banner17

Ayrıntı'dan farklı bir eseri konuştular!

Sakarya'da kitap-kritik toplantıları yapılıyor. M. Muhammet Taha’nın Ayrıntı yayınlarından çıkan "farklı" tezlere sahip kitabı ‘İslam’ın İkinci Mesajı’ konuşuldu.

Ayrıntı'dan farklı bir eseri konuştular!

 

Sakarya Dayanışma Derneği’nin her ayın son Pazar günü düzenlediği kitap-kritik programının bu haftaki konuğu Hür Beyan Hareketi’nden Emre Berber, Mahmut Muhammed Taha’nın İslam’ın İkinci Mesajı kitabını kritik etti.İslam'ın İkinci Mesajı

Cumhuriyetçi bir parti kurdular

M.M. Taha 1908 ya da 1911’de Sudan’ın ortasında kalan Rufa adlı bir şehirde dünyaya gelir. 1930larda siyasal mücadeleye katılır. Ve Sudan’da İngilizlerin kurmuş olduğu bir üniversitede mühendislik fakültesini okur. Sudan’ın bağımsızlığı için mücadeleye katılır. 1945’te kendisine yakın olanlarla cumhuriyetçi bir parti kurar. Bu partiyi kurmasının sebebini kitabı çeviren ve aynı zamanda M. Taha’nın avukatı olan yazar şöyle açıklıyor: “Parti kurulduğu esnada Sudan’da aydın ve entelektüeller Sudan mücadelesini götürüyordu. Fakat bunların kitleler üzerinde geleneksel dinî aktörlerinki kadar etkisi yoktu, hatta taviz vermeye hazırdılar. Bu sebeple M.M. Taha kendisini bu partiyi kurmak zorunda hissetti. 1945te bu partiyi kurdu.”

Sudan’ın o günkü durumu hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra Berber, partinin genel faaliyetleri hakkında da şu bilgileri aktardı: “1946’da İngilizler kadın sünnetini yasaklayan bir mevzuat yayınlarlar. Aslında M.M. Taha ve partisi de kadın sünnetine karşıdırlar; fakat bunu, ulusallık bağlamında karşı koymanın bir yolu olarak görürler. Ve buna karşı dururlar. Tezleri ise şudur:

‘Bu çok köklü bir gelenektir. Ve bu geleneği bir kalem darbesiyle değiştiremezsiniz. En fazla bastırırsınız ya da yeraltına itersiniz. Ve daha tehlikeli uygulamalara sebebiyet verirsiniz.’ Hemen ardından o dönemde bir kadın kızını sünnet ettiğinden dolayı İngiliz koalisyonu tarafından idama mahkûm edilir fakat binlerce insanın tepkisi karşısında bu karar geri çekilir.”

Şeriata neden karşılar?

M.M Taha yani cumhuriyetçilerin şeriata karşı olduklarını, şeriatın formel, geleneksel uygulamasına karşı olduğunu söyleyen Berber, bunu Hanefi fıkhıyla somutlaştırır ve kendilerini İslam’a nispet ederek tezlerini Kuran ayetleri çerçevesinde sunan İslamcılar olarak tanımladıklarını söyledi.

Parti, dönemin şartlarından dolayı şeriatın bugün uygulanmasına karşıdır. Tezleri ise şeriatın bugün kadın haklarını sınırlaması ve Hıristiyan ve Paganistlerin haklarını ellerinden almasıdır.

Cafer Numeyri, yönetimi ele geçirince 1983 yılında şeriatı getireceğini söyler ve getirir. Ve ülkede şeriat egemen hale gelir. Bunun üzerine 1984 yılında M.M. Taha cumhuriyetçiler adına bir bildiri yayınlar ve kanunların kaldırılması, güneydeki sorunların barışçıl bir şekilde çözülmesi gibi taleplerini sunarlar. Bu bildiri cumhuriyetçilerin felaketi olur. Bildirinin ardından 1985’te kovuşturma başlar ve yüzlerce cumhuriyetçi tutuklanır. 5 kişi hakkındaysa idam kararı verilir. Bu idam kararları da irtidat suçlamasıyla verilir. Fakat Sudan mahkemelerinde bu kavramı geçirmiyorlar. Ve tövbe etmeleri halinde affedilecekleri söylenir. M. M. Taha tövbe etmez ve idam sehpasında can verir. Geri kalan 4 kişiyse tövbe ederler ve yüzlerce cumhuriyetçi parti üyesi de bir daha siyasal bir faaliyette bulunmayacaklarına yönelik bir ahitnameyi imzalamak suretiyle serbest bırakılırlar. M. M. Taha ve partisinin genel düşüncesi hakkında bilgi veren Berber kritiğe aşağıdaki değerlenmelerle devam etti.

İslam'ın İkinci MesajıYazara göre sünnet nedir?

Yazar tarihselcidir. Yani şeriatın ikame edilmemesi gerektiğini onun yerine başka kanunlarla yönetilmemiz gerektiğini söylüyor fakat aynı zamanda İslami dairenin içinde kalmamız gerektiğini de söylüyor. Bunu nasıl bir sistemle ortaya koyar? Kitap da bunun üzerine yazılmış. Bildiğimiz kavramlar bu kitapta dönüştürülmüş. Bugün okuduğumuz bütün yenilenmeci Müslüman yazarlarda da bunu görebiliriz. Fakat M. M. Taha bunu biraz daha farklı bir şekilde yapıyor. Mesela sünneti şöyle tanımlar: Eşari’nin tanımını, yani klasik geleneksel tanımı reddediyor. Sünnetin yanlış anlaşıldığını söyler. Sünnet şeriatı kapsar. “Sünnet, Resulullah’ın ya da mutlak bireysel özgürlüğüne kavuşmuş bireyin herhangi bir olay karşısında ne tip tavırlar aldığı, ne tip çözümler belirlediği ve bu çözümün sonucunda ne tip kazanımlar elde etmeyi amaçladığıdır” diyor. Bunun sağduyulaşmış halidir. Bu anlamda şeriatı kapsar. Hatta onun ötesine geçer. Eğer sağlam kulp şeriat ise sünnet daha sağlamdır. Sonrasında şöyle bir ayrıma gider. İslami toplumun ard arda üç merhaleden geçeceğinden bahseder. Öncelikle şeriat, ardından tarikat, sonrasındaysa hakikat merhalesi.

İnsanlar önce mümin olurlar

‘Müslim’ ve ‘mümin’ kavramları arasında da bir ayrım yapılıyor. Bu ayrımlar sonda birbirleriyle birleşerek tutarlı bir hale geliyor. Bu kavramlar da bizim bildiğimizin dışında tasnif ediliyor. Geleneksel anlamda Müslim ve mümin nerdeyse birbirlerine eşdeğer olarak görülüyor. Modern dönem İslam âlimleri döneminde bir ayet var: “Siz mümin olduk demeyin, eslem olduk deyin. Daha iman kalplerinize girmemiştir.” Bu ayete göre insanlar önce İslam olurlar, iman kalplerine girince de mümin olurlar. Yazarsa tam tersini söylüyor. İnsanlar önce mümin olurlar. Hatta Asr-ı Saadet zamanında Resulullah’ın bütün ashabı da mümindi, Müslim değildi. Aralarında sadece Resullullah müslimdir. Ve enteresan bir şekilde dünya şu anda bir Müslimler ulusunu bekliyor. Sünneti diriltecek olanın Müslimler ulusu olduğunu söylüyor. Şeriat müminler ulusuna göre gönderilmiştir. Mesajın tebliğinin ilk aşaması müminler topluluğuna hitap etmişken peygamberin yaşam biçimi müslimceydi. Bu teslimiyet, imandan daha ileri bir aşamaydı. Bu müminler toplumunda peygamber yegane gerçek müslimdi. Burada kabul etmemiz gereken şey modern toplumun Müslimler ulusuna yani ikinci mesajın ulusuna hazırlanıyor olmasıdır. Bunların hukuku bir öncekinin hukuku olan şeriat değil peygamberin sünnetidir.İslam'ın İkinci Mesajı

Sünnet Müslimler ulusu için

Kitapta İslam’ın birinci ve ikinci mesajı diye bir ayrıma gidiliyor. Birinci mesaj denilen şey şeriattır. Müminler ulusuna hitap eden somut kurallar bütünüdür. Bizler yazara göre birinci mesajı medeni ayetlerde görebiliyoruz. İslam’ın ikinci mesajıysa sünnettir. Bunlar da Mekki ayetlerde görülür. Bu Müslimler ulusuna hitap eder. İlginç noktalardan biri de şudur: Yazar İslam’ın önce ikinci mesajının indirildiğini fakat bunun insanların standartlarının üzerinde olduğu fark edilince birinci mesaja dönüldüğünün ve müminler ulusuna birinci mesajla hitap edildiğini söylüyor.

Din ve şeriat ayrımı vardır bir de. Dine dair üç kavram vardır: Din, şeriat, sünnet

Din denilen şey salt “lailaheillallah”tır. Yani bir insanın bireysel olarak inancı.

Şeriat, müminler ulusu için getirilmiş bu dinin pratik halidir. Ve ilk dönem toplumu için o tarihsel koşulların gereklerine uygun bir şekilde ortaya konulmuştur.

Sünnetse daha soyut, daha işlevsel ve daha geniş bir çerçeveye sahiptir ve Müslimler ulusunu içeriyor.

Müslimler ulusu sosyalist kavramları kullanmalı

Yazar kendini demokratik ve sosyalist olarak tanımlıyor. Hatta İslam’ın artık bu kavramlarla tebliğ edilmesi gerektiğini, bu kavramlarla birebir mutabık olduğunu, Müslimler ulusunun artık bu kavramları kullanarak kendi dünyasını kurması gerektiğini söylüyor.

Bu bağlamda yazar sosyalist bir yazardır ve insanların bir ev, o evin bahçesi ve bir arabası dışında özel mülkiyeti olmaması gerektiğini savunur. Sovyet komünizmini eleştirir. Bunun batı kapitalizminden herhangi bir farkı olmadığını, varsa bile derece açısından bir fark olduğunu söylemiştir.

İslam’ın aslî ilkeleri ne değildir?

Yazar cehennemin sonsuz olmadığını söylüyor. Çünkü o zaman bu kindar bir hükümdarın zalimane uygulaması olur. Cehennem sonludur, ondan sonra insanlar cennete geçeceklerdir.

Kitapta bahsedilen şeylerden biri de ‘İslami teslis’tir. Yani Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ı üçleme olarak kabul eder. Yahudilik çok vahşi, ilkel, kaba insanlara indiği için sert normlarla insanlara ulaşmıştır. Hıristiyanlık, “bir yanağınıza tokat yerseniz diğerini dönün” kıssasını ortadan kaldıracak şekilde tam tersi bir yerden gelmiştir.

İslam’ın asli ilkesinin özgürlük olduğunu söyler ve “cihat, kapitalizm, erkekler ve kadınlar arasındaki eşitsizlik, çok eşlilik, evlenme, boşanma, örtünme, kadın ve erkeğin ayrı durması İslam’ın aslî ilkelerinden değildir” der.

Sosyalizm ve kapitalizme değinen yazar şunları da söylemiştir: Sosyalizm, insanın yeryüzü zenginliğinin paylaşılmasından söz eder. Sosyalizm kapitalizmle birlikte gelişmiştir. Sosyalizm zayıfların haklarını koruyan hukuk bilgilerinden doğarken, kapitalizm, güçlünün üstünlüğünden doğar. Doğal olarak orman kanunu, adalet ve merhamet kanunundan ‘önce’ gelir.

Sosyalizm Müslümanların tezi olmalı

Sosyalizm ve kapitalizmden sonra zekata değinen yazar, zekat ayetinin sosyalistçe bir ayet değil, aksine kapitalist-ekonomik sistemler içerinde anlam ifade eden bir ayet olduğunu söyler. Demokrasiden de bahseden yazar Şura ayetine de değinir. Ayetteki şuranın demokrasi olmadığını, aksine tek adam yönetimini ifade ettiğini söyler. ‘Şura’da istişare edilen kişilerin toplumu temsil etme gibi bir durumu söz konusu değildir. Sadece iktidarın kendi işlerini yaparken danıştığı kişilerdir. Bu anlamda demokratikliği sorgulanabilir. Şeriat müminler ulusuna muhatap olduğundan demokratik değildir, sosyalist değildir. Aksine kapitalisttir, anti-demokratiktir. Fakat bu o dönemin toplumsal koşulları itibariyle böyleydi. Müslimler ulusu geldiğinde insanlar artık bunlara hazır olduğundan demokrasi ve sosyalizm İslam’a birebir mutabık, birebir uygun olduğundan artık Müslümanların tezi olmak zorundadır. Toplumsal eşitlik, sınıfların ve bütün ayrımların ortadan kalkmasıdır. Bu, yazarın demokrasi ve sosyalizm derken söylediği şeylerle özdeştir.

Yazar kitapta olumsuzdan olumluya giden bir evren tasavvur ediyor. Asr-ı Saadet yaşanmıştır ve ütopik bir çağdır. O dönemdeki mutluluğa, refaha, adalete erişmek artık mümkün değildir ya da zordur. “O dönem bir hedeftir” düşüncesine karşı çıkar ve karşı tezini şöyle sunar: Asr-ı Saadettekiler mümindi, Müslim bile değillerdi. Önümüzdeki toplum ise Müslimler topluluğudur. Onlardan kat be kat daha üstün olan bir toplumdur. Ve insanoğlu sürekli bir olgunlaşmadan geçtiği için gelişmektedir.

 

Sacide Uras Müslimler topluluğunun geleceği günü bekleyerek notlarını aktardı

Güncelleme Tarihi: 05 Mart 2012, 14:20
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20