Beyazıt Kütüphanesi meğer ahır imiş eskiden

Can Alpgüvenç ve Dursun Gürlek hocalarımızı Beyazıt’ta dinledik..

Beyazıt Kütüphanesi meğer ahır imiş eskiden

 

Bayazıt Kitap Fuarı çerçevesinde yapılan Ramazan Sohbetleri programının ilk günkü konuğu Can Alpgüvenç Hoca idi. İkinci günkü konuğu ise Dursun Gürlek Hoca… Her iki söyleşiden de faydalı şeyler öğrendik.

İlk gün Can Alpgüvenç Hoca kendi çalışma alanı olması itibari ile yaptıkları cami, hastane, imarethane ve çeşmelerle İstanbul’u inşa eden hanım sultanlardan bahsetti. Şahsî paraları ile bu hayır kurumlarını yaptıran hanım sultanlar hakkında: “Onlar isteselerdi cami yaptırmak yerine kendilerine mücevher de alabilirlerdi. Cami yaptırmaya kimse onları mecbur tutmuyordu” dedi. Hocamız daha sonra bu hanım sultanların yaptıkları eserlerden ve faziletlerinden bahsetmeye devam etti. Her birisinin ihlas ve samimiyet üzere olduklarını ifade etti.Can Alpgüvenç

İstanbul’un inşasında hanımların emeği çoktur

Bu hayır müesseselerinin kurulan vakıflar aracılığı ile inşa edildiğini söyleyen Can Alpgüvenç Hoca, 19. yüzyılda padişahlara ait 27 vakfın olduğunu, hanım sultanlara ait ise 45 vakfın olduğunu söyledi. Bunun İstanbul’un inşasında hanımların ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu gösterdiğini söyleyen Can Alpgüvenç Hoca, hanım sultanların yaptırdığı başlıca eserleri şöyle sıraladı: Eminönü’ndeki Yeni Camii olarak bilinen Valide Sultan Camii, Gülhane’de Zeynep Sultan Camii, Sultanahmet’te Cevriye Kalfa Sıbyan Mektebi, Aksaray’da Pertevniyal Valide Sultan Camii, Vatan Caddesi’nde Bezmiâlem Valide Sultan Camii, Çeşmesi ve Hastanesi, Edirnekapı’da Mihrimah Sultan Camii, Üsküdar’da Mihrimah Sultan Camii ve Atik Valide Camii…

Hürrem Sultan’ın çok günahını alıyorlar

Bu hayır kuruluşlarını yaptıran hanım sultanları topluma kötü göstermeye çalışan bazı kesimlerin olduğunu söyleyen Can Alpgüvenç Hoca, özellikle Hürrem Sultan’ın yapılan dizilerle entrikacı ve şerli gösterilmeye çalışıldığını ifade etti. Dizide ona “Sülüman” dedirterek Hürrem Sultan’ın doğru dürüst Türkçe bile konuşamadığını ima ettiklerini ancak gerçeğin böyle olmadığını, gerçekte Hürrem Sultan’ın Arapça ve Farsça bilen ve Türkçeyi de şiir yazacak kadar iyi bilen bir şaire ve edibe olduğunu söyledi. Onun en önemli ve bilinen eserinin ise Haseki Hastanesi ve külliyesi olduğunu ifade eden Can Alpgüvenç Hoca, Hürrem Sultan’ın Kudüs’te ve Mekke’de de eserleri olduğunu söyledi. Böyle hayır sahibi kimseleri hayırla yâd etmemiz gerektiğini ifade eden Hoca, onlara tan edenlerin ahirette bunun hesabını vereceğini söyledi.

Fetihteki askerlerin mezarları nerede?

Ramazan Sohbetlerinin ikinci gününün konuğu olan Dursun Gürlek Hoca ise, yapmış olduğu sohbette İstanbul’un tarihî mekanlarını anlattı. HHer zamanki gibi dinleyicilere sorular soran Dursun Gürlek Hoca’nın ilk sorusu şuydu: İstanbul’un fethine katılan ve şehit olan askerlere ne ad verilir? Bu askerlere hadis-i şeriften mülhem olarak “ni’mel ceyş” yani “ne güzel askerler” denildiğini söyleyen Hoca, bir soru ile dinleyicileri bırakmadı ve; “Ni’mel ceyş askerlerinin İstanbul’daki kabirleri nerede?” diye sordu. Dinleyiciler arasında bulunan edebiyat öğretmeni Nihat Çeçen Bey el kaldırdı ve; “Büyükşehir Belediyesi’nin yanında küçük bir cami var, onun yanında” diyerek soruya doğru cevabı verdi. Dursun Gürlek Hoca da o mezarlığın adının “On Sekiz Sekbanlar Mezarlığı” olduğunu söyledi ve başka yerlerde de bu askerlerin mezarlarının olduğunu ancak orada toplu halde bulundukları için buranın önem arz ettiğini ilave etti.

Selahaddin değil selatin

Dursun Gürlek Hoca, bazı kimselerin kelimeleri yanlış kullandığını, mesela “selatin cami” yerine “selahaddin cami” dediklerini söyledi. Doğrusunun “selatin” olduğunu; yani “sultan” kelimesinin çoğulu olduğunu ifade etti. Bu arada benim için yeni bir bilgi de şu oldu ki yalnızca Osmanlı Sultanlarının yaptırdığı camilere değil, hanım sultanlar tarafından yani Padişahının annesi veya kızı tarafından yaptırılan camilere de selatin camii deniliyormuş. Selatin camilerden birisinin de, gölgesinde bulunduğumuz Bayezıd Camii olduğunu söyleyen Hoca, Padişah Bayezid-i Veli’nin cami inşası için İstanbul’un en güzel bölgesini tercih ettiğini söyledi.  Bayezid Camii’nin bir külliye içinde olduğunu, bugünkü İstanbul üniversitesinin de o zaman bu külliyenin medresesi olduğunu, baş müderrisinin yani rektörünün de Zembilli Ali Efendi olduğunu söyledi.

Dursun GürlekZembil ne demektir?

Bu arada Dursun Hoca’ya da güzel bir soru daha çıkmış oldu: Zembil ne demektir? Bu soruyu bilen olmayınca kendisinden öğrendik ki zembil eskiden pazara giderken kullanılan örme sepetmiş. Ali Efendi’ye Zembilli Ali Efendi denmesinin sebebi de bu sepetmiş. Zembili Ali Efendi’ye çok soru yöneltilirmiş, Hoca Efendi o soruların cevabını küçük kâğıtlara yazarak zembilin içine doldurup evin penceresinden sarkıtırmış. Sonra o soruları soranlar gelip cevaplarını oradan alırlarmış.

Bunu öğrenince şeytan bir anda rahmetli âlimimiz hakkında; “Bu ne kadar halktan kopuk bir âlimmiş, yüz yüze cevap vermiyor, cevapları pencereden yolluyor” diye bir düşünce soktu aklıma… Allah’tan Dursun Hocamız bu zatın neden böyle yaptığını da açıkladı da şeytanı kışkışlayabildim. Ali Efendi’ye yöneltilen soruların çoğunu kadınlar soruyormuş ve sorular namahrem meseleler ile ilgili de olabiliyormuş. Anladığım kadarıyla Zembilli Ali Efendi, kadınların çekinmeden sorularını sorabilmesi ve ilimsiz kalmamaları için böyle bir metot geliştirmiş. Hem böylece kadınlarla muhatap olmadan onlara yardım edebiliyormuş.

Beyazıt Kütüphanesi'nin aslı ahırdı

Dursun Gürlek Hoca, bugünkü Beyazıt Kütüphanesi olarak kullanılan bina ile ilgili de ilginç bilgiler verdi. Şöyle dedi: “Beyazıt Kütüphanesi o zaman kütüphane olarak kurulmadı. Külliyenin misafirhanesinde kalan kimselerin hayvanlarının barındırıldığı ahırdır. Sultan II. Abdülhamit, burayı ilk defa kütüphane olarak kurdu. Buraya çok önem verdi. Döşeme taşlarını Paris’ten getirdi.” Dursun Hoca’dan Bayezid Külliyesi içinde bir de muvakkithane olduğunu öğreniyoruz ki muvakkithane de ezan saatlerinin belirlendiği yermiş.

Bayezid-i Veli’nin İstanbul’da yaptırdığı camilerin hepsinin ruhaniyetli olduğunu, hatta bazılarının içinde makam-ı Hızır olduğunu ifade eden Dursun Gürlek Hoca, “bu da sorulur mu?” diyerek latife yaptığı bir soru daha sordu: “Bayezid-i Veli’nin kabri nerededir?” Ve cevabı beklemeden; “Osmanlı’da adettir, padişah yaptırdığı caminin kıble tarafındaki türbesine defnedilir” diyerek cevabı kendisi verdi. Demek oluyordu ki Bayezid-i Veli’nin türbesi Beyazıt Camii’nin kıble tarafındaydı. Yani hemen bu söyleşinin yapıldığı yere çok yakındı.

Kaç tane Selimiye Camii var?

Bu soru biraz kolay kaçmış olacak ki Hocamızı kesmedi ve bu sefer de Yavuz Sultan Selim’in kabrinin nerede olduğunu sordu. Hocanın İstanbul’un çeşitli yerlerinde verdiği Osmanlıca derslerine katılan bir genç kardeşimiz Yavuz’un türbesinin Çarşamba’da Haliç’e nazır olan Selimiye Camii’nde olduğunu söyleyerek doğru cevabı verdi. Bu genç kardeşimiz Hocanın; “Kaç tane Selimiye camii var?” sorusunu da doğru cevaplamayı başardı. Neymiş peki bunlar? Birincisi kabrinin de bulunduğu Fatih Çarşamba’da Kanuni Sultan Süleyman’ın babasına ithaf ederek yaptırdığı Selimiye Camii… İkincisi III. Selim’in yaptırdığı Üsküdar’daki Selimiye Kışlasının yanındaki Selimiye Camii... Üçüncü Selimiye Camii ise herkesin bildiği II. Selim’in yaptırdığı Selimiye Camii... Bu arada Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” dediği Selimiye Camii’nin Yavuz Sultan Selim’le bir ilgisinin olmadığını da hatırlatmış olalım.Dursun Gürlek

Dursun Hoca’yı dinlemekle gerçekten çok iyi etmişiz çünkü kaç tane Selimiye Camii olduğunu öğrenmiş olduk. Yavuz Sultan Selim’in kabrinin de oğlu Kanuni tarafından yaptırılan Selimiye Camii’nde olduğunu öğrendik. Dursun Hoca’nın dediğine göre Yavuz seferlerden kafasını kaldıramadığı için cami yaptırmaya fırsat bulamamış.

İstanbul’un ortası neresi

Dursun Gürlek Hocanın bu söyleşide anlattığı bir başka konu da İstanbul’un ortasının neresi olduğu mevzuuydu.  Orhan Veli’nin “İstanbul’un orta yeri sinema” dizesini hatırlatan Hoca, eskiden bütün sinema ve tiyatroların Şehzadebaşı’nda olduğunu söyledi. Günümüzde sinema ve tiyatroların Beyoğlu’nda olduğunu ancak Beyoğlu’nun İstanbul’dan sayılmayacağını çünkü İstanbul denince sur içi kastedildiğini söyledi.

Evliya Çelebi’ye göre İstanbul’un ortasının Şehzadebaşı Camii’nin dış avlusunun Vefa Lisesine giden sol köşesindeki sütunun bulunduğu yer olduğunu söyleyen Dursun Hoca, Şehzadebaşı Camii’nin bulunduğu bu bölgenin aşağı yukarı üç ismi olduğunu söyledi: Şehzadebaşı, Vezneciler, Saraçhane… Eskiden “saraç” denilen bir meslek grubu olduğunu, saraçların çanta, ayakkabı gibi bir takım deri eşya yapan sanatkârlar olduğunu söyleyen Dursun Hoca, Fatih Sultan Mehmet’in fetihten sonra saraçlara bu bölgeyi tahsis ettiği için bu bölgenin Saraçhane olarak anıldığını söyledi.

Vezneciler'in bildiğimiz vezne ile alakası yok

Vezneciler isminin nereden geldiğini ise şöyle açıkladı: “16. yüzyılda tüfek kullanılmaya başlandığında tüfekler dolma tüfekti. Yani uç kısmından barut dolduruluyor ve pekiştiriliyordu. İşte o barutların ölçüldüğü kutulara vezne deniyordu. Bunların satıldığı yer olduğu için burası Vezneciler olarak anıldı.” Hocadan öğrendiğimize göre buradaki “vezne”nin “para sayılan ve ödenen yer” anlamındaki vezne ile bir alakası yokmuş.

Şehzadebaşı isminin nereden geldiğini de şöyle açıkladı: “Kanuni’nin genç yaşında vefat eden oğlu Şehzade Mehmet’in hatırasını yaşatmak amacıyla Mimar Sinan’a yaptırdığı camidir. Mimar Sinan’ın da ‘çıraklık eserim’ dediği cami o bölgede bulunmasından dolayı o bölgenin adı Şehzadebaşı kalmıştır.”

Cahilatün cahilatün cahilün

Kendisi de bir ayaklı kütüphane olan Dursun Gürlek Hoca, konuşması esnasında bir de şöyle bir anekdota yer verdi: “Ayaklı kütüphanelerden rahmetli hocamız Orhan Şaik Gökyay gençleri görünce siygaya çekermiş. Bir gün edebiyat fakültesinden yeni mezun olmuş bir gence; ‘Söyle bakalım, dört yıl okuduğun bu fakülteden ne öğrendin?’ diye sormuş…  Genç; ‘Valla hocam Failatün failatün failün’den başka hiçbir şey öğrenmedim’ deyince Hoca hemen taşı gediğine koymuş: ‘Öyleyse evladım, sen cahilatün cahilatün cahilün’sün’ demiş…”

 

Aydın Başar haber verdi

Güncelleme Tarihi: 25 Temmuz 2012, 05:20
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
sezgül
sezgül - 7 yıl Önce

çarşambadaki yavuz sultan selim camii'nin adı da mı selimiye camii? ilk kez duyuyorum.

Ömer faruk
Ömer faruk - 7 yıl Önce

Genç kardeşiniz yazınız için teşekkür eder:)

aydın başar
aydın başar - 7 yıl Önce

Genç kardeşim seni tanımıyorum ama senden iyi bir kültür tarihçisi olur... Bu siteye yazı gönder istersen. Asım Abinin kuralları çoktur ama alışırsın zamanla... Ben şahsen senin bu sitede güzel şeyler yapacağına inanıyorum...

Ömer faruk
Ömer faruk - 7 yıl Önce

Hüsn-ü zannınız için teşekkür ederim, Allah razı olsun.yazı için ise inşallah diyelim.sizinle de eğer mümkünse tanışmayı arzu ediyorum?.

banner19

banner13