Batıcılık batağında bir Tanpınar!

Tanpınar'ın zecriliği (baskıcı CHPliliği) ne zaman bitmiştir? 1932'te mi, 1962'de mi?

Batıcılık batağında bir Tanpınar!

 

‘Survivance’ ne demek? Peki ya ‘zecri’?

Yıl 1924... ErzurumBir Hülya Adamının Romanı

İlk kelimenin hikayesi Beş Şehir’den biri olan Erzurum’da geçiyor. Zaman, Cumhuriyet’in ilanından bir yıl sonradır. 1901 doğumlu Ahmet Hamdi, genç bir edebiyat muallimi olarak Erzurum Lisesi’nde göreve başlamıştır. Nüfusu neredeyse 8000’e düşmüş olan şehri bir deprem sonrası Mustafa Kemal ziyarete gelmiştir. Ertesi gün liseye de uğrar.

Medreseler kapatılırsa ne olur? 

Burada genç öğretmenle tanışan M. Kemal, uzun bir sohbetten sonra, Ahmet Hamdi’ye o günün aktüel meselelerinden biri olan medreselerin kapatılmasının halk üzerindeki etkilerinin ne olacağını sorar. İşte o zaman Tanpınar şu cevabı verir: ‘ Medrese survivance halinde bir müessese idi. Hayatta hiç bir müsbet etkisi yoktu. Kapatılmasının herhangi bir aksülamel doğuracağını zannetmiyorum.’

Sürvivans şeklinde okunan bu kelimenin açıklamasını, Bir Hülya Adamının Romanında, Orhan Okay Hoca şöyle yapıyor: her şey veya çok şeyler öldükten, yok olduktan sonra hala ve biraz da boş yere yaşamak.

Dil ustasının büyük çelişkisi!

Diğer kelime Yaşadığım Gibi’de, Günlükler’de şu cümle içinde yer alır: ‘1932’ye kadar çok cezri bir Garpçı idim.’ Tanpınar’ın vefat tarihi 1962’dir. Arada otuz yıllık bir fark var. CHP listesinden, İsmet Paşa’nın elini öperek Maraş milletvekili seçilmesi 1943 yılında gerçekleşir. Meclisteyken önce Ülkü gazetesinde Halkevleri’ne övgüler düzer. 1945 yılında dile yapılan ‘zecri’ müdahaleyi alkışlar ve ' Anayasa’nın Türkçeleştirilmiş olmasına milletçe ne kadar sevinsek azdır.’ der. 

İhtilal kanlı olmalı, Menders ve arkadaşları idam edilmeli!

Fakat Garpçı zecriliğin, zorlamanın, zorla yaptırmanın, eziyet etmenin genlerine işlemişliği ölümünden önce de maalesef devam etmektedir.Menderes ve arkadaşları Yassıada’da düzmece bir mahkemede yargılanırken, o, dört gözle onların idamını beklemektedir. Zorlu’nun dövülmesi haberleri hoşuna gider. Hızını alamayıp hıncını cümlelere döker. ‘ Refik Koraltan’ı sevmediğim malum. Asılmasına şimdi imza ve karar verebilirim.’ İhtilalin muhakkak kanlı olması gerktiğini, kan akıtılmayacaksa ihtilal yapmamanın daha evla olduğunu da belirtir. 

Orhan Okay Hoca’nın; çelişkilerini, ezilmelerini, tabasbuslarını ve kırgınlıklarını müthiş bir titizlikle ortaya çıkardığı ‘Bir Hülya Adamı’, eski haliyle tahayyülümüzde kalabilir mi?  

 

Mustafa Nezihi büyük bir üzüntüyle okudu ve haber etti.  

Yayın Tarihi: 21 Temmuz 2011 Perşembe 01:08 Güncelleme Tarihi: 26 Temmuz 2011, 16:16
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Erkam
Ahmet Erkam - 10 yıl Önce

Günlükleri yayınlandıktan sonra yapılan bir soruşturmada Ömer Lekesiz şöyle diyor: "Örneğin, 1982’de Ankara’da Türkiye Yazarlar Birliği’nin salonunda birkaç arkadaşla belirttiğimiz konular çevresinde Tanpınar’ı eleştirdiğimiz bir gün, oradaki “milliyetçi” ağabeylerimizden birinin beni kenara çekip, “Tanpınar’ı eleştirirken lütfen insaflı olunuz. Onun, çalıştığı üniversitenin güzergâhında bulunan Abdülhamid’in mezarında her gün durup gözyaşları içinde Fatiha okuduğunu da hatırdan uzak tutmayınız

ali veli
ali veli - 10 yıl Önce

evet eleştiririken dönemin şartları kadar insafı da göz önünden ayırmayalım lütfen

sena
sena - 10 yıl Önce

Evet Beş Şehirde Tanpınarın m.kemal ile olan diyaloğunun ben de altını çizmiştim.Tanpınar düşündüğünü ya da hissettiklerini tam olarak söyleyemeyen bir adamdır bence yani arada kalmış portresine gayet uygun.Ama dönemin şartları diye bir muhabbet olmamalıdır zira tavrını ortaya koyabilirdi.Tüm bunların yanında ciddi bir edebiyatçıdır,iyi ki vardır

banner26