Avrupalı entegrasyon derken ne kasteder?

Mehmet Yalar, Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin Cuma Meclisi sohbetlerinde, ‘gurbetçi’leri ve bu kuşağın yurtdışında yaşadığı inanç-kültür sorunlarını anlattı..

Avrupalı entegrasyon derken ne kasteder?

 

‘Durdurulan bir medeniyet’ olan Osmanlının mirasçıları, Osmanlının dağılmasından sonra zor zamanlar yaşadı. Bu mirasçılar, bu zorlukları aşabilmek için akla gelebilecek her yolu denediler. Üstelik de bu zorlukları aşmada kendilerine kılavuz olacağını düşündükleri yönetici konumunda bulunan bir zihniyetin her türlü engellemesine rağmen uğraş verdiler yeniden ayağa kalkabilmek için. Bu uğurda nice insanlar yitti, nice isimsiz kahraman bugün bile bilinmeyen destanlar yazdı.

Bu zorlu süreç yurt içinde yaşanırken, insanımızın bir de yurt dışı macerası oldu. Hazin öykülerin anlatıldığı bir maceraydı bu. Ne bizden ne de ‘onlardan’ olmayı beceremeyen bir kuşağın macerasıydı bu. Onların şu an geldikleri nokta iyi kabul edilebilse bile, bu noktaya geliş için acı bedeller ödedi onlar.

Uludağ Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Yalar, akademik çalışmalar öncesinde 1985'li yıllarda yurt dışında dini ateşe olarak görev yaptığı gibi, yüksek lisans tezi de yurt dışındaki Türklerin inanç sorunları... Yalar, Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin Cuma Meclisi sohbetlerinde, yurt dışına çıkan bu kuşağı ve bu kuşağın yaşadığı inanç-kültür sorunlarını, devletin bu konudaki tavrını anlattı bir ibret kitabına not düşülsün diye. “Türklerin bir de Avrupa macerası var…” diye başladığı sohbetini, şöyle sürdürdü Prof. Dr. Mehmet Yalar:

“1960’lı yıllarda başlayan bir macera bu. Avrupa’nın her ülkesinde yaşandı bu macera ama öncelik, Almanya’nındır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hızla kalkınan Avrupa ülkeleri, ucuz iş gücüne ihtiyaç duydular. Bu iş gücünü genelde İslam ülkelerinden, özelde de Türkiye’den karşılama yolunu seçtiler. Devletler arasında yapılan anlaşma gereğince ilk ‘gurbetçilerimiz’ 1963 yılında Avrupa yolunu tuttu. Ama trajik olan şudur ki, giden vatandaşlarımıza, giderlerken hiçbir şey anlatılmadı, hangi sorunlarla karşılaşacakları, bu sorunlarla nasıl baş edecekleri konusunda hiç bilgi verilmedi. Onlara sadece ‘Gidin, para kazanın ve parayı yurda gönderin!’ dedi devlet.”

Her cemaat kendisini öncelediği için bölündü insanımız

Mehmet Yalar Hoca, Anadolu’da kendi halinde yaşayan, muhtemelen de namazında niyazında olan bu insanların, birdenbire kendilerini yabancı bir dünyada bulmalarının güçlüğüyle ilgili şunları söyledi: “Memleketlerinde yaşadıkları hayattan kopan bu insanlar, farklı bir hayatın içinde buldular kendilerini. Ama sosyal ve dini hayatlarını ikame edecekleri bir ortam yoktu. Bunun sıkıntısını yaşadılar uzun bir süre ve fakat kendileriyle ilgilenen kimse yoktu. İşte bu durumda STK’lar devreye girdi, gurbetçilerin bu sorunlarına çare bulmaya uğraştılar. Bir ölçüde bunu başardılar da ama bu kez bir başka sorun ortaya çıktı: Her cemaat kendisini öncelediği için bölündü insanımız.”

Tüm bu olaylar yaşanırken devletimizin büyük bir kayıtsızlıkla olaylara uzaktan bakmaya devam ettiğini vurgulayan Mehmet Yalar Hoca, sürecin, büyük sorunları ortaya çıkarmasından sonra devletin harekete geçmeyi akledebildiğini şöyle anlattı: “Yurt dışındaki cemaatlerin kökü elbette Türkiye’deydi. Türkiye’de hangi sorunlar, hangi çatışmalar yaşanıyorsa, yurt dışında da bu sorunlar küçük ölçekli olarak yaşanıyordu. Olayların yol açtığı sorunlar devasa boyutlara gelince, devlet de sonunda Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla soruna müdahil olmaya karar verdi ama bu kararı verinceye kadar da aradan yirmi bir sene geçmişti. İşte bu yirmi bir senede bir sürü insanımız inanç krizi yaşadı, uyuşturucu müptelası oldu, hırpalanıp örselendi. Nereden bakarsanız bakın, bir kuşak yitti gitti böyle.”

Soruna devlet mantığıyla çözüm böyle olur!

Mehmet Yalar Hoca, bilmediği bir dünyada ayakta kalabilme mücadelesi veren insanımıza yardım etmek için orada bulunan resmî görevlilerden birçoğunun ise, bırakın yardım etmeyi, o insanları hakir gördüklerini söyledikten sonra devletin konuya eğilme sürecini şöyle özetledi: “Diyanet kurumuyla olaya müdahil olan devlet, bir üst çatı örgütü kurdu: Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB). Devlet, attığı doğru adımlarla yılların ihmalini bir ölçüde de olsa çözmeye başlayarak birçok derneği bu çatı altında bir araya getirdi.

Ama geçen zaman içinde hem ‘gurbetçilerimiz’ hem de cemaatler güçlenmişti. Bu güç, yaşadığı ülkede daha fazla şeye talip olmakta, daha özgür, daha konforlu bir hayat istemekteydi. Bu istekler de ister istemez yaşadıkları devletle din/kültür çatışmasını davet ediyordu. Yıllar boyunca Cuma namazı kılacakları bir baraka bulmaktan bile yoksun olan bu insanlar, artık minarelerinde okunan ezanların göğü okşadığı camilerinin olmasını istemekteydi. Bu istekler ise yeni sorunlara, yeni çatışmalara yol açmaktaydı. Tam bu noktada, yıllarca ucuz iş gücü olarak insanımızı çalıştıran Avrupalılar, işçilerimizden ‘entegrasyon’ istemekteydir.”

Avrupalı, entegrasyon derken ne kasteder?

Prof. Dr. Mehmet Yalar, Batı zihniyetinin kendine demokrat olduğunu, kavramları başkasına karşı kullanırken niyetlerinin aslında daha farklı olduğunu, içerden gözlemleyen biri olarak şu sözlerle açıkladı: “Gurbetçilerimiz yıllar geçtikçe kendini topladı, geliştirdi. Vakıflar, dernekler aracılığıyla örgütlendi ve sesini duyurmaya başladı. Bu vakıfların, bu derneklerin çatısı altında fedakârca çalıştı. Hem gücünü hem zamanını hem de parasını, inanç ve kültürünü yaşatabilmek için harcadı, kendisini geliştirdi. Ama bu gelişmeler de, o ülkeleri ürküttü.

Ucuz iş gücü olarak gelen bu insanların geldikleri bu noktadan ürken Avrupa ülkeleri, ‘entegrasyon’ istiyoruz demeye başladı. Her topluluk üzerinde ama özellikle de vatandaşlarımız üzerinde entegrasyon çalışmalarına hız verdiler. Aslında Batılı devletlerin entegrasyondan kasıtları, asimilasyondan farksız bir şey. İstedikleri şey, herkesin kendileri gibi olmasıdır. Ama insanımız, bu isteğe de direnerek kendisi kalmaya devam etti. Günümüzde vatandaşlarımız her ne kadar sorun yaşamaya devam etse de, eskisinden daha iyi ve güçlü durumda. Ama bu hale gelinceye kadar da, unutulmamalı ki en az bir kuşak feda edilmiştir.”

Bir saat süresince dinleyenlere gurbetin ne kadar acı olabileceğini ama öte yandan da Müslümanların yeryüzünün her yanından sorumlu olduklarını anlatan Prof. Dr. Mehmet Yalar’a, sohbetinin sonunda günün anısı olarak bir plaket takdim edildi.

 

Ahmet Serin aktardı

Güncelleme Tarihi: 27 Ekim 2013, 10:28
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13