banner17

Aşmamız gereken en sarp yokuş 'dünya sevgisi'

Artvin-Hopa’da geçen Cumartesi günü (19 Aralık) Prof. Dr. Ömer Çelik hoca, ''Kur’an ve Sünnet Işığında Mü’mince Bir Hayat'' adlı bir konferans verdi. Halil Arslan, bu etkinlikten notlarını aktarıyor.

Aşmamız gereken en sarp yokuş 'dünya sevgisi'

Artvin-Hopa’da geçen Cumartesi günü (19 Aralık) Prof. Dr. Ömer Çelik hoca, “Kur’an ve Sünnet Işığında Mü’mince Bir Hayat” adlı bir konferans verdi. Konferansın içeriğinden önce şunu belirtelim: Hopa gibi küçük yerlerde bu işlerin nasıl kotarıldığını bilenler bilir. Böylesi güzel işler kurumların, kuruluşların desteğinin yanında her şeye koşan isimsiz kahramanlar sayesinde gerçekleşir. Konuşmacıyı ayarlamak, konuyu belirlemek, salon bulmak, salonun planlamasını yapmak epey zahmetlidir. Bu işleri inanmış, davasına gönül vermiş birkaç kişi üstlenir, her işe koşarlar; salonun dolması, programın işleyişi, olası aksaklıkları hakkal yakîn derecesinde bu güzel insanlar yaşarlar ve bilirler. Ben de bu program hakkında yazmadan önce bu güzel insanlara selam olsun diyorum. Peşinen teşekkür ediyorum. İklim değişiyor sayelerinde.

Ömer Çelik hoca aslen Artvin-Yusufelili. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Tefsir hocası olarak halen görevli. Söz konusu Ömer Çelik hoca olunca programda da kendisinin bahsettiği ve özgeçmişi okunurken birkaç kez tekrar edildiği üzere hafız olduğunu özellikle zikretmek gerekir. Zira kendisinden tafsilatlı bir şekilde dinlediğimiz hafız olma macerası, Kur’an’a, daha doğrusu hafız olmaya dair çok güzel dersler içeriyor hepimize. Ömer Çelik hocamdan hafız olma hikâyesini dinleyen bir öğretmen arkadaşın heyecanla “Hocam hafız olmak için ilahiyatçı olmak şart mı, ben de hafız olmak istiyorum” demesi hepimize tebessüm ettirdi. İnsanı özendirmesi hasebiyle kendisinin de onayıyla hafız olma serüvenini aklımda kaldığı kadarıyla sizlerle paylaşacağım.

Programı Eğitim-Bir-Sen başta olmak üzere Memur-Sen’e bağlı sendikalar tertip etmişler. Biz de Marmara İlahiyat’tan bir hocamızın gelmesini ganimet bilip Profesör Dr. Ömer Çelik’i Artvin İlahiyat Fakültesi’nde okuyan öğrencilerimizle de buluşturmak üzere konferanstan sonraya bir söyleşi planladık.

Aşılması gereken en sarp yokuş dünya sevgisi

Ömer Çelik hocam yer yer fıkralarla, İstanbul’dan ilimle, irfanla ilgili hatıralarla süslediği konuşmasına Rahman suresi 26. ayet ile başladı. “Yerin üstünde ne varsa fânidir.” Burada herkesin malumu olduğu üzere musallada namazına ya ‘er kişi’ ya da ‘hatun kişi’ diye niyet edileceğini anlattı. İman ettim demenin yetmeyeceği, imanın kalpte yer etmesi gerektiğini izah eden Ömer Çelik hoca, aşılması gereken en sarp yokuşun dünya sevgisi olduğunu söyledi ve ekledi: “Bu yokuş aşılırsa kalp rahatlayacaktır.”

Ömer Çelik, bir malın üç ortağı olduğunu Ebu Zerr’den yola çıkarak anlatıp bunları kısaca izah etti. Bizleri israf konusunda, cimrilik konusunda uyaran hoca, Tevbe suresi 111. ayeti dikkatlerimize sundu: “Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını; Cennet muhakkak kendilerinin olmak bahasına satın aldı. Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Tevratta da, İncil'de de Kur'an'da da hakka taahhüd buyurduğu bir va'd. Allah'dan ziyade ahdine vefa edecek kim? O halde akdettiğiniz şu bîatten dolayı size müjdeler olsun, ve işte, o fevzi azîm bu.”

Konferansta merhametli olmak, cömert olmak ve hizmet ehli olmak için tevazuun olmazsa olmaz olduğundan bahsedildi, kalbi durumumuzun yoklanmasından bahsedildi ve İbrahim Hakkı hazretlerinden selim kalp tarifi paylaşıldı: “İncitmez, incinmez ve yaptığı işi Allah rızası için yapar.” Daha sonra konuşmasına "Mü’min, bal arısına benzer. Temiz olan şeyleri yer, temiz olan şeyler ortaya koyar, temiz yerlere konar ve konduğu yeri ne kırar ne de incitir.” hadisiyle devam eden Hafız Ömer hoca konuşmasını bitirdi.

Konferansın bittiği ve bundan sonra üniversite öğrencileriyle söyleşi yapılacağı ilan edilmesine rağmen salondan kimsenin çıkmaması insanımızın aslında güzel sohbete olan ihtiyacını ortaya koydu bence. Belki özel sorular, daha mahrem şeyler, ilahiyatı ve ilahiyat öğrencisini ilgilendiren şeyler sorulamadı ama yine de not aldığım gelen sorulardan nerde olursa olsun ilahiyatçı olmanın fazladan bir sorumluluk demek olduğu anlaşılmış oldu. Burada daha da rahat bir uslüpla hatıralar, anekdotlar daha da kendini belli etti ve sohbet âdeta koyulaştı.

Ömer Çelik hocanın hafız olma macerası

İşte burada Ömer Çelik hocanın hafız olma macerasını hatırlamanın tam yeridir. “İlahiyatçılar ne yapmalı?” sorusuna karşılık hoca kendi hayatından hafız olma serüvenini anlattı. Artvin’in Yusufeli'si gibi taşradan Marmara İlahiyat gibi bir fakülteye gelen Ömer Çelik hoca, ilk Kur’an dersinde Nur suresinin diğer yerlere göre okuması biraz daha zor bir yerine denk gelir ve terleyerek, zorlanarak bitirir. Kafasında “Allah’ım ben nereye geldim, burada ne yapacağım” diye düşünerek zar zor da olsa kendisine düşen kısmı bitiren Ömer Hoca, dersin hocası Ali Osman Yüksel’in ön tarafta oturan bir hanım öğrenciyi göstererek “bakın bu arkadaşınız bir yılda hafız oldu” demesiyle adeta yıkılır. Bu nasıl olur? Bir yılda nasıl hafız olunur?

Hemen eline bir Kur’an alır ve okur da okur. Bir sonraki gün ilk üç sayfayı ezberleyip hocanın yanına gider: “Hocam ben hafızlık yapmak istiyorum, beni dinler misiniz?’”der. Hoca bakar ki ezberlemeye baştan başlamış, bu işin böyle olmayacağını, her cüzün son sayfasından başlaması gerektiğini ifade edip teknik bazı tavsiyelerle Ömer hocayı gönderir. Bir sonraki gün hafız olmayı kafasına koymuş Ömer Çelik, 5 sayfa ezberleyip hocanın karşısına çıkar. Önce hocası itiraz eder, “olmaz, tek tek ezberlemen lazım, böyle yapamazsın” der ama Ömer Çelik, “Hocam siz dinleyin, olmazsa vazgeçeriz” diye diretir. İtiraz ve diretmeler 4 gün sürer. Hocası her gün 5 sayfa ezberleyip gelen Ömer Çelik’e artık itiraz etmez ve “sen böyle devam edeceksen ben sabah erken geleyim, sen de dersini daha rahat verirsin” der. Her gün beşer sayfa olmak üzere 30 cüz bitince Ali Osman Yüksel hoca tekrar “böyle yapamazsın” demesine rağmen ikinci sefere de beşer sayfa ekleyerek devam eden hafızlık çalışması arada 15 gün kadarlık hocanın umre fasılası dışında dört ayda biter. Marmara İlahiyat Fakültesi, hâlâ isteyen öğrencilerini ilahiyat diplomasının yanında hafız payesi kazandırarak mezun etmektedir. Ne güzel!

Zorluk Kur’an’ın kendisinden değil zihnimizden kaynaklanmaktadır

Hazirûnun adeta ağzı açık bir şekilde dinlediği bu hatıraya ek olarak hepimizin kulağına küpe olacak şunları ekledi Ömer Çelik hocam: “Ezber yapmayla ilgili şey tamamen Allah’ın bir inayetidir. Kişi bu iş ilerledikçe zihninin adeta bir fotokopi makinesi kıvamına geldiğini görecektir. Ezber yaparken en sıkıntılı kısım zihnimizi ezbere hazır hale getirmektir. Yoksa bunun dışında insan çok daha kısa sürede Kur’an ezberleyebilir. Zorluk Kur’an’ın kendisinden değil zihni yaklaşımımızdan kaynaklanmaktadır.”

Bir Hopa hafta sonu böylece farklı bir güzellikle geçti. Öğrencilerimiz farklı ve geniş bir soluk dinlediler. İlahiyat Fakültesi’nin yeni ve genç hocaları olarak biz de hocamın tecrübelerinden ve muhabbetinden istifade ettik. İlahiyat konusunda, genel gidişat konusunda hocamızdan yeni şeyler duyduk, tavsiyelerini aldık.

En başta “iklim değişiyor” demiştim. Yazıyı tekrar okurken acaba abartılı bir ifade mi oldu, metinden çıkartayım mı diye düşündüm ama hayır. Ömer Çelik hocam geldi ve iklim değişti. Kendisine ve kendisini bizlerle buluşturan herkese tekrar teşekkür ediyorum.

 

Halil Arslan Hopa’dan yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Aralık 2015, 09:40
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
İbrahim KAPLAN
İbrahim KAPLAN - 3 yıl Önce

Kıymetli ilim insanı Ömer Hocam...ilmine bereket katsın insallah... böyle bir programı dikkatle takip edip haberleştirdiğiniz için teşekkür ederim sayın hocam.

banner19

banner13

banner20