Avusturya'da çocuklara İslam nasıl öğretiliyor?

Viyana’da bulunan MTTC (Müslüman Öğretmen Yetiştirme Okulu) adlı kurumdan Ursula Fatima Kowanda-Yassin, ''Avusturya’da İslam Öğretimi''ni anlattı. M. Murtaza Özeren etkinlikten notlarını aktarıyor.

Avusturya'da çocuklara İslam nasıl öğretiliyor?

15 Ekim Perşembe günü 29 Mayıs Üniversitesi’nde “Avusturya’da İslam Öğretimi” başlıklı bir konuşma gerçekleştirildi. Konuşmacı, Viyana’da bulunan MTTC (Müslüman Öğretmen Yetiştirme Okulu) adlı kurumdan Ursula Fatima Kowanda-Yassin’di.

Yassin, konuşmasına Avusturya’daki Müslüman nüfus hakkkında bilgiler vererek başladı. Verdiği rakamlara göre Avusturya’da halihazırda 500.000 Müslüman mevcutmuş. Bu da yaklaşık 9 milyon nüfusa sahip ülkede Müslümanları en kalabalık ikinci dini cemaat konumuna getirmekte.

Avusturya’daki İslam cemaatinin sahip olduğu bir organizasyondan söz eden Yassin, bu üst kurulun eğitim ve öğretimin ne şekilde yapılacağını tayin ettiğini belirtti. Bu kurum sadece Avusturya hükümetine karşı sorumlu, bağımsız bir kuruluş şeklinde teşkilatlanmış. Hareket serbestliği had safhada olan bu üst kurum, Avusturya’da İslam’ın resmi bir şekilde tanıtılmasında ve temsil edilmesinde büyük bir rol oynamakta imiş.

Özellikle çocukların İslami donanımlarına büyük önem veriliyor

Avusturya’nın çoğunluğu Katolik olmasına rağmen pek de dindar olmadıklarını belirten Yassin, İslam’ın ise ülkede giderek güç kazanan bir konuma sahip olduğu ifade etti: “İslam’ın faalliği ile Müslüman sayısı her geçen gün artıyor.” Devlet bazı sınırlamalar dışında Müslümanlığın vecibelerini ifa hususunda kısıtlamalar getirmemesi Müslümanlığın rahatça yaşanmasına imkan sağlamaktaymış. Hatta 1990’ların başlarından itibaren okullarda dini eğitim serbestleşmiş. Yani okullarda İslam Bilgisi adı altında bir ders mevcut.

Ursula Fatima Kowanda-Yassin, bu dersin seçmeli olarak isteyen herhangi bir öğrenci tarafından alınabildiğini, Müslüman olsun veya olmasın bir öğrencinin derslere iştirak edebildiğini ifade etti. Derste belirli bir müfredata göre eğitim veriliyormuş. Bahsi geçen merkez tarafından hazırlanan kitaplar eşliğinde işlenen derslerde Yassin’in ifadesine göre “itidal dini olan İslam olduğu gibi anlatılıyor, ne ifrata kaçılıyor ne tefrite”.

Avusturya’daki İslam eğitiminin esas amacının, İslam’ı tanıtmanın yanı sıra, çocuklara Müslüman kimliği yerleştirmek olduğunu belirten Yassin, kimlik meselesini merkeze almalarının sebebinin Avusturya’da, Avrupa’nın geri kalanında olduğu gibi, dinin gerekliliğine yönelik yapılan sorgulamalar olduğunu belirtiti. Genel itibarıyla Avusturya’da din gereksiz bir şeymiş gibi görüldüğünden Müslümanların kimliklerini sağlamlaştırmak adına İslam’ın ne olduğu, neler gerektirdiği yönünde bir öğretim gerçekleştirilmekteymiş. Bu dersin amaçlarından biri de İslam cemaatini bir arada tutmak. Bunu da en basit şekilde çocuklara İslamî sosyallik gereklerini (selamlaşma, yardımlaşma, cemaatle ibadet gibi) göstererek gerçekleştirmeye çalışıyorlar.

Çocukların İslamî bilgiler açısından donanımlı olmalarını sağlamaya çalıştıklarını ifade eden Ursula Fatima Kowanda-Yassin, bunun Avusturya gibi bir ülkede kaçınılmaz olduğunu söyledi. Halktan herhangi biri, İslam’ı bilmediğinden, “Müslümanım” diyen birisini bulduğunda ona her şeyi sormak istemekteymiş, tesettürden İslamî kılıflı “terörizme” kadar. Çocukların donanımlı olmaları özgüven açısından hayati öneme sahip.

11-12 yaş grubuna, daha çok hikayelerle bezeli kitaplar sunuluyor

Konuşmasını sınıf içerisinde dersin nasıl işlendiği hakkında bazı bilgiler sunarak devam eden Yassin, daha sonra sunum amacıyla bu derslerde takip edilen kitapları tanıtarak devam etti.

İlk olarak 6-7 yaş aralığındaki çocuklara hitap eden kitapları tanıtan Yassin, kitapların ana amacının sorgulatmak ve kavratmak olduğunu belirtti. Dersler hocaların yönetmesiyle değil, yönlendirmesiyle işleniyor. Bu yaş grubu için fotoğraf ve resim ağırlıklı bir kitap kullanıldığını belirten Yassin, bu derslerde hocaların öğretici konumunda olmadığını, hocaların yönlendirmesiyle çocukların birbirine öğrettiğini belirtti. Böyle bir metot kaçınılmaz oluyor. Çünkü homojen bir Müslüman nüfusu bulunmadığı için sınıf içerisinde bilgi seviyeleri farklı öğrenciler bulunuyor. Ortak bir dil herkesin içinde bulunduğu bir öğretim ağı içerisinde sağlanıyor.

Kitaplarda “neyin ne olduğuna” dair bilgiler mevcut. Örneğin kitabın ilk ünitesi selam üzerine. “Selamun Aleyküm ne demektir?” sorusu ile başlayan ders, öğrencilerin bu ifadeyi hayatlarına entegre etmesine yönelik yönlendirmelerle sürüyor. Aslında bu derslerde İslam’a dair ifade ve kavramların tabiiliği ortaya konulmaya çalışılıyor.

Yassin, kitapları tanıtmaya devam ederken, kitaplarda Arapça ifadelerin çok az olduğunu belirtti. Bunun sebebini ise, “bilmeyen, ya da ucundan kıyısından bir şeyler öğrenmiş çocuklara İslam’ı yabancı bir şey olarak değil, gayet hayata dair bir şeymişçesine öğretmenin gerekliliği” olarak gösterdi. Mevcut Arapça ifadeler de (mesela bir Allah ifadesi) Arapça öğretmeye yönelik değil, Arap harfleri ile ünsiyet peyda edilmek istendiği için koyulmuş. Mesela bir sayfada çocukların karşısına gayet latif bir levha çıkabiliyor. Böylelikle de çocuklar İslam’ın letafet boyutu ile karşılaşıyorlar.

Yassin, Kur’an eğitiminin az olduğunu, sadece Amme cüzünden bazı kısa surelerin, mutlaka anlamları ile beraber, öğretildiğini belirtiyor.

Daha büyük yaş gruplarına ise, örneğin 11-12 yaş grubuna, daha çok hikayelerle bezeli kitapların sunulduğunu ifade eden Yassin, özellikle ahlak numuneleri sunan bu hikayelerin hocaların güdümünde gerçekleştirilen irdeleme seanslarına dönüştüğünü belirtiyor. Bu tartışmalar öğrencilerin akıllarına İslam’ın yerleştirilmesi için muazzam bir imkan sağlıyor.

Yassin, 29 Mayıs Üniversitesi’nin tamamen Arapça olan ilahiyat eğitimine gıpta ettiklerini, kendilerinin üniversite seviyesinde de bir yapılanmaya sahip olduklarını ve burada İslamî eğitimlerin -tefsir, hadis, fıkıh vb.- Almanca yapıldığını söyledi. Arapça öğrenmek mecburi tutulmasına rağmen İslami ilimlerin meselelerinin öğrenilmesi daha önemli olduğundan öğretim dili Almanca olarak belirlenmiş.

Yassin, konuşmasını nihayete erdirirken bir nevi fetva hattı gibi iş gören yeni bir birim kurduklarından söz etti. Bu birim vasıtasıyla halktan, yahut halihazırda okullardan gelen sorunların bertaraf edilmeye çalışıldığı belirtildi. Böylelikle de sorgulamaya açık, “organik” bir din anlayışının temsili sağlanmış oluyor.

 

M. Murtaza Özeren gitti, dinledi, aktardı

Güncelleme Tarihi: 19 Ekim 2015, 11:14
YORUM EKLE

banner19