Ben okula ibadet etmek için geliyorum

İGEDER’in “İz Bırakan Eğtimciler” programının ilki gerçekleştirildi. Eğitimci, mütefekkir, insanın eğitimini dava edinen büyük muallimlerden Nurettin Topçu dolu dolu bir programla anıldı.

Ben okula ibadet etmek için geliyorum

 

 

İGEDER’in “İz Bırakan Eğtimciler” programının ilki gerçekleştirildi. Eğitimci, mütefekkir, insanın eğitimini dava edinen büyük muallimlerden Nurettin Topçu dolu dolu bir programla anıldı.

Üsküdar Gençlik Merkezi’nde gerçekleşen programa Doç. Dr. Emin Işık, Prof. Dr. Selahattin Turan konuşmacı olarak katıldılar. Program, Nurettin Topçu’nun ruhu için okunan Kur’an Kerim tilaveti ile başladı. Akabinde İGEDER ve faaliyetlerini tanıtan bir video sunuldu. Ardından açılış konuşmasını İGEDER Başkanı Duran Cankatar gerçekleştirdi.

Ağzı dualı bir öğretmen

Duran Cankatar, samimi bir insan. Konuşmasına Allah’a hamd ederek ve peygambere selavat getirerek başladı. Bir öğretmenin, muallimler muallimine konuşmasnının başında selam göndermesi bizim için anlamlıdır.

Bu milletin kaderinde iz bırakan, topluma yön veren, ömrünü bu hizmetlere vakfetmiş hocalarımızı gündeme taşıyarak, genç nesilleri geçmişleriyle buluşturmak istediklerini; bu programın, onlara olan vefa borcumuzu yerine getirmek için atılmış adımlardan biri olduğunu ifade eden Cankatar, İGEDER’in sıradışı etkiliklerinden söz etti.

Ülkemizin küresel bir güç olma yolunda hızla ilerlediğini ve fakat bu hızlı gelişmenin dünyadaki adaletsizliğe bir alternatif üretmedikçe anlamlı kabul edilmemesi gerektiği söyledi İGEDER Başkanı. Bu adaletsizliği önelemenin de adresini gösterdi. “Kur’an, sünnet, ilim adamlarımız ve iz bırakan eğitimcilerimiz. Hepsini anlamalı ve fikirlerini sosyal hayatta eyleme dönüştürmeliyiz.”

Ruh ve ahlak okulları inşa edilmeli

Prof. Dr. Selahattin Turan, ilk kürsüye gelen hoca oldu. “Nurettin Topçu’nun Maarif Davası” üzerine bir tebliğ sundu. Turan, konuşmasında Topçu’nun “Ruh ve Ahlak Okulu” dediği ve tamamen bu toprakların değerleriyle inşa edilecek bir okul modeli üzerinde durdu. İktisadi alanda kapitülasyonların kaldırıldığını ama eğitimde devamına göz yumulduğunu belirten Topçu’nun bu görüşünün, şimdiki sistem düşünüldüğünde ne kadar doğru bir belirleme olduğunu ifade etti.

Turan, çok önemli bir projeden de söz etti. İGEDER olarak Nurettin Topçu’nun model okulu olan “Ruh ve Ahlak Okulu”nu geliştireceklerini ve bunun bir öneri olarak MEB’e sunulacağını ifade etti. Ruh ve Ahlak Okulu projesi, Topçu’nun en önemli önerilerinden biri idi. Maddeci çağın hedonis ve benmerkezci çocuklarını, bu bataktan kurtarmanın tek yolu, okulu acilen iyileştirmeden geçiyor. Topçu ne güzel söylemiş: Bize bir insan mektebi lâzım. Bir mekteb ki, bizi kendi ruhumuza kavuştursun; her hareketimizim ahlâki değeri olduğunu tanıtsın; hâyâya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin; her ferdimizi milletimizin tarihi içinde aratsın; vicdanlarımıza her an Allah'ın huzurunda yaşamayı öğretsin.”

Mlli musikî, dini değerler ve Türkçe

Özgün bir eğitim modeli sunmak gerektiğinin ortada olduğunu söyleyen Turan, bütün siyasilerin, Batılı sistemleri hemen kabul ediverdiğini ifade etti. Topçu’nun, “Ruh ve ahlak kültürünün ilk basamağı ilkokulun eşiğidir,” sözünü aktaran Turan, Nevzat Köseoğlu’nun önerisinin, Topçu’nun felsefesi ile kesiştiğini işaret etti. Köseoğlu, anaokullarında milli musikiyi, dini değerleri ve Türkçeyi öğretin yeter demiştir. Çocuğun kimliğinin şekillendiği yer orasıdır. Okul öncesi çok ihmal edilmektedir.

İdeal mektep müdürsüzdür

Topçu’ya göre en iyi okul, müdürsüz mekteptir. O, teftişi de bir darbe olarak görür. Topçu’nun sorusu, bu gün de geçerliliğini sürdürmektedir: Acaba hangi zamanda muallim odasında ilmi bir konuşmanın, metotlu bir münakaşa halinde devamlılığı görülmüştür? “Bu üniversiteler de bile mevcut değil!” diye de ekledi bu sorunun ardından Turan.

Selahattin Turan’ın özellikle üzerinde durduğu meselelerden biri de okul mimarisi idi. Türk okul bina üslubunu ilk kez onun dile getirdiğini, okul mimarisinde milli ruhumuzdan çizgilerin bulunduğu bir üslubun kullanılması gerektiğini işaret etti. Turan, “Çağdaş araştırmacılar, okulun mimarisi ile çocuğun karakter ve kimliğini inşa etme arasında ciddi bir korelasyon olduğunu göstermiştir,” dedi.

Yabancı dil eğitimi bağra saplanmış bir bıçaktır

Turan, en sert çıkışını yabancı dilde eğitimde yaptı. Topçu’nun yabancı dilde eğitim konusunda çok açık ve net olduğunu söyledi. Yabancı dilde eğitim yapan okul felaketi millet bağrına saplanmış hançerdir. Bir paranoyaya dönüşen İngilizce hassasiyeti için şunları söyledi Turan: “Bütün anne babalar çocuklarının okul öncesinde bile İngilizce öğrenmesinden yanadır. Bu kadar tarihinden, geçmişinden bihaber bir toplum var mıdır bilmiyorum. Bütün çocuklar öğrensin bakalım bu yabancı dilleri; öteki dünyada sizleri kurtaracaklar mıdır hep beraber göröreceğiz? Çocuğuna anaokulunda İngilizce öğretmeyi hedefleyen ana baba, bana göre bir zavallıdır. Önce Türkçe öğretilmelidir. Türkçe olmadan kavramlar olmaz. Kavramlar olmadan düşünemezsiniz. Düşünmezsek, medeniyet kurulmaz; bunlar zincirleme şeylerdir. Eğer okul öncesinde İngilizce öğretiyorsanız, hançeri onun zihnine saplıyorsunuz demektir.

Beşer demek hayvan demektir

Selahattin Turan’ın ardından kürsüye gelen Emin Işk, Topçu’yu tanıyan, onun bilfiil talebesi olan, onunla uzun yıllar yakın ilişkiler kuran biri olarak, çok verimli bir konuşma yaptı. Onunla hatıralarını paylaştı. “Bizi insan yapan beş şey vardır,” diyerek konuşmasına başlayan Emin Işık, şöyle devam etti:  Birincisi akıl ve ilim. İkincisi ise, tefekkür. Hiçbir canlı ilim üretememiştir. Üçüncüsü, sanat ve estetiktir. Dördüncü, ahlak ve beşincisi ise, dindir. Din, aynı zamanda mukaddesatın adıdır. İlimden, tefekkürden sanat ve estetikten nasibin ne kadarsa, ahlakla ne kadar aran varsa ve nelere inanıyorsan, bütün bunlar bizi insan yapan şeylerdir. Bunlarla ilgin yoksa hala beşersin. Beşer demek, hayvan demektir. ‘Milletim nevi beşer, vatanım ruy-i zemin,’ denilmiş. Kimse sana bir vatan parçası vermez. Ne de beşer olmak övünülecek bir şeydir. İnsan ayrı, beşer ayrı bir varlıktır. İnsan, kültürel varlığın adıdır. Uğruna can verecek inançların yoksa, senin canının da değeri yoktur. Nurettin Topçu’dan öğrendiğimiz budur.”

Nureddin Bey’in talebesi olmakla iftihar ettiğini söyleyen Işık, mezun olduktan sonra onunla tam on beş sene hep beraber  olduklarını söyledi. “Ben hep sorardım ona. Bütün konuşmaları vecize gibidir. Siz felsefenizi yaşıyorsunuz. Yaşanmayan felsefe neye yarar. O yaşanmıyorsa zevzekliktir dedi. Din de öyledir.”

Çamlıca'ya çam dikilir

“Çamlıca’ya cami yapılmaz, Çamlıca’ya çam dikilir. Cami cemaatin olduğu yere yapılır. Bizim köylerimiz cami merkezlidir. Şimdi gökdelenler her yerde. Uğur Derman, bu gökdelenler ölen İstanbul’un mezartaşlarıdır demiş. Kendisi de Rousseau meşrebindendir.”

Hitler fotoğrafı

“Nurettin Topçu bir Mevlana ve Akif hayranı idi. Evinde üç kişinin resmi vardı. Kayınpederi, Mevlana ve Hitler. ‘Yahudi insanlığın düşmanı!’ demiştir. ‘Sanki Allah insanı ayrı, Yahudi’yi ayrı yaratmıştır!’ derdi. Zalimi alkışlayacak bir insan değildi. Onun Yahudi’ye karşıtlığını seviyordu. Hitleri zalim diye nitelediler, ama Yahudilerin Alman’a yaptığı zulüm daha fazladır. Bize yapılan zulüm daha fazladır. Biz uyuşturulduğumuz için farkında değiliz. Beyinlerimiz işgal ediliyor.”

Doktora tezi olan İsyan Ahlakı’nın, Fransa’da yılın doktorası seçildiğini ifade eden Emin Işık, onun Sorbonne’da felsefe doktorası yapan ilk Türk olduğunu işaret ettikten sonra, Topçu’nun milletine olan vefa duygusunu, anlattığı şu olayla ortaya koydu: “Hocası Maurice Blondel onun hatırına evinde bir ziyafet veriyor. Onu çok seviyor. Rektör ve hocaları davet ediyor. Yemekten sonra diyor ki, ‘Ben sana bir şey teklif edeceğim ama buna hayır diyeceğini biliyorum. Sen burada kal, kıymetli eserler ver. Ne istiyorsan sana sağlayacağız. Sana kadro bulacağız,’ diyor. Nureddin Bey diyor ki, ‘Benim milletime borcum var.’ Diyorlar ki eğer para borcun varsa, devlete olan burs borcunu ödeyelim. ‘Hayır’ diyor, ‘para borcu değil vefa borcu… Onun için gidiyorum.’”

Niçin boşandı?

Evlendiği gün İzmir Lisesi’ne tayini geliyor. Bazı öğrencileri sınıfta bıraktığı için. Evliliği çok kısa sürüyor. ‘Hoca niye boşandı?’ diye soruyorlar. Eşi paşa kızıydı. Kırk odalı bir yalıda büyümüş. Hoca ise, üç odalı bir ahşap evde Çemberlitaş’ta oturuyor. Kız burada sıkılıyor. Topçu ile evlenmesinin nedeni, Fransa’da doktora yapmış, Fransız kültürüyle yetişmiş gibi bakılıyor. Hoca da oturup okuyor. Zaten bütün kadınlar kitap düşmanıdır. Çünkü kuma gibi görüyorlar kitabı. Benim hanım da kitapları sevmez, ama ben alıştırdım onu. Ben açınca o da okur. Ama herkes öyle değil benim hanımım başka. Topçu’nun ayrılma sebebi kültürel uyuşmazlıktır. Kitapla kadını barıştırmak gerekiyor.

Denizli’ye sürüldüğü yıllarda Bediuzzaman’la tanışır. Aynı binada oturuyorlardı. ‘Akşamüzeri’ diyor, ‘ben dersten gelince ara sıra onu ziyarete çıkardım.’ Ondan çok bahsederdi, davasını ve zühdünü severdi. Akif’e hayrandı. Ödülü kabul etmediği için onu çok severdi. Marşın yazılması için ödül şartının kaldırılmasını istemesine hayrandı. ‘Parayla hizmet olmaz!’ demiştir.

Ben okula ibadet etmek için geliyorum

Emin Işık’ın en sarsıcı anılarından biri de Mahir İz Bey’le Topçu arasında geçen şu olaydı. Emin Işık’ın tatlı kelamından dinleyelim: “Mahir İz Bey, müdürdü. Topçu; din felsefesi, din psikolojisi, din sosyolojisi derslerine girerdi. O zamanlar imam hatiplerde vardı bu dersler. Şimdi kaldırıldı. Çocukların kafası bozuluyor diye. Kafası varsa bozulsun. Yoksa zaten bir şey olmaz. Saniye Hanım da bizim okulun muhasebesine bakan bir hanım. ‘Bütün hocalar ders ücretlerini aldılar. Nurettin Bey gelip almadı. Üç aydır benim çekmecemde. Lütfen gelsin alsın.’ diyor Mahir İz Bey’e. Mahir Bey’in yanına geliyor Nurettin Bey. Ücretin üç aydır bekliyormuş deyince Topçu demiş ki: ‘Ben buraya ücret almak için gelmiyorum. Ben buraya, ibadet etmek için geliyorum.’ ‘Hocam tahakkuk ettirilmiş. Kadının zimmetinde duruyor. Sen imzalayıp al da; biz fakirlere veririz,’ diyor. ‘O parayı alıp zimmetime geçirdikten sonra ister harcamışım ister fakire vermişim, bir şey değişmez ki!’ diyor. ‘O zaman para ile ibadet yapmış olurum!’ Israr ediyor ama atmıyor imzayı. Almıyor parayı. Dört sene bir kuruş para almadan geldi. Cuma günleri son sınıfların dersine bir kuruş para almadan.”

Emin Işık’ın, Topçu’nun hayatından nurlar taşıdığı program konuşmacılara katılımlarından dolayı plaket verilmesinin ardından sona erdi.

İGEDER, Öğretmenler Günü etkinliklerini Türk düşüncesinin köşe taşlarından biri olan Topçu’yu anma ve anlama programıyla taçlandırdı. Katılımın oldukça yüksek olduğu etkinlik, gelecek seneye yeni bir iz bırakan eğitimciyle sürdürülecek.

 

Emir Yekta yazdı

Güncelleme Tarihi: 09 Aralık 2013, 15:03
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13