banner17

Bir Batılı gibi roman yazmak zorunda değiliz

Cihan Aktaş geçtiğimiz haftalarda Maraş'taydı. Erdem Düşünce ve Kültür Derneği’ndeki sohbeti daha çok İslamcılık üzerine oldu. Ömer Yalçınova söyleşiden notlarını aktarıyor.

Bir Batılı gibi roman yazmak zorunda değiliz

22 Kasım Pazar güzel bir gündü” demiştik Ali Ural’ın Maraş’ta gerçekleştirdiği söyleşi ve imza gününden dolayı. O gün Maraş’ta değerli bir yazar, hikâyeci ve romancı daha vardı: Cihan Aktaş.

Cihan Aktaş 22-23 Kasım’da sadece Kahramanmaraş II. Kitap Fuarı’nda program yapmamış, ayrıca Sevim Şirikçi Kız Teknik ve Meslek Lisesi, Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi ve Erdem Düşünce ve Kültür Derneği’nde de okuyucularıyla buluşmuş, söyleşiler gerçekleştirmişti. Şunu da ekleyelim, hakkında bir de Dünya Bülteni’nde yazı yazdığı Maraş mülteci kampını ziyaret etmişti. Yoğun bir şekilde geçen iki gün! Zaten Erdem Kültür Derneği’ne geldiğinde yorgun olduğunu, bir sürü programa katıldığını, sesinin kısıldığını belirtmişti. Fakat yine de dinleyicilerini kırmadı, onların ilgisi, merakı ve sorularına karşılık güzel bir sohbet gerçekleştirdi.

Cihan Aktaş’ın Erdem Düşünce ve Kültür Derneği’ndeki sohbeti daha çok İslamcılık üzerine oldu. Gelinen noktada, 2015 yılında İslamcıların hal, hareket ve düşünceleri; İslamcılığın günümüz siyaseti içinde aldığı konum, İslamcı yazarların düşünceleri, Türk siyasetinin son dönemdeki seyri, Müslümanlarda görülen değişiklikler, genç kuşağın özellikleri, ümit vaat edip etmemeleri… Daha sonra edebiyat konusuna geçildi. Cihan Aktaş’a romanın Batı’ya özgü bir edebiyat türü olarak kabul edilmesi, bunun bizdeki karşılığı ve etkileri, Doğu’nun roman konusunda şansının olup olmadığı, yeni yayımlanan romanlarla ilgili görüşleri soruldu.

İslamcılık hedeflerinden birçoğunu gerçekleştirdi gibi görünüyor, acaba öyle mi?

Cihan Aktaş, İslamcılığın ölmediğini, geriye çekildiğini belirtti. “Yeni, beklenmedik gelişmelere cevap veremiyordu. Belli bir dönem siyasi, kültürel, dini, gündelik hayata dair güçlü cevaplar geliştiren, tepkiler veren İslamcılık, yeni dönemde durakladı. Zaman değişiyor, Türkiye değişiyor. Yeni kuşaklar, insanlar geliyor. İslamcılık bu değişim karşısında düşünce geliştirmek, ortaya atılan sorulara cevap vermek zorundadır, yeni hareket tarzları yakalamak, yeni kavramlar üzerine düşünmek, bunları yerli yerine koyup anlamlandırmak gerekir. Argümanlar, olaylar, düşünceler değişiyor. İslamcılık ne cevap vereceğini hemen kestiremedi. Hızla yayılan sekülerleşme, yepyeni sorunları beraberinde getirdi. Bu, zaman zaman olur. Bir düşünce, akım hemen ortaya çıkmaz, her şeyle ilgili hemen cevap üretemez, fikir geliştiremez. İslamcılık hedeflerinden birçoğunu gerçekleştirdi gibi görünüyor. Acaba öyle mi? Gerçekleştirince ne olacaktı? Savunulan değerlere ulaşıldı mı? Neler korunabildi, neler kaybedildi? Bunun sonrasında olacaklara hazırlıklı değildi İslamcılık. Şimdi hazırlık evresinde. Zaman gerekir, öyle hemen bir reçete veya cevap beklememeli ondan. Gençler yetişiyor. Çok çalışmalıyız. Bol bol okumalı, düşünmeli ve yazmalıyız.”

Başka ne yapılabilir, üzerimize düşen vazifeler nelerdir” sorusuna, Cihan Aktaş, “Biraz önce Kız Anadolu İmam Hatip’te konuşma yaptım. Çok güzel bir faaliyetti. Şimdi buradayım. Bu şekilde toplanıp, okumalar, söyleşiler, tartışmalar yapmak, yani insanların bir araya gelmesi küçük şey değildir. Bunlara devam edilmeli, bunlar yaygınlaştırılmalıdır. Zaten öncesinde de bunlar yapılmıyor muydu?” diye cevap verdi.

Gelinen noktanın vahametinden söz etti Cihan Aktaş. Türkiye’deki kutuplaşmadan ve insanların vicdanlarıyla hareket etmemesinden, düşüncesizliğinden, tek taraflı bakışından… Sonra Suriye’nin durumundan, İran’ın çok çeşitli fikirlere sahip gruplarından, Kuzey Irak’taki karışıklıktan, Arap Baharı’ndan, PKK olaylarından, Ankara’daki patlamadan ve Müslümanların bunlara karşı nasıl tepki verdiğinden… Cihan Aktaş’ın temel vurgusu mazlumun yanında olmaktı. Cihan Aktaş, “Türkiye büyük bir imkandır, İran’a kıyasla daha geniş bir etki alanına sahiptir. Türkiye’nin üzerine çok önemli vazifeler düşüyor. Dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanlar, şiddete maruz kalmış, haksızlığa uğramış biri olduğunda harekete geçer. Müslümanlar olarak ezilenin, zulme uğrayanın yanında olmalıyız, zulüm karşısında mezhepsel ayrılıkları, siyasi çekişmeleri, ideolojik tartışmaları bir kenara bırakabilmeliyiz.” diye belirtti, bu hususu altını çizerek, tekrar tekrar anlattı.

Cihan Aktaş’ın konuşmasından, fikir yürütüşünden ve tepkilerinden etkilendim

Roman konusunda “Çok önemli değildir, romanın Batıdan gelip gelmemesi. Ben bu tür Doğu-Batı gibi ayrımlara çok katılmıyorum. Türkiye’de iyi romanlar yazılmış, halen de yazılıyor. Ben her zaman bir romancı olmak, roman yazmak istemiştim. En başından beri romanlar yazma hayalim vardı. Roman yazabilmek, kendimi bir romancı olarak kabul edebilmek için, edebiyat, kültür, düşünce dünyasına romanlarımla katılmak için öncesinde bir sürü kitap yazmak zorunda kaldım. Bizim kuşağın edebi alanda yaşadığı zorluklar bir 'yazabilme hakkı'nı dile getirme başlangıcını zorunlu kılıyordu, yeni kuşak bu açıdan çok şanslı” dedi Cihan Aktaş. Doğu ülkelerinde yazılan romanların kendilerine özgü özelliklerinin olup olmadığı sorulduğunda, “Tabii ki var, olacak, olması bir mesele teşkil etmemeli. Bir Batılı yazar gibi yazmak zorunda değiliz. Kendimizden bir şeyler katacağız, yazıyorsak, yazma zamanı ve mekanını önemsiyorum ben…” diye cevapladı.

Cihan Aktaş genel olarak ümitli olmak, çalışmaya devam etmek gerektiğini, karamsar, olumsuz yaklaşım ve yorumların bizi duraklatacağını vurguladı.

Tabii söyleşide daha çok şeyler konuşuldu, tartışıldı, hepsini buraya aktarmak zor. Doğrusu Cihan Aktaş’ın konuşmasından, fikir yürütüşünden ve tepkilerinden etkilendiğimi söyleyebilirim. Farklı düşünceleriyle Cihan Aktaş dinleyicilerini önce bir duraklatıyor. Dinleyici nasıl olur, ne dedi, niye dedi diye afallıyor ve düşünmeye başlıyor. Sonra kendisi bunun farkına vardığından olsa gerek sözlerine açıklık getirmeye başlıyor. O sözü neden, neye dayanarak söylediğini açıklıyor. Üst üste gelen sorularla konu genişliyor, ayrıntılara, dallara ayrılıyor.

Cihan Aktaş’ın Erdem Düşünce ve Kültür Derneği’ne yorgun gelmemesini, söyleşinin daha uzun sürmesini isterdim. Çünkü söyleşi bittiğinde aklımız verilen cevaplardan çok, konuşulanların yol açtığı yeni sorularla doluydu. Söyleşi iki saate yakın sürmesine rağmen adeta başlamadan bitmişti. Benim için öyleydi, söyleşiye katılan diğer dinleyiciler için de öyle olduğunu sanıyorum.

 

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2015, 16:44
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20