banner17

“Ben de şairim. Tanışalım mı?”

Arif Ay, Bursa'da katıldığı programda bir çağlayan gibiydi. Şiirinden, Necip Fazıl'dan, Edebiyat dergisinden güzel şeyler anlattı.

“Ben de şairim. Tanışalım mı?”

Hani bazı insanlara ‘bir şey’ olmak yakışır ya, düşünürsünüz de, o kişi illa ‘o şey’ olmalıdır, işte Arif Ay da kendisine bir şey olmanın yakıştırıldığı insanlardan biri. Arif Ay’ın olabileceği tek şey de şairlik. Çünkü ona ancak şairlik çok yakışıyor.

 Arif AyBursa’da, “Şiirin Yolcuları” ağırlanıyor bir süredir. Âdem Turan ve Sıddık Ertaş, şiirin ilk yolcusu Mustafa Özçelik’ten sonra ikinci yolcuyu, Arif Ay’ı ağırladılar. İyi ki ağırladılar çünkü sükûtu ile bilinen Arif Ay, bir çağlayan gibi aktı hatta şiirlerinden örnekler bile okudu.

Şimdi, burada Arif Ay biyografisi vermek bu yazının en gereksiz bölümü olacağı için ey okur, o kısmı es geçip sadede geliyorum:

Şair Arif Ay’ın arka planında nasıl bir çocukluk, nasıl bir büyüme var?

Şiire başlamasının nasıl olduğuna dair soru yöneltilen Arif Ay, çocukluğunu, çocukluğunda kendisine birikim kazandıran etkenleri şöyle anlattı:

“Aslında edebiyata yönelme, bir mizaç meselesidir. Doğup büyüdüğüm köyde Kur’an’-ı Kerim, Mevlid ve Kesikbaş Hikâyeleri dışında yazılı kitap yoktu. Ama sözlü kültür hâkimdi. Biz masallarla, ninnilerle büyüdük. Masallar, ninniler, insanın düş gücünü harekete geçirir. Hatta çağımız gençliğinin bencil ve faydacı yetişmelerinde masalları kaybetmelerinin büyük etkisi vardır.”

“Bana göre sözlü kültür, yazılı kültürden daha üstündür. Çünkü sözlü kültürde muhatabınızın jest ve mimiklerini de görebilmektesiniz.”

“11-12 yaşıma kadar köyde büyüdüm. Doğayla iç içe olmamın da şair olmamda payı olduğunu düşünüyorum.”

Huysuz boz eşeği yaydıran baba…

Köyde yaşadığı çocukluğunda da insanlarla pek iç içe olmadığını söyleyen Arif Ay, bunun mizaç meselesi olmasının yanında, babasının kendine verdiği bir görevle de ilişkili olduğunu şöyle anlattı:

“Bir boz eşeğimiz vardı. Huysuz ve saldırgandı. Babam onun bakımını bana vermişti. Başka hayvanlarla beraber olduğunda onlara saldıran bu eşeği, diğer hayvanlardan uzak tutmak için uzaklara giderdim. Eşeği yaydırırken de doğayı gözlemlerdim. Özellikle de karıncaları. Onların yuvasının yakınına yiyecekler koyup ne kadar sürede bu yiyecekleri yuvalarına taşıyacaklarını izlerdim. Bu da bana hem doğayla iç içe olma hem de gözlem yeteneği kazandırmış olmalı.”

Ankara’ya gidiş ve Ankara günleri

Ankara’ya gidişinin de bir zorunluluktan kaynaklandığını anlatan Arif Ay, bu zorunluluğun, Ankara’ya yerleşmiş bulunan abisine yardım etmek olduğunu söylerken okuma sürecinin belki çocuksu ama önemli bir hususunu da şöyle açıkladı:

“Ankara’da ortaokula kaydoldum. Bu dönemde Teksas, Tommiks gibi çizgi romanları okurdum. İşin aslı, benim okuma sürecim de böyle başladı.”

Lise yılları, yine bir Edebiyat öğretmeni, yazma çalışmaları…

Liseye Ankara’da kaydolup lise biri Ankara’da okuduğunu anlatan Ay, yazma serüveninin de lisedeki Kompozisyon dersiyle başladığını anlattı:

“Lisede edebiyat öğretmenim ilk derste tahtaya yirmi sözcük yazarak bu sözcüklerin içinde bulunduğu bir kompozisyon yazmamızı istedi. Ben de köy hayatını anlattım. Köy hayatını anlattığım bu kompozisyonu öğretmenim beğendi ve bana Sait Faik seti armağan ederek bu kitapları okumamı istedi.”

23344Lise birden sonra artık kendisine ihtiyaç kalmadığı için yengesi tarafından köyüne gönderilen Arif Ay, köye döndükten sonra babasının kendisini okutmak yerine bir işe girip hayatını kazanması için yönlendirdiğini ama çevrenin baskısıyla okula kaydettirmek zorunda kaldığını söyledi.

Babanın işyeri komşusu olan seyyar kitapçı…

Babasının, omzunda halı-kilim satarak evin geçimini temin eden biri olduğunu söyleyen Arif Ay, kasaba pazarında babasının hemen bitişiğinde seyyar raflarda kitap satan bir kitapçı olduğunu aktararak o kitapçıdan Ömer Nasuhi Bilmen, Seyyid Kutup gibi İslami eser yazan yazarların kitaplarını alıp okumaya başladığını söyledi.

Şair, yine bu yıllarda Risale-i Nûr sohbetlerine katıldığını, bir yandan da şiirler yazmaya başladığını aktardı.

Sezai Karakoç’un kitaplarıyla ilk karşılaşmasının ise, bir radyo tamircisinde olduğunu, radyo tamircisinin, muhtemelen okuyup anlayamadığı Sezai Karakoç’un “Sesler” kitabını kendisine hediye ettiğini söyledi.

Ankara’da üniversite yılları, şiir ve Nuri Pakdil

Üniversite okumak için Ankara’ya geldiğini ve İlahiyat Fakültesine kaydolduğunu anlatan Arif Ay, Nuri Pakdil’den haberdar olmasının Turan Koç sayesinde olduğunu söyleyerek o günleri şöyle anlattı:

“Turan Koç, İlahiyat’tan sınıf arkadaşımdı. Bir gün Turan Koç’un açık kalmış defterinde şiirler gördüm. Bunları görünce kendisiyle tanışmak istedim. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:

“-Sen şair misin?

-Evet. Ne olacak?!

-Ben de şairim. Tanışalım mı?”

Adem Turan“Turan Koç bazen Edebiyat dergisiyle okula geliyordu. Onun aracılığıyla Nuri Pakdil ve Edebiyat’tan haberdar oldum ama nedense beni Nuri Pakdil’in yanına götürmesi isteğime sanki biraz uzak durdu. Sonunda Dergiye tek başıma gidip Nuri Pakdil ile tanıştım. Nuri Pakdil şiirlerimi istedi. Ben de bir süre sonra bir dosya halinde şiirlerimi ona götürdüm. Götürdüğüm dosyayı okudu ve yırtıp çöpe atarak bana ‘Bunlar şiir değil. Git, şiir yaz.’ dedi.”

Günümüz gençlerinin böyle bir tutumla karşılaştıklarında çekip gideceklerini ve bir daha oraya uğramayacaklarının altını çizen Arif Ay, kendisinin çekip gitmediğini, düzenli olarak dergi bürosuna giderek yardım etmeye başladığını ama bu olay üzerine de uzun süre şiir yazamadığını ve fakat Nuri Pakdil’in de kendisinden sürekli şiir istediğini, Nuri Pakdil’in bu istekleri karşısında Edebiyat dergisinde yayımlanan “Denizi Giymek” adlı şiirini yazıp götürdüğünü söyledi.

Nuri Pakdil’e dair

Nuri Pakdil’in önemine sık sık değinen Arif Ay, Nuri Pakdil ve onun duruşu hakkında şunları aktardı:

“Nuri Pakdil, kirli mülkiyet, emek, alın teri, karşı anamal gibi kavramları Kur’anî kavramlardır diyerek bu kavramlara sahip çıktı.”

“Nuri Pakdil, ‘yeni bir şey söylüyorsanız, bunu yeni sözcüklerle söylemelisiniz’ diye düşündüğü için Öztürkçe’yi benimsemiştir. Bu benimseme İslamcılar tarafından protesto edilse de, İslamcıların bir sanatçı-edebiyatçı olarak Türkiye gündeminde yer almasını sağlamıştır.”

“Nuri Pakdil ve Edebiyat dergisinin önceliği sanat ve edebiyat değildi. Öncelik, ideolojik duruştu. Biz uygarlığımızdan sanat edebiyatla koparıldığımızı düşünüp uygarlığımıza kavuşmanın yine sanat-edebiyatla olacağını savunuyorduk. Bu duruşun ve inancın gereği olarak da ideolojik duruşu öncelemiştik.”

NFK, Sezai Karakoç ve Edebiyat’ın misyonuna dair.

Kendisinin de Edep dergisini çıkardığı vurgulanarak Türkiye’de dergiler ve dergiciliğin misyonuna dair görüşleri sorulan Arif Ay, görüşlerini şöyle anlattı:

Arif Ay“Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera üzerlerine düşeni yerine getirmiş dergilerdi. Özellikle Büyük Doğu, sanatçıların eser yayımlatacağı bir yer olmaktan çok, yazan ve okuyanlara bir kimlik veren, ideolojik duruş sağlayan bir dergiydi.”

“Diriliş, medeniyeti önceleyen bir dergiydi. Sezai Karakoç şair olmasına rağmen ekonomiden turizme kadar her alanda tefekkür etmiş biridir.”

“Sezai Karakoç bir Batı ülkesinde yaşasaydı dünyaya elektrik verip sarsacak, çağını etkileyecek biri olurdu. Ne yazık ki Türkiye’de yaşıyor ve Türkçe de dünyaya kapalı bir dil.”

“Büyük Doğu, ideolojik kimliği; Diriliş, medeniyeti; Edebiyat ise kültür-edebiyatı önemseyen dergilerdi.”

Edep niçin çıktı?

Türkiye’de dergilerin ideolojik kaygılar, grupların seslerini dile getirmeleri ya da bir dergiden küsüp ayrılma sonucu gibi etkenlerle çıktığını söyleyen Arif Ay, Edep dergisini çıkarmasını şu sözlerle açıkladı:

“Dediğim gibi, bizim önceliğimiz sanat ve edebiyat değildi. Öncelik, ideolojik duruştu. Biz uygarlığımızdan sanat edebiyatla koparıldığımızı düşünüp uygarlığımıza kavuşmanın yine sanat-edebiyatla olacağını savunuyorduk. Bu duruşun ve inancın gereği olarak da ideolojik duruşu öncelemiştik. Ben de çeşitli davetler üzerine çeşitli dergilerin çıkışlarında ya da yazı kadrosunda yer aldım ama hep yerimi yadırgadım. Edebiyat dergisindeki duruşu arıyordum. Bu duruşu başka yerlerde bulamadığım için Edep dergisini çıkardım.”

Ahmet Serin, dinledi ve notlar aldı

Güncelleme Tarihi: 17 Ocak 2011, 16:42
YORUM EKLE
YORUMLAR
necip
necip - 8 yıl Önce

Ben de söyleşideydim. Arif Ay'ı dinlemekten büyük mutluluk duydum. Şair, şiirinin oluşumunda çocukluğunun büyük etkisi olduğunu belirtti. Ama bundan daha önemli şeylere vurgu yaptı. Özellikle müslümanların sistem karşısındaki tutumları konusunda. Kirlimülkiyet, karasiyasa... Bu kavramlar bence o söyleşinin en üzerinde düşünülmesi gereken kavramlardı.

berre
berre - 8 yıl Önce

neden her şey bittikten sonra haberim oluyor ömrüm keşkelerle geçti, bu programlar olmadan önce haberimizin olması mümkün değil mi? Bursa'daki kültür sanat faliyetlerinin haberini veren bir bölümünüz olamaz mı?

Sanem-i Mahlika
Sanem-i Mahlika - 8 yıl Önce

"Ben de şairim, tanışalım mı?" son derece sıcak bir tanışma tavrı..
Bu tavır davetiye çıkarır tanışmaya ve nice EDEB li cümleleri buluşturmaya..
Şair ve yazarımızın başarılarının devamını EDEBE korumaya vesile olması ile diliyor saygılar sunuyorum.

banner8

banner19

banner20