Bekir Sıtkı Sezgin hal ehli bir musiki üstadıydı

Türk musikisinin ve kültürümüzün önemli taşlarından biri olan Bekir Sıtkı Sezgin, Bursa’da düzenlenen bir etkinlikle anıldı 10 Eylül gecesi. Süleyman Uludağ, Mustafa Kara, Cahit Çollak gibi birçok isim katılımcılara Bekir Sıtkı Sezgin’i anlattı..

Bekir Sıtkı Sezgin hal ehli bir musiki üstadıydı

 

Bekir Sıtkı Sezgin, elbette önemli bir sanatkâr. Onu önemli kılan sebeplere kısaca baktığımızda, bu sebepleri üç ana başlık altında toplamak mümkün: Birincisi ve en önemlisi, onun has bir sanatkâr olmasından kaynaklanan önem. Bu has sanatkârlık sıfatı, Bekir Sıtkı’yı, hangi dönemde yaşarsa yaşasın, önemli kılmaya yeter. İkincisi, zor bir dönemde yaşaması, yaşadığı zor dönemde temsilcisi olduğu müziğe sahip çıkıp onu yaşatması. Üçüncüsü, öğrencilerine sadece sahip olduğu musiki bilgisini değil insanî erdemleri, terbiyeyi, edebi, nezaketi de aktarabilmesi…

İşte bu yönleriyle kültürümüzün önemli taşlarından biri olan Bekir Sıtkı Sezgin, Yazarlar Birliği Bursa Şubesi tarafından düzenlenen bir etkinlikle anıldı 10 Eylül gecesi. Bu tarih önemli çünkü 10 Eylül 1996, Bekir Sıtkı Sezgin’in vefatı…

Ne yalan söyleyeyim, insanı alıp bir yerlere götüren güzel bir geceydi, güzel bir programdı. Program sona erdiğinde, insanın kendisini “Neden böyle programlar daha sık olmaz ki?” sorusunu sorarken yakalayıverdiği bir geceydi.

“Mest olma”nın ne olduğunu o gece bir kez daha anladım

Geceye her yaş grubundan katılan vardı. Katılanlar birçok yönleriyle birbirlerinden farklı insanlardı ama o gece orada öyle bir hava vardı ki, bu insanlar ne kadar farklı olurlarsa olsunlar, birbirlerini anlıyorlardı. Yaşları, giyim kuşamları, dilleri, eğitimleri farklı bu kadar insan o gece inanılmaz bir şekilde ortak bir dil geliştirmişler, bu dil üzerinden nerdeyse hiç konuşmadan birbirleriyle iletişim kuruyorlardı. Daha önce hiç karşılaşmamış olanlar, o gece birbirlerini aşina buluyordu. Bu, adını nasıl koyarsak koyalım, dünyayı ve fiziği aşan bir olay hiç şüphe yok ki. Kendi adıma ben “mest olma”nın ne olduğunu o gece bir kez daha anladım.

Cemil Kılıç’ın sunuculuğunu yaptığı gecede ilk olarak Bekir Sıtkı Sezgin’in biyografisi Uygar Umut tarafından okundu.

Sonra sözü alan Hocaların Hocası Süleyman Uludağ, “İlim, fikir, sanat adamlarını anmak bir vefa borcudur. Onları yâd edip gelecek kuşaklara aktarmak, geleceğe umutla bakmamızı sağlar.” diyerek anma gecelerinin neden önemli olduğunu belirtikten sonra sözlerine şöyle devam etti: “İslam Açısından Müzik ve Sema adlı eserimin yeni baskısı için Marifet Yayınları’na gitmiştim. Yayınevinde beni, o an orada olan Bekir Sıtkı Sezgin ile tanıştırdılar. Bekir Sıtkı Sezgin o yıllarda Kök dergisini çıkarıyordu. Şimdi düşünüyorum da, derginin adı bile başlı başına bir mesaj… Köklerimize sahip çıkmamız gerektiğini ifade eden bir mesaj… O gün orada yaptığımız sohbette, Türk Sanat Musikisi’ne önem verilmemesinden dert yandı. Dergiyi çıkarmasındaki amacın, ‘Gelecek kuşaklara Türk Sanat Musikisi’ni aktarmak’ olduğunu söylemişti. Onu tanıyan herkes onun mütevazı, dindar, edep sahibi biri olduğunu söyler. Gerçekten de öyle biridir. Kendisi sadece eskiyi taklitle yetinmemiş, ona bir şeyler de katmış biridir. O bakımdan Bekir Sıtkı Sezgin, çok önemlidir.”

Mustafa Kara: “Dört önemli isim var!”

Türkiye’de tasavvuf alanında en yetkin isimlerden biri olan Uludağ Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Kara da, Bekir Sıtkı Sezgin’in nasıl bir zincirin halkası olduğunu şu sözlerle aktardı: “Yakın tarihimizde önemli dört isim vardır: Birincisi, Osman Şemsettin Efendi’dir. Kadirî silsilesinin bu önemli ismi, 1814-1893 yılları arasında yaşamış, İstanbul’u aydınlatan çok önemli bir zattır. Henüz tam anlamıyla gün yüzüne çıkmayan bir divanı da bulunan bu zat, etraflıca araştırılıp gelecek kuşaklara aktarılmayı beklemektedir.

İkinci önemli isim, Hafız Şeyh Bekir Sıtkı Efendi’dir. Isparta’da doğup güzel bir terbiye ile yetiştirilen bu zat, rüyasında Hazreti Peygamberi görür ve ondan ‘Seni bana Osman’ım getirecek.’ cümlesini işiterek yıllarca kendisini Kâinatın Efendisi’ne götürecek Osman’ı bekler. Bu arada kendisini yetiştirir. Sonunda onu götürecek Osman ortaya çıkar ve onu alıp İstanbul’a götürür Osman Şemsettin Efendi. İstanbul’da saatçilik yaparak kemalâtını tamamlayan Bekir Sıtkı Efendi, bir süre sonra Isparta’ya döner. Isparta’da gülyağı ticaretiyle uğraşan Bekir Sıtkı Efendi, 1924 yılında posta oturması için İstanbul’a davet edilir ama kaderin garip bir cilvesiyle bir sene sonra tekke ve dergâhlar sırlanır. Bekir Sıtkı Efendi de tekrar Isparta’ya geri döner.

Üçüncü önemli isim, Hüseyin Sezgin’dir. Hüseyin Sezgin, Bekir Sıtkı Efendi’nin müridi, Bekir Sıtkı Sezgin’in babasıdır. Bu bağ dolayısıyla Bekir Sıtkı Efendi, Bekir Sıtkı Sezgin’in hem mürşidi olur hem de onun manevi dedesidir.

Bu silsilenin dördüncü önemli halkası olan Bekir Sıtkı Sezgin, hem bir Kadirî dervişi hem de önemli bir musiki üstadıdır.”

Zinnur Kanık: Münir Nurettin ile Bekir Sıtkı farklıdır

Uludağ Üniversitesi öğretim görevlisi ve neyzen Zinnur Kanık da, Bekir Sıtkı Sezgin’le ilgili düşüncelerini şu sözlerle aktardı: “Ben Bekir Sıtkı Sezgin ile bizzat tanışamadım ama ondan feyz alanlardan birisiyim. Sunuş yapılırken Bekir Sıtkı Sezgin ile Münir Nurettin Selçuk’un karşılaştırabileceği ifadesi dikkatimi çekti. Teknik olarak her ikisi de farklı kişilerdir. Münir Nurettin Selçuk, icrada mükemmeldir. Bekir Sıtkı Sezgin de icrada mükemmeldir ama Bekir Sıtkı Sezgin’in farkı, yaşadığı manevi halleri musikisine katabilmiş olmasıdır.”

Bekir Sıtkı Sezgin için ne dediler?

Konuklar arasında bulunan musiki sevdalıları arasında da Bekir Sıtkı Sezgin ile ilgili düşüncelerini aktaranlar oldu. Bu düşünceler de şöyle:

Bursa’da müzik ve kültür dünyasının içinde yer alan Sadık İmrak:  “Konservatuarda Bekir Sıtkı Sezgin’in öğrencisi olamadım. Ama onun icrasını dinlediğim ilk günden beri onu farklı kılan şeyin ne olduğunu çözmeye uğraşıyorum. Bunu yavaş yavaş çözmeye başladım. Bu, ‘mana’ denilen şey. Bekir Sıtkı Sezgin’de kendine has bir mana var ve onu farklı kılan da bu.”

Kültür Bakanlığı Bursa Korosu üyesi Esra Çelik de, “Biz Bekir Sıtkı Sezgin’e ‘fem-i muhsin’ der ve onu kendimize örnek alırız” diyerek Bekir Sıtkı Sezgin’in kendileri için önemine değindi.

Bursa’nın önemli simalarından Cahit Çollak da “Onlar hal ehli insanlardır. Hal ehli olanların şana-şöhrete ihtiyacı yoktur. Onların kendi halleri onlara yeter. Yetmişli yılların başında Taksim’de dolaşırken tesadüfen girdiğim bir gazinoda Bekir Sıtkı Sezgin dâhil birçok musikişinasın bir etkinliklerini gözlemleme fırsatım olmuştu. Birbirlerine karşı edepleri, hitapları bambaşkaydı. Bu, anlatılacak değil, yaşanacak bir şey.”

Konuklar arasında bulunan Gülin Havva Küçükaslan da “Musiki sevgimizden dolayı İnci Çayırlı ile samimi olmuştuk. Bir gün İnci Hanım’dan bizi Bekir Sıtkı Sezgin ile tanıştırmasını rica ettik. Tanışmamızda bize söylediği ‘Hepinizin geçiminizi sağlayacağı bir işi olacak ama insanlar işlerinden çok meşgaleleri ile anılırlar. O yüzden güzel bir meşgaleniz olsun.’ sözlerini unutmak mümkün değil” diyerek Bekir Sıtkı Sezgin’in hayatını nasıl anlattığını ifade etti.

Ve musiki icrası

Müzikten ve müzisyenlerden bu kadar bahsedip de geceyi müzikle taçlandırmamak düşünülemezdi. Ve sonunda müzik icrasına sıra geldi. Sahnede ilkönce Zinnur Kanık’ın solist olduğu ekip yer aldı. Sadık İmrak ve Halil Çay’ın genç öğrencisi Mert eşliğinde Bekir Sıtkı Sezgin’in bestelerinden örnek verildikten sonra, Halil Çay yönetimindeki Tasavvuf Müziği Korosu sahne aldı. Dinleyicileri alıp da başka bir iklime götüren icradan sonra herkes kalbinde titreyen bir tel ile kendi dünyasına döndü.

 

Ahmet Serin, bir güzel anmadan notlarını aktardı

Güncelleme Tarihi: 11 Eylül 2013, 12:45
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13