Bekir Sıdkı Sezgin’e göre musiki meşki, doğrudan kulluk meşkidir

Bilim Sanat Vakfı bünyesindeki Sanat Araştırmaları Merkezi’nin 3 Aralık 2016 tarihinde Bekir Sıdkı Sezgin'i anmak üzere düzenlendiği panelde Dr. Ş. Savaş Barkçin de bir konuşma yaptı. Bekir Sıdkı Sezgin ve musikinin tasavvufla bağlantıları üzerinde durulan konuşmayı sizlerle paylaşıyoruz.

Bekir Sıdkı Sezgin’e göre musiki meşki, doğrudan kulluk meşkidir

Bilim Sanat Vakfı, Sanat Araştırmaları Merkezi 3 Aralık 2016 tarihinde önemli bir panele ev sahipliği yaptı. Vefatının 20. yılında Türk mûsıkisinin üstadlarından, usta sanatçı Bekir Sıdkı Sezgin'i anmak üzere düzenlenen panelde sahanın uzmanı pek çok isim sunum yaptı. Dr. Ş. Savaş Barkçin de onlardan biriydi. Onun Bekir Sıdkı Sezgin'in sesini tevhidle irtibatlandırması dikkatimi çekti ve bu güzel konuşmanın daha fazla insana ulaşmasını istediğim için yazıya aktardım.

Bu konuşmayı dinledikten sonra eşine rastlanmayan bir ses sanatkârının sanatına olan titizliğini, ciddiyetini ve sesindeki gücünü; tevhidle nasıl bir bağlantı içerisinde olduğunu öğrenmiş oldum. Şimdi sizi Dr. Ş. Savaş Barkçin’in hatıralara dayanan ve araya girmeye kıyamadığım güzel konuşmasıyla baş başa bırakıyorum:

(Yazıyı Bekir Sıdkı Sezgin’in 1976 yılında yayınlanan albümü eşliğinde okuyabilirsiniz.)

Bekir Sıdkı Sezgin hocamızın Türk mûsikisinin en önemli şahsiyeti olduğunu ve insanları derinden etkilediğini işitince bende de bir merak uyandı ve araştırmaya koyuldum. Araştırmalarım devam ederken onu görmeden ona hayranlık duyan birçok öğrencisinin olduğunu gördüm ve gerçekten de Bekir Sıdkı hocamızın sesini duyduktan sonra bu hayranlığın sebebini anladım.

Bazı tanımalar tanışmadan olur. Bazı muarefeler sebepsizdir. Bekir Sıdkı Sezgin sanki hepimizin bir tanışıdır. Onunla birebir tanışamasak da içimizdeki sese eş bir ses olduğu için, gönlümüzün sesini yankılattığı için, insan kendini Bekir Sıdkı hocamızda bulabilir. Bu Mevlana Hazretlerine de benziyor. İnsanların Mevlana Hazretlerini sevmesi çok bilgiyle olan bir şey değil. “Nerede doğdu? Kaç yılında yaşadı?” deseniz insanların yüzde doksan dokuzu bunu bilemez. Sadece Konyalı olduğunu bilirler ama ona rağmen hepsi sever. Bu sevgi beşeri sebepten olan bir şey değil; bu varlık aleminden, sebepler zincirine bağlı bir şey de değil; bu sebepsiz sevmek. Dolayısıyla Bekir Sıdkı Sezgin üstadımızın böyle Allahü Teâlâ’nın nimetine nail olduğunu düşünüyorum, o yüzden o ses tevhidin sesidir.

Şimdi biz bu kavramı müzikle pek irtibatlandırmıyoruz; tevhit deyince mutasavvıflarla ilgili veya kelamda nereye oturuyor gibi şeyler aklımıza geliyor. Halbuki tevhit denen şey mevcut olan şeydir. Hayali bir şeyden bahsetmiyoruz. Bekir Sıdkı Sezgin Bey bunu sesiyle göstermiş, gösterebilen bir insandır. Çünkü gösteremeyen çoktur. Şimdi sanat âleminde sanat izhar eden çoktur ama yapaylaşabiliyorlar ve çoğu zamanda öyle oluyor.

“Ses kalbin penceresidir”

Ses kalbin penceresidir, kalpte olanı taşıran şeydir. Eğer bir insanın kalbinde muhabbet varsa, Allah aşkı, tevhit duygusu varsa onun sesi de mutlaka tevhit rengini ve kokusunu taşır. Bu bizim için çok büyük bir örnektir. Bekir Bey’in bütün bu hususiyetlerinin bir kısmı Huda tarafından verilmiş, Allahü Teâlâ’nın nimetleridir. Fakat Bekir Sıdkı Sezgin’in bizatihi hayatı bu nimetleri orda bırakmamış, bize de büyük ibretler vermiştir. Bu ibretler nedir? Verilen nimetleri hüsn-ü istimaldir. Kudsi’nin bana hatırlattığı çok güzel bir sözü var: “Musiki bir nimettir hüsn-ü istimal gerektirir.” Yani musiki bir nimettir onu iyi yolda kullanmak gerekir. Her nimet için geçerli olan şeyi bize hatırlatmış ve kulluk meşkini bize göstermiş oluyor.

Bekir Sıdkı Sezgi’nin hem ahlâkı hem sanatı hem de şahsiyeti birbirini tamamlıyor, çünkü hepsinin kökeninde kulluk bilinci, tevhit bilinci var. Bunun zaten mensup olduğu manevi tarikte de meşkini yapmış bir zat. Sadece ses meşki yapmamış aynı zamanda kalp meşki de yapmıştır. Zaten kalbinden gelen sesin bu kadar tesirli olmasının sebebi sadece muhteşem bir ses olması değildir, kökeninde kul olma bilinci vardır. Davranışlarına, hocalığına, hanendeliğine ve bestekârlığına yansıyan da budur.

Onun musikiye bakışı çok farklıdır, çünkü o musikiye eğlence, boş vakit aracı olarak bakmıyor. O musikiyi kulluğa eriştiren bir sohbet olarak görüyor. Musiki meşki doğrudan kulluk meşkidir. Kendisini  bizzat tanıyamasam da  eserlerinden ve kayıtlarından onu anlamamak mümkün değil. Bize gösterdiği çok önemli şeyler var. Bekir Sıdkı Sezgin çok ciddi bir insan, yaptığı  işlerde hiçbir noktayı es geçmiyor. Güfte, beste, bestekâr gibi benzer şeyleri çok titizlikle inceliyor ve titizlikle meşk ediyor. Eşi hanımefendi ve Kudsi'den duyduğum kadarıyla sabahlara kadar eser meşki yapıyor, bir eseri nasıl daha kâmilen okuyabilirim adına. Hakikaten insanın ciddiyetle, kendini vererek, kalbini vererek eseri meşk etmesi bizim için çok güzel bir örnek. Bizim iş ahlâkımızın ve kulluk ahlâkımızın çok dışında bir şahsiyeti var. 

Üç farklı ses tasnifi

Dedegânın yaptığı üç farklı ses tasnifi vardır: Celalî ses, cemalî ses, kemalî ses. Celalî ses Allah Teâlâ’nın azim sıfatını terennüm eden sestir. Kemalî ses Peygamberimiz (s.a.v) gibi bütün bu güzellikleri cem eden kemalâta sahip olan sestir. Bekir Sıdkı Bey’in sesi kemali bir sestir. Çünkü içinde barındırmadığı bir ilahi renk yoktur. Makamatın ve perdelerin hakkını fazlasıyla veriyor. Makam kavramı perde kavramı dediğimizde tasavvufi kavramlardan bahsediyoruz. Bekir Sıdkı Bey makamını ve makamata aşina olmasa  musiki makamatını da bu kadar içselleştirmez. Allahü Teâlâ’nın varlık ile arasına koyduğu perdelerle ilgilenmese, bir neyin yırttığı perde gibi kendi sesi her an tevhidin özünü gören bir bağlantısı olmasa, kalben Allaha murabıt olmasa, perdelerin hakkını veremez, perdeşinas olamaz. Dolayısıyla bize musikininde bir kulluk alanı olduğunu gösteriyor. Bekir Sıdkı Sezgi’nin en müteşekkir olduğum sahası bize musikinin özündeki tevhidi göstermesi ve bize onu hatırlatmasıdır.

Bekir Sıdkı Sezgin dile çok çok önem veriyor. Bende bazı kelimelerimi ve telaffuzlarımı onun ders kayıtlarından, mülâkatlarından ve icrasından düzelttim. Onun tertibi, nizamı ve titizliğinin temelinde hakperestlik vardır. Yani bir şeyin hakkını vermek; kıyafetse kıyafet, ayakkabıysa ayakkabı, konuşmaysa konuşma, meşk etme ise meşk verme. O yüzden buradan da bir ibret almamızda fayda var. Gerçekten Bekir Sıdkı Beyin bu titizliği, disiplini, dikkati işine olan bu sadakati kesinlikle onun hakperestliği her şeyin hakkını ifa etmekle ilgili dikkatinden kaynaklanıyor. Bekir Sıdkı Sezgin’in doğduğu ve yaşadığı dönemi dikkate alırsak hanendelerin olduğu, sonra da ne büyük hanendenin ne de hanende kişinin kalmadığı bir döneme denk geliyor. Aynı zamanda dinin yasaklandığı, dini ifadelerin açıkça söylenemediği ve Türk musikisinin bir yerlerde icra edilse bile ancak eğlence manasında kabul edildiği, onun ötesinde asla konuşulmadığı, müsaade edilmediği bir dönemde doğmuş büyümüş, bu üstadları da görmüş dinlemiş, fakat kendisi o anlayışa teslim olmamıştır. İcrasıyla aslında mesaj vermiştir: Mümin olan birisi sanatı nasıl icra eder? Mümin olan birisinin musikisi nasıldır? Gerçekten örnek alınması gereken bir yön.

Dolayısıyla mümin ebu’l-vakttır. Müminin temel vasfı zamana esir olmak değil zamanın gereğini yapmaktır. Zamanın gereği birilerine uymak değil o zamana Allah’ın hakkını söyletebilmektir. Bekir Sıdkı Sezgin de bunu söyletebilen bir insandır, aynı zamanda içten biri olduğu için sesi bizim içimize erişebiliyor. Şimdi musikide tesir edebilmek bazen bir hedef haline gelir. Bunu bütün musıkişinastlar çok iyi bilir. Bazı nağmeleri acıtırsın, bazılarını ağlatırsın bunu kemanlarda da, seslerde de yapabilirsin. Bazı popüler parçalar vardır onları çaldın mı ya millet kalkıp oynar ya da oturur ağlar. Bunlar da mümkündür, bu işin kolaylığı aslında bu zamana ve zemine esir olanların işidir. Yani onlar beğenilmek için icra-ı sanat yaparlar. Bir de Bekir Sıdkı Sezgin gibi örneği pek olmayan insan var ki onlar beğenilme arzusu ile söylemezler, hakkı yerine getirmek için söylerler ne ile dolduysalar onu taşıyarak söylerler.

“Musikinin kendisi de şükrün ifadesidir”

Burada da gerçekten gönül ehli olan insanların yaptığı her işte o gönlün yansımasını görüyoruz. Bu bir kunduracı olsa dahi kundurasına yansır ben bu konuda bir otorite sahibi değilim ama kendi çapımda bilmediğim bir eseri hatta bestekârlarını da bilmiyor isem klasik bir eser dinlediğimde az çok o insan dergâh yoluna mensup mu değil mi diye ayırt edebiliyorum. Çünkü orada eğer bir muhabbet ve samimiyet varsa o size mutlaka tesir ediyor. Hatta Bekir Sıdkı Bey gibi eserlerini mükemmel icra eden birini bulamasanız bile orada bir his, koku, nispet mutlaka geliyor. Bekir Sıdkı Sezgin’in nesebi, manevi bir nesep o bakımdan Allahü Teâla’nın lütfuna mazhar olmuş bir zat. Fakat her nispet nesep üzerine değildir. Bizim gibi şanslı olmayan insanların da mutlaka Bekir Sıdkı Bey gibi manevi nisbeti yansıtabilen insanların nisbetinden istifade etmesi gerekir. Mesele o nisbeti kurabilmekte, yani Allah’a bağ aramakta, Resulullah Efendimize bağ aramakta ve diğer bütün güzelliklere bağ aramaktadır.

Musiki de bunun çok kuvvetli aracıdır o yüzden kıymetlidir. Bu bakımdan Bekir Sıdkı Sezgin’e bize bu güzelliği ikram ettiği için teşekkür ederiz. Allahü Teâlâ'nın verdiği bu nimeti bize ikram etmeyebilirdi de. Öyle insanlar da vardır vermezler, yaymazlar ama Bekir Sıdkı Bey ikram eden bir zattır o yüzden teşekkür etmek gerekir. Zaten Dedegâna göre; “Musikinin kendisi de şükrün ifadesidir.” Biz musikiyle niye iştigal edelim boş bir iştir. Hava sanatı; uzun hava, kısa hava, kırık hava var ama bu havayı kıymetli hale getiren şey nereden neşet ettiğidir. Eğer kalpten geliyorsa ve Allahü Teâlâ’nın ikram ettiği o lûtfu aktarıyorsa aracı onu seslendiren, besteleyen, çalan musikişinaslar eğer hakka teslim olarak bunu yapıyorsa ve bunu sanat gayretiyle değil de hak gayretiyle yapıyorsa bu mutlaka bize ikram edilen bir lutuftur. O yüzden çok müteşekkir olmak gerekir.

Allahü Teâla kabrini nur eylesin, ebedi saadetler ikram eylesin inşallah. Edep ile dinlenilmesi edebin öğrenilmesi gereken bir zattır. 

(Ş. Savaş Barkçin’in konuşmasını buradan dinleyebilirsiniz.)

Hazırlayan: Emine Çatal

Güncelleme Tarihi: 29 Nisan 2020, 11:16
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26