Bediüzzaman ve ittihad-ı İslam tasavvuru

Metin Karabaşoğlu geçtiğimiz günlerde Bediüzzaman ve İttihad-ı İslam tasavvuru üzerine bir sohbet gerçekleştirdi. Melih Turan etkinlikten notlarını aktarıyor.

Bediüzzaman ve ittihad-ı İslam tasavvuru

Ayasofya’yı izliyorum uzaktan. Solmuş rengine takılıyor gözüm. Ayasofya’da İslam âleminin yıpranmış çehresini görüyorum. Nasıl da Ayasofya’yı camiye çevirdik diye tarihin aynasında övünecek oluyorum, ta ki Ayasofya’nın secdeye layık mermerleri kendilerine galip geldiğimiz gayrimüslimlerin ayakları altında şu an eziliyor olduğunu hatırlayana kadar. İslam ülkelerinin hazin durumu da düşüncelerimi kurcalarken, Metin ağabey bir asır öncesinin ümitleri ile bizlere şevk ile düşüncelerimin ye'sinden kurtarıyor beni.

Geçtiğimiz günlerde Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü'nde zaman zaman değerli bir insanı ağırladığımız lisansüstü dersimizde 3 Mart Perşembe günü yazar Metin Karabaşoğlu ağabeyimizi ağırladık. Sohbetimiz tam da Ayasofya’nın karşısında, Sultanahmet’te olmuştu.

Metin ağabey, Karakalem seminerlerinde süregelen konusu olan ittihad-ı İslam'ı Bediüzzaman’ın bakış açısı ile bizlere aktardı. 1909’da İstanbul’da Said Nursi Volkan gazetesinde bir makale neşreder. Başlığı “Sada-yı Hakikat” olan bu makalede Bediüzzaman, hakikatin sesini, “Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslam’dır” diye haykırır. Bu makalede ittihad-ı İslam’ı tevhide bağlayan Bediüzzaman, bu ittihadın meşrebinin muhabbet olduğunu ifade eder.

Merkezinde siyaset olmayan, sonuçları siyasi olan bir mesele

Bediüzzaman’ın fikri hayatındaki değişimleri aktaran Metin ağabey, İttihad-ı İslam tasavvurunun bütün hayatı boyunca canlı olarak kaldığını fakat zaman zaman farklı merhalelerde olduğunu vurguladı. 16 yaşında ittihad-ı İslam mefkuresi ile Cemaleddin Efgani'nin talebeleri ile karşılaşınca tanışan ve onu hayatının en mühim meselelerinden biri yapan Bediüzzaman, son dönemlerinde zamanın Başbakanı Adnan Menderes’e yazdığı mektuplarda da bu vurguyu yapmış.

1909’dan 1960’lara kadar ittihad-ı İslam’ın arkaplanı için mücahede eden Bediüzzaman, siyasi bir süreç olarak bunun gerçekleşmesinden önce kalplerdeki ittihadın sağlanmasını niyet ettiğini belirtmiş. “Bediüzzaman'a göre” diyor Metin abi, “ittihad-ı İslam, merkezinde siyaset olmayan, sonuçları siyasi olan bir meseledir.”

Sürekli olarak vurgulanan içimizdeki üç hastalığın birincisinin 'ihtilaf' olduğunu ve bunu aşmamız gerektiğini konuşurken sohbetimizin moderatörü hocamız Ahmet Keşli ise Avrupa Birliği ülkelerinin, Avrupa içinde o kadar çok ihtilaf var iken maddi refah ile bu birliği sağladıklarını ekledi. Ve arada çok ciddi derecede kalp birliği bulunmayan AB gibi bir fikrî/siyasî birliği, bizlerin, İslam milletinin hayli hayli gerçekleştirebileceğini ifade etti.

Bu arada Ayasofya’da oluyor bazen gözüm. Konuşmamızın ortalarında bir sis çöküyor gündüz vakti. Âlem-i İslam’ın üzerine çöken bir sis gibi hissediyorum. İslamiyet'in bir şiarı olan Ayasofya kayboluyor gözümden. Efkarım geri dönüyor sohbetimize.

Metin ağabey daha sonra Bediüzzaman’ın şu vurgusunu ekleyerek, bireylerden başlayıp, "muhabbet ile ittihat, marifet ile imtizac-ı efkar, uhuvvet ile teavün" ile ancak ittihadın önündeki engelleri aşmamız gerektiğini ve devamındaki siyasi bir birliğe inkılabın geleceğini Ahmet hoca ile birlikte teyit ettiler.

Tabi mesele uzun ve kapsamlı olunca vaktimiz her şeyi konuşmaya yetmiyor. Dertli bir yazar, dertli bir öğretim görevlisi ve dertli öğrenciler olarak, “her şeye rağmen ümidvarız” diyerek muhabbetle kalkıyoruz sohbetimizden. Tabii dışarı çıktığımızda Ayasofya görünür oluyor artık.

 

Melih Turan yazdı

Güncelleme Tarihi: 09 Mart 2016, 11:23
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13