Berat Demirci denemelerinde de şairdir

Sivas'ta 'İnsanın kendisinin fani olduğunu her gün, her an hissetmesi kadar güzel bir terbiye metodu ben hayatımda duymadım' diyen deneme yazarı ve şair Berat Demirci için bir saygı gecesi düzenlendi. Burak Tekiner programdan notlarını aktarıyor..

Berat Demirci denemelerinde de şairdir

 

Geçtiğimiz günlerde Sivas’ta İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü "İçimizden Biri, Tefekküre Adanmış Bir Ömür: Berat Demirci" başlıklı bir etkinlik düzenledi. Programda dostları yazar-şair Berat Demirci’yi anlattı.

Program, Sivas İl Kültür ve Turizm Müdürü Kadir Pürlü’nün ‘‘ilk defa sayın diye başlayan bir açılış konuşması yapmayacağım için mutluyum’’ şeklindeki samimi konuşmasıyla başladı. Ardından Berat Hoca’nın M.T.T.B’li yıllarda birlikte yürüdüğü ve aynı zamanda Gurbet Edebiyat dergisini birlikte çıkardığı yol arkadaşı Ahmet Kaleli’nin konuşmasıyla devam etti. Gurbet Edebiyat dergisinden Üniversite Kitabevi'nde edebiyat ve fikriyat ağırlıklı sohbetlerine kadar Berat Hoca'yla yaşadığı bir çok anısını içtenlikle aktardı Ahmet Kaleli. Söz Berat Hoca'nın yazarlığına geldiğinde ise, onun yeri geldiğinde zülfiyare dokunan, yeri geldiğinde ise kılıçlaşan bir kalemi olduğunu ve bu kalemini otoriteler namına oynatmadığını, hep dik ve yalnız yürüdüğünü söyledi.

Denemelerinde de şair

Ahmet Kaleli’den sonra sözü alan Prof. Dr. Hüseyin Akkaya ise Berat Hoca’nın daha çok kalemi üzerinde durarak şunları söyledi: ‘‘Onu hep şair olarak tanıdım. Daha sonra bir deneme üstadı olarak tanıdım. Bu denemeler aynı zamanda fikirle hemhal olmuş, fikri bir dantel gibi örerek ortaya koyan denemelerdir. Ama bunlar bir tarafa Berat Hoca denemelerinde de şairdir.  Farkında olmuyoruz ama denemeleri iç içe metaforlarla geliştiği, hakikatle mecazın içe içe girdiği, bir yerde fikri şiirleştiren bir atmosfer, bir dünya örüyor.’’

Daha sonra Berat Hoca'nın yazdıktan sonra kendisine okuttuğu, fakat daha sonra Berat Hoca’nın müsveddesini kaybettiği ‘‘Seferberlik Destanı’’ adlı destansı şiirinden bir bölüm hatırlattı Hüseyin Hoca:

"Dedem bir Hamidiye askeridir

Bir defa gazi bugünlerde, üç defa şehittir!

Oğul, oğul derdi

Yalan değil; yanlıştır sıktığımız kurşunlar, müzelerde dururlar

Gömmeden daha ölülerimizi alnından öptük toprağın

Ve ancak bir savaş, böyle kaybedilir.

 

Babaannem mütevekkil, tesbih çeker…

Dalar gider, bir daha gider,

Seccadesi: Devlet-i âli Osman…’’

Hüseyin Akkaya, bu hatırlatmadan sonra, Berat Hoca'yı, seccadesini Devlet-i âli Osman olarak bütün o topraklara seren, onun üzerinde kıyama duran, ama her zaman dik duran, orada vecde gelen ve o vecde gelen anlardaki duygularını, düşüncelerini Türkçe’nin en güzel ifadeleriyle bize sunmuş bir şahsiyet olarak niteleyerek şairane konuşmasını tamamladı.

Evi Şarkışla kilimleriyle doludur

Hüseyin Hoca'dan sonra bir diğer dostu Bizim Sivas Gazetesi imtiyaz sahibi Muhsin Kaya ise Berat Hoca'nın yerliliği ve milliği üzerinde durarak hiç bilinmeyen yönlerini dinleyicilerle paylaştı. Neler anlatmadı ki? Yemeklerini hâlâ yer sofrasında yediğinden, evinin Şarkışla kilimleriyle dolu olduğundan, duvarında bağlama ve tanburun asılı olduğundan, sadece asılı kalmayıp tanburu da hakkını vererek çaldığından, makine halılarından ziyade dokuma halıları tercih ettiğinden, onun iyi bir müzik dinleyicisi olduğu ve bunun yanında iyi bir türkü yorumcusu olduğundan bahsetti. Son olarak Vehbi Cem Aşkun, Muzaffer Sarısözen, İhramcızade, Şemsi Sivasi, Ergun Göze, Yavuz Bülent Bakiler, Beşir Ayvazoğlu gibi Sivas’ın kıymetli isimlerine dikkat çeken Kaya, bu isimlerin yanına Berat Demirci’yi de koymamız gerektiğini ifade etti.

Hayat felsefemi fanilik üzerine inşa ettim

Son olarak sözü alan Berat Demirci Hoca ise hayat felsefesini fanilik üzerine inşa ettiğini söyledi ve konuşmasına şöyle devam etti: 

“Uzun lafa gerek yok. İnsanın kendisinin fani olduğunu her gün, her an hissetmesi kadar güzel bir terbiye metodu ben hayatımda duymadım. Modern zamanlarda insanlar bence ölümlü olduklarını unuttu. İnsanları ölüm bile terbiye etmiyorsa başka hiçbir şey terbiye etmez. İnsanlar hayatlarındaki parantezin günün birinde kapanacağını hissetsinler ve bu parantezi doğru ve güzel şeylerle doldurmaya çalışsınlar."

Hocanın kullandığı bu 'parantez' metaforu biraz da programın hemen başında okunan ve kendisinin yazdığı kısa biyografik metni hatırlattı yeniden dinleyicilere. O metinde hoca kendisini şöyle anlatmıştı:

“Aç parantez diye bir şey vardır. Benim parantezim de 27.03.1956’da açıldı. Mutmainim, geriye dönüp keşke olsaydı dediğim bir şey yok, tûl-i emelim de. Tornacı Gazi Usta’nın, okumayı eğitmen babasından öğrenen ümmi Cevahir Hanım’ın ortanca çocuklarıyım. Şu an hem yetim hem öksüzüm.
Hayatım boyunca hiçbir otorite ve iktidarlarla yakınlık kurmadım, icap ettiğinde de sözümü asla esirgemedim. Dar alanda paslaşmalardan, kulisçilikten, çetecilikten, çıkar için eğilmekten asla hazzetmem. Eğilenlerin, paslaşanların da daima karşısındayım. Onlar da daima ve her alanda benim karşımdalar. Ve buna memnunum. Ben, bu dünyaya herkesle dost olmaya gelmedim, öyle inanıyorum.
Okumakla yazmakla geçirdim ömrü, daima kendi efkarımla okudum yazdım. Şairliğimin bugünün piyasasıyla, şiir çeteleriyle, edebiyat gruplarıyla hiçbir ilgisi yoktur. Tamamen geleceğe yöneliktir. Medar-ı maişetim Cumhuriyet Üniversitesi’nde öğretim üyeliğidir. Mesleğimi seviyorum.
Tek dileğim: Parantezimin fikri, vicdanı, irfanı hür bir şahsiyet olarak kapanmasıdır. Terekem elbette olacaktır ama şu an dünyalık olarak miras bırakacak hiçbir şeyim yok. Bir Müslüman olarak âlemdeki her nesnenin, insanın, nefesiyle soluk alıp verdiğine inanıyorum. Son nefesime kadar bu dünyaya temiz şeyler katmak muradımdır. Bakisi selamdır ve muhabbettir.”

 

Burak Tekiner haber verdi

 

Güncelleme Tarihi: 28 Aralık 2013, 14:19
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13