banner17

Aşkın zaman ve mekâna sığmayan esintileri

Her sene Kutlu Doğum'la birlikte yeni tecrübeler yaşıyoruz. Bu sene de aynı anda Topkapı Sarayı’nda ve Ayasoya’da önemli bir sergiye şahit olacağız, Aşk-ı Nebi sergisine... Kamil Büyüker yazdı.

Aşkın zaman ve mekâna sığmayan esintileri

 

 

Her sene Nisan ayı içerisinde farklı mahfilleri bir telaş sarar. Çünkü o zamanlar adı “Kutlu Doğum” olan ve âlemi teşrifleri ile ümmetin kurtuluş müjdecisi olan Efendimizin doğum günlerinin telaşıdır. Anmak denilir, anlamak denilir; duymak, hissetmek, düşünmek ve izlerini takip etmek gelir peşi sıra ama hepsi kendi içinde anlamlı olan bu yürüyüşün bir menzili vardır elbet. O da aramızdan, içimizden, bizim gibi bir beşer olan ama kulluğun zirvesinde, insanlığın kaybettiği yitiği şahsında saklı bulunan Efendimizdir. Bu zaman ve mekân tanımaz bir aşkın tezahürüdür.

Nihayet Diyanet İşleri Başkanlığı’nın birkaç senedir Ayasofya’ya bu hafta vesile ile o rahmet peygamberinin rahmet esintilerini içinde taşıyan eserleri sergilemekle başlattığı gelenek bu yıl Topkapı’ya da sıçradı. Bu bir merhamet yangını, rahmet yangını gibi her yeri sarmalı; herkes bu iklimin rengine boyanmalı ki insanlık kurtuluşa erebilsin.

Saltanatın sultanı Efendimiz (a.s.)

8 Nisan’da açılışı yapılan “Aşk-ı Nebî” sergisinde idik. Haşmetli Topkapı Sarayı’nın avlusunu takip eden uzun bir yürüyüşten sonra Babüssaade Kapısı’nın önünde düzenlenecek tören alanındayız. Her bir ayrıntısı Allah’ın rızası ve Resulü’nün muhabbeti üzerine kurulu sarayda belki de en manidar tespitler Topkapı Sarayı Müdürü Prof. Dr. Haluk Dursun tarafından yapıldı. Şu cümle meramı özetledi: Evet burası bir saltanat sarayı ama bu saltanatın sultanı Efendimizdir. Bu sarayın da en has odası Efendimize tahsis edilmiştir.

Ne demeli; medeniyetimizin özü budur. Nitekim Sergiye sponsor olan Ülker grubunu temsilen gelen Ali Ülker ise böylesine bir güzelliğe vesile olacak olmanın onuru ile gözyaşlarına zor mani oldu diyebiliriz.

Açılışın hülasasını ise Prof. Dr. Mehmet Görmez yaptı. Özetle şunları ifade etti: “Bugün burada büyük bir tarihin önünde ayakta duruyoruz. Hep birlikte bizim tarihimizi, kültürümüzü, medeniyetimizi değerlendirmeye davet ediyorum. Kültürümüzün, tarihimizin, medeniyetimizin kaynağını ve asaletini Yaratıcı’dan ve O’nun yeryüzündeki sevgilisi Hz. Peygamber'den alan aşk açısından değerlendirmemiz gerekir. Bazıları bu büyük tarihi kılıç-kalkan, top-tüfek, savaş-barış üzerinden değerlendirebilir. Bazıları çelik-çomak, oyun-eğlence, zevk ü sefa üzerinden değerlendirebilir. Hakikatten uzak bazı tarihçiler böyle değerlendirmiş olabilir hatta haremden ibaret değerlendirebilirler. Burada bir saray ve saltanat var ancak bu sarayın tek efendisi, sultanı hep Hz. Muhammed olmuştur.” Bu temel üzere aşk-ı nebi ile tarihin yeniden okunmasını temenni etti.

Daha sonra kalabalık bir protokol heyeti ile serginin ilk durağı olan Enderun Hazine Koğuşu’na geçildi. Göze, gönle, ruha hitap eden kutlu nebinin emanetlerinin yanı sıra pek çok kıymetli eseri de müşahede ettik. Akabinde, Ayasofya’da günümüz hattatlarının eserlerinden oluşan sergi açılışı için Topkapı’dan yürüyerek Ayasofya’ya geçildi. Görebildiğimiz kadarıyla, eseri olan hemen hemen çoğu hattatın da eserlerinin başında yer aldığını da gözlemledik. Sanki bu yönüyle açılış, “hattatlar kongresi” gibiydi dersek hilaf olmaz.

Sergide kimlerin eserleri ve hangi kutlu emanetler var?

15 Temmuz’a kadar açık kalacak olan serginin Topkapı ayağında 15, 16 ve 17. yüzyıllardan kalma mushaf-ı şerifler, siyer-i nebi kitapları, Muhammediyeler, delailül hayratlar, hilye-i şerifler, murakkalardan hadisler, hat levhalar, hazine bölümünden murassa Kur'an-ı Kerim muhafazaları, Hırka-i Saadet'in altın mahafazalarından örnekler, Osmanlı hanedanı tarafından vakfedilen ve Fahrettin Paşa tarafından Medine'den İstanbul'a getirilen eserler, gülabdan, buhurdan, murassa askı kandiller, Sakal-ı Şerif mahfazaları, Hz. Peygamber'in su içtiği tas ile Mukavkıs'a göndermiş olduğu mektup yer alıyor. Ayasoya’da devam eden mütemmim bölümde ise yaşayan hattatlardan, Fuad Başar, Hasan Çelebi, Hüseyin Kutlu, Hüseyin Öksüz, Abdurrahman Depeler, Adem Sakal, Ali Toy, Cevad Horan, Davud Bektaş, Erol Dönmez, Fatih Özkafa, Ferhat Kurlu, Mehmed Özçay, Mehmet Memiş, Muhammed Yaman, Mustafa Parildar, Osman Özçay, Ömer Faruk Özoğul, Savaş Çevik, Seyit Ahmed Depeler, Tahsin Kurt, Yılmaz Turan, Nuria Garcia Masip gibi isimlerin eserleri yer alıyor.

Hususi bir eksiklik

Açıkçası, bu tip çok özel sergiler için geriye kalacak tek somut belge olacak katalog basımında sanki çok özenli davranılmadı. Program sonunda katılımcılara takdim edilen 36 sayfalık dergi-katalog arası çalışma, daha etraflı ve serginin ağırlığı taşıyacak cesamette olmalıydı.

 

TRT Türk Devrialem programında sergi haberi:

 

 

Kâmil Büyüker, “Aşk-ı Nebî”den bir damla yudumladı

Güncelleme Tarihi: 12 Nisan 2014, 11:19
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20