olan kardeşe, “bari macera içerikli kitaplarınız varsa alalım” dedim. Kardeş bize incecik bir Binbir Gece Masalları kitabı vermeye kalktı. (Binbir gece deyince de aklıma verdiği sözde durmayan bir takım Müslümanlar geliyor ama neyse ismini faş etmeyelim şimdilik.) “Abisi ne yaptın sen; daha yeni bin sayfalık binbir gece masallarını bitirdi, onu okur mu hiç” dedim. “ciddi misin abla, maşallah.” Neyse bizimki almış kafasına göre maceralı iki, üç kitap; onları da alıp çıktık. Ayrıca “Bi Bana Bi Van’a” kitap bağış kampanyası yapıldı bu seneki fuarda.

Sitemlerimiz yok mu yayınevlerine, elbette var!

Öncelikle fuarda yer alacağını bildirip, çekildiğini hiç değilse bir duyuru yapıp bildirmeyen Granada Yayınları’na teessüflerimi gönderiyorum.

Kocaeli Kitap Fuarıİkinci sitemim April Yayınları’na; Gökhan Özcan’ın kitabının baskısı bittiği halde tekrar basmadıkları için. Neredeyse hiçbir fuarda veya kitapçıda niye Gökhan Özcan’ın kitaplarını göremiyoruz. Baskısı bittiyse bu tekrar basılması için bir işaret olsa gerek. Biz mi basacağız kitabı?

Sırada Profil var. Sinan Yağmur’a imza günü yapmak fikri nereden aklınıza düştü merak ettim doğrusu. Tamam, bir-iki kitabı sizden çıkmış olabilir. Fakat çok satan meşhur kitaplarının çıktığı yayınevi başka ve sonuçta imzaya gelenler de son kitapları için gelmiştir zaten. Kafa karışıklığı oluyor yani her yayınevi kendi yazarına imza günü yapabilsin yeter de artar bile.

Ve İz Yayıncılık… Bu sene dördüncüsü yapıldı fuarın ve siz hâlâ bir Rasim Özdenören’i, bir Cihan Aktaş’ı, bir Ömer Faruk Dönmez’i getiremediniz. Bilmem farkında mısınız ama ayda bir olmuyor bu fuar, senede bir oluyor. O kadar zor olmasa gerek yazarlarla okuyucularını buluşturmak.

Ayrıca genel manada yayınevlerinin stantlara acemi görevlileri koyması bizleri oldukça sinirlendiriyor ve hiç değilse bir okuyucu kadar yazarlardan, kitaplarından haberdar olmasını bekliyoruz oradakilerin.

Bu sitemim de geneli kapsıyor. Hani bizim ayraçlarımız. Fark etmedim sandınız ama benden kaçmaz. Bu sene, en azından benim çoğunlukla kitap aldığım yayınevleri ayraç konusunda çok cimriydi. Sadece Okur Kitaplığı her kitaba kendi ayracını basıp arasına koyma nezaketinde bulunmuş. Çok nefis. Tabi benim gibi takıntılı insanlar o ayracı başka bir kitapta kullanamaz, kıyamaz yani. Galiba en aktif yayınevlerinden biri de Okur Kitaplığı idi. Henüz yeni olmasına rağmen birçok yazar getirip konferans düzenledi. Hakkını teslim edelim.

Ne zaman akıllı, girişimci bir Müslümanın aklına bu dediğim gelecek merak ediyorum: “Şu fuarda bir müzik standı açayım da, kardeşlerim müzik albümlerini rahat rahat, çıldırmadan alsınlar. Hatta birkaç müzik adamını da çağırayım, albümlerini imzalasınlar.” Bunu kim düşünecek merak ediyorum doğrusu. Hayal tabi, ama güzel bir hayal.

Her tarafın kitaplarla donatıldığı fuar alanında yol almak insana tarifi imkânsız güzellikte anlar sunuyor hakikaten. Bu yüzden emeği geçenlere Allah razı olsun demeyi unutmayalım.

Aslında son olarak şöyle bir teklifim var: Fuardan sonra bütün sermayesini tüketmiş bazı vatandaşlarımız için acaba bir fon ayrılamaz mı? Acaba diyorum yani mümkünse…

 

F. Kebire Gündüz Karaaslan aldığı kitapları okumak için sabırsızlanarak yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Mayıs 2012, 13:26
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yusuf Er
Yusuf Er - 7 yıl Önce

Son yıllarda okuduğum en güzel fuar izlenimleri yazısı olmuş. Fatma Hanımın elleri dert görmesin. Hem samimi bir okur olarak dikkatle gezmiş hem de eleştirilerini esirgememiş. Allah razı olsun. Yayıncı arkadaşlar özellikle okumalı bu yazıyı.

mem
mem - 7 yıl Önce

aynen katılıyorum yorumcuya.. yazıyı okuyunca, keşke bir şansımız olsaydı da biz de bu yazıyı yazanın peşine takılıp fuarı gezseydik diye düşündüm. bir de, aa abla ben sizi tanıyorum gibi bir cümleye mazhar olmak öyle her babayiğidin harcı değil bana kalırsa.. kitapçılarla, kitaplar vesilesiyle, tanış olmaktan ya da tanış çıkmaktan daha güzel ne olabilir..

a.serkan yıldırım
a.serkan yıldırım - 7 yıl Önce

Bu sene bende ısınamadım fuara.İlgisiz ilgililer,yazarsız yayınevleri,havasız fuar alanı,kazıkçı yiyecek ve içecek satıcıları.Fuarın yıldızı olarak profil yayınlarını seçecektim,alacakaranlık serilerini gözümüze sokmasalardı.Zeki Bulduk'un Müstesna deliler albümü kitabını hediye edecektik ama hayykitap fuara teşrif etmemiş. Son olarak herkesin kendine göre sevdiği yazarları var. Kitaptan zarar gelmez ama kitapsızlıktan gelir. Allah hepimizi affetsin. İlmin zıddı cehl değil bilakis zandır.

yasin şafak
yasin şafak - 7 yıl Önce

güzel yazı ama bir internet haber için çok uzun

Hüseyin TOKMAK
Hüseyin TOKMAK - 7 yıl Önce

F. Kebire Gündüz Karaaslan Hanfendiyi tebrik ederim. bu kadar güzel bir fuar yazısı okumadım desem doğru olur. Kocaeli kitap fuarını ve Yazar ve Şairlerle görüşmüş gibi oldum. Teşekkürler Kebire Hanım.

Yılmaz Yılmaz
Yılmaz Yılmaz - 7 yıl Önce

nefis bir yazı olmuş, oraları gezmiş gibi olduk. elinize sağlık.

Hamza
Hamza - 7 yıl Önce

“Allahım şu Selahattin Yusuf ne kadar dalgın, her zaman düşünceli, derinlere dalmış bir hali var.”çok isabetli bir yorum olmuş. tebrikler.

buy nandrolone
buy nandrolone - 7 yıl Önce

Sitenizi gerçekten kayalar anlatmak için bir satır yazmak istiyorum! Ben uzun bir süredir bu tür bilgi arıyordum var .. Ben genellikle Mesajlara cevap yok ama bu durumda. WoW müthiş bir harika.


banner8

banner19

banner20