banner17

Balkanlar: Osmanlı gitti, huzur bitti!

Balkanlardan ayrılışımızın 100. yılı dolayısıyla Bursa’da ‘Balkanlardaki Vakıf Medeniyeti’ başlıklı bir panel düzenlendi..

Balkanlar: Osmanlı gitti, huzur bitti!

 

Osmanlı, 1912 yılında Balkanlardan ayrıldı. Bu yıl, Balkanlardan ayrılışımızın 100. yılı. Osmanlı varisleri olarak bizler oradan ayrıldık ama kendini Osmanlı olarak gören, bu medeniyetin o diyarlardaki taşıyıcısı olan kardeşlerimiz hâlâ orada.

Kendisi de bir medeniyetin, vakıf medeniyetinin sürdürücüsü olan Birlik Vakfı Bursa Şubesi, Cuma Meclisi’ni “Balkanlardaki Vakıf Medeniyeti” konusuna ayırdı. Gecenin Balkanlardan gelen dört de konuğu vardı. Kosova’dan Muhammed Ahmetaj, Makedonya’dan Enes İdriz, Bosna Hersek’ten Merzuk Grabis, Arnavutluk’tan Baki Bey...

Uludağ Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mefail Hızlı’nın koordinasyonunda düzenlenen panel, asıl olarak Balkanlardaki vakıfları anlatmayı amaçlamıştı. Bir kez daha şu anlaşıldı ki, Osmanlı, insanı önceleyen bir medeniyet, “aslolan insan” diyen bir medeniyet. Çünkü vakıf Osmanlı ile taşınmış Balkanlara ve Osmanlı’nın çıkışıyla birlikte vakıf da çıkmış oralardan. Panelden birtakım notlar tuttuk. Şimdi o notları paylaşalım.

Yüz yıl önce vizesiz pasaportsuz Çin’e kadar gidebilirdik

Giriş konuşmasını yapan Prof. Dr. Mefail Hızlı, bir ayağının Balkanlarda olduğunu vurguladıktan sonra şunları söyledi: “1912 yılında Anadolu’da yaşayan bir Osmanlı vatandaşı, yerinden yola çıkıp Çin Seddi’ne kadar hiç çekinmeden, yabancılık çekmeden rahatça gidebilirdi. Çünkü o bölgeler hep bizimdi. Anadolu’da yaşayan bizler nasıl bu duygular içindeysek, Balkanlarda yaşayan kardeşlerimiz de aynı duygular içindeydiler. Çünkü o coğrafya bizimdi.Birlik Vakfı Bursa Şubesi

Bursa, beylikten devlete geçişin en önemli durağı. Osmanlı’yı kuranların niyeti o kadar halisti ki devleti kuran kadronun ilk kuşağı beyliği kurdu, ikinci kuşak devlet oldu, üçüncü kuşak ise Rumeli’nin kalbine yerleşti. Çok kısa zamanda bu kadar işin gerçekleştirilmesini açıklamak kolay olmasa gerek. Baba Orhan Gazi Bursa’yı fethetti ve devlet olundu. Oğul I. Murat ise Balkanların kalbini, Kosova’yı fethetti. Bunu iyi anlamalı.

Ama bunun sırrı “fetih” kelimesinde yatıyor. Günümüz insanı fethi, kılıçla bir yeri elde etmek olarak anlıyor. Oysa bir yer kılıçla elde edilse bile, orada uzun zaman kılıçla kalınamaz. Osmanlı asıl gönülleri fethetmişti.”

Balkanları anlattılar

Prof. Dr. Mefail Hızlı’nın bu anlamlı girizgâhından sonra sözü Kosova’dan Muhammed Ahmetaj aldı. Muhammed Ahmetaj görsellerle ve teknik ayrıntılarla süslediği konuşmasında, kısaca şunlara değindi: “Bu yıl Osmanlı’nın Balkanlardan ayrılışının 100. yılı. Aslında buna ayrılış değil de geçici olarak ayrı kalmak demek daha doğru olur. Kosova, 1.800.000 nüfuslu bir devlet. Nüfusun % 96’sı Müslüman. Nüfusun  % 93’ü Arnavut.

Çoğunluğu cami olmak üzere Kosova’da 359 vakıf eseri vardır. Şunu gördük ki Kosova’ya vakıf kültürü Osmanlı ile geldi ve Osmanlı ile gitti. Osmanlı’nın gidişinden sonra tahrip edilen bu vakıf eserleri özellikle TİKA aracılığıyla restore ediliyor ama restorasyon çalışmalarının daha titiz yapılması ve mutlaka uzmanların denetiminde olması önemli. TİKA’nın bu konuya özellikle dikkat etmesi gerek.”

Makedonya’dan Enes İdriz de kendi ülkesine dair şunları anlattı dinleyicilere: “Üsküp biraz da Bursa demek. Bursa’ya baktığınızda Üsküp’ü, Üsküp’e baktığınızda Bursa’yı görebilirsiniz. Üsküp, Bursa’nın devamı gibidir. Makedonya’da dinî çoğunluk %67 ile Doğu Ortodokslarında. Müslüman nüfus ise %30’lar dolayında.

Şunu görmekteyiz ki Osmanlı Balkanlardan çekildiği gün vakıf eserleri yağmalanmaya başlandı. O kadar eserden günümüze pek bir şey kalmadı. Son zamanlarda vakıf eserleriyle ilgili kurum olarak ‘Üsküp Dini Birliği’ kurumu görevlendirildi. Bu kurum yarı özerk bir kurumdur. Ama vakıf eserleriyle ilgili genel durum, para getirisi olan vakıf eserlerinin devletin elinde olduğu ve devletin de bunları iade etmeye niyeti olmadığı şeklinde özetlenebilir.”

Bosna Hersek’ten Merzuk Grabis, Fatih’ten bir anekdot anlatarak başladı söze: “Fatih buraları fethettiğinde, bir dağdan gözleri dolu dolu şehre bakarak ‘Ey Allah’ım, buralarda ezan sesi hiç dinmesin!’ diye dua etmiş. Bu duanın bereketiyle olsa gerek, yakın zamanda yaşanan yıkıcı savaşta bile ülkede ezan sesleri hiç eksilmedi. Bosna Hersek, Osmanlı’nın Balkanlarda en son fethettiği ama ilk kaybettiği yer oldu. Daha 19. yy’da Bosna Hersek, kırk sene kadar Avusturya’nın idaresine girdi.

Birlik Vakfı Bursa ŞubesiBazı Boşnak tarihçiler, Bosna Hersek’le ilgili ‘Osmanlı gitti, huzur bitti.’ derler. Gerçekten de öyledir, Osmanlı’nın gidişinden sonra Bosna Hersek bir türlü huzur bulamamıştır.

Vakıf eserlerine bakıldığında, Bosna Hersek’in nerdeyse yarısının Gazi Hüsrev Bey’in vakfiyesi olduğunu görürüz. Gazi Hüsrev Bey Camii, Gazi Hüsrev Bey’in vakfiyelerinden birisi ve o camide hâlâ öğle namazlarından sonra 30 hafız tarafından Gazi Hüsrev Bey adına hatim indirilir ve savaş zamanında bile bu gelenek bozulmadan devam etmiştir.”

Arnavutluk’tan Baki Bey ise, Arnavutluk’un nüfusunun %70’nin Müslüman olmasının, vakıf eserlerinin yağmalanmasını engellemeye yetmediğini anlattı. Ülkenin en talihsiz döneminin ise Enver Hoca dönemi olduğunu söyledi. Enver Hoca döneminde vakıf eserleri, bilerek tahrip edilmesinin yanında başka amaçlarla da kullanılmış.

 

Ahmet Serin not aldı, aktardı

Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2012, 09:12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20