Aşırı ritim artık duygularımızı bozuyor!

Yusuf Özkan Özburun Çınar Kongre Merkezi’nde çağın hastalıklarını anlattı; ancak ritimle düşünebilmekten, güzellik ve komiklik faşizminden de bahsetti.

Aşırı ritim artık duygularımızı bozuyor!

 

Çocuklarımızın günümüzde yardımlaşma, saygı, vefa, dürüstlük, sorumluluk ve gaye taşıma gibi meziyetlerden yoksun kalmayıp Müslümanca değerleri yaşatmaları açısından zor zamanlarda yaşadığımız malum. Başakşehir Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Değerler Eğitimi Çalıştayı’nın bir parçası da “Çağın Hastalıkları” başlıklı sunumuyla Yusuf Özkan Özburun’du. Çağın hastalıklarını, sunumunu dikkat çekici canlandırma molalarıyla renklendiren eğitimci-yazar Özburun’dan dinledik ve notlar aldık.

Vasat duyguların iktidarı nasıl gerçekleşiyor?

Çağın ruhunu hissedip algılayamazsak çatışmalar yaşayabileceğimiz uyarısıyla konunun önemine dikkat çeken yazar, sözlerine, “çağın hastalıklarının farkında olun, çağla beraber gelen, yükselen ve alçalan değerlere, problemlere karşı uyanık olun” diyerek başladı.

“Çağın ruhuyla beraber hangi hastalıklar bizi kuşatıyor? Nereden geliyorlar? Gençlerde yansımaları neler oluyor?” sorularını tek tek yanıtladı.Yusuf Özkan Özburun

İnsanın doğasını bozan, ilişkileri kökünden etkileyen, psikolojik sorunlara zemin hazırlayan başlıca modern hastalıkları irdeleyen ve çalışmalarını paylaşan yazar sözlerine; “Medyanın etkisiyle bir etki, moda haline gelebilip, bir komedyenin yaptığı hareket hemen zihnimizi şekillendirir hale gelebiliyor. Yazılı-görsel medyadaki bir grup, bizim zihinlerimizi, duygu ve düşüncelerimizi inşa edebiliyor. Derinlikli, analitik düşünmeyen geniş kitleler haber bültenleri, gazete ve dizi kültürüyle besleniyorlar.  Bu şekilde dünyaya bir grup belirleyicinin gözüyle bakıyoruz. Bir meselenin aslını, başını, sonunu, araştırmayla, düşünmeyle, merakla öğrenen insanların sayısı çok azdır. Derme çatma fikir edinme, başkalarınca yönlendirilip genel kanaat oluşturma şeklinde şartlandırma yaşayan kitleler, biçimsiz zihinsel yapılar, garip insan ilişkileri oluşturuyorlar. Kitleler kendisi gibi olmayan insanları affetmezler, kendi bataklıklarına çekmeye çalışırlar. Vasat duyguların iktidarı böylece gerçekleşmiş oluyor.” diye devam etti.

En büyük cezaevi cahil bir insanın kafasının içidir

Yusuf Özkan Özburun, bayanlar için onların en büyük hastalığını estetik ve diyet kültürü olarak açıkladı. Kadınlarımızın bu kültürle beraber kendileriyle ve çevreleriyle geçimsiz, memnuniyetsiz bir hale büründüğünü belirtti. Yazar, zamanın kadınlar için tehlikesini güzellik faşizmi olarak adlandırdı ve gerek reklamlarda, dizilerde, gerek gazetelerde birer numune olarak önümüze belli rol modeller sürüldüğünü söyledi. “Kendi kendiyle kavgalı olmaya başlayan kadına bu endüstriyi yaratan mimarlar gülümser ve mutluluk formülleri sunar. Mutsuz, sıkıntılı, kompleksli, kaygılı, kendisiyle sağlıklı ilişki kuramayan genç kızlar bedenini çirkin görme hastalığına tutulur.” diyerek bedeniyle uğraşan insana dikkat çekti. Bedeniyle uğraşan insanlar yerine kalıcı olan şahsiyetini geliştiren gençlere ihtiyacımız olduğunu çünkü bütün problemlerin kişilikteki sıkıntılardan kaynaklandığını belirtti ve Montaigne’den şu alıntıyı yaptı: “En büyük cezaevi cahil bir insanın kafasının içidir.”

Erkeklerin bu çağda en çok maruz kaldığı bombardımanın da cinsellik olduğu tespitini yapan yazar, bunun hem psikolojik hem biyolojik anlamda getirdiği zararları anlattı. Bir köşe yazısı okurken kenardan çıkan uygunsuz fotoğrafların, haber bültenlerinde magazinsel ifşaların, kaba cinsellik öğelerini her fırsatta öne süren medyanın kişinin beklenti eşiğini yükselttiğini ifade etti. “Kadın ve erkek bedeninin bu kadar hoyratça kullanıldığı, aşağılandığı bir çağ olmamıştır.” yargısında bulundu.

Şarkı sözleri düzeyinde düşünüyor ve duyuyorlar

Ailelerin dağılmasında bu faktörlerin ve dolayısıyla şahsiyet bozukluklarının yaptığı tahribata değinen yazar, geçmişte bu kadar bağımlılık haline gelmeyen bir diğer problemi ise müzik bağımlılığı olduğunu söyledi. Taşınılabilirlik açısından kolaylaşan listelerin bir küçücük kutuda dolaşmasıyla, fazlaca ritim uyaranı almanın insan sağlığına ve doğasına olumsuz etkisini dile getirdi: “İnsanın bu kadar çok ritim alması insan tabiatına aykırıdır. Çünkü sürekli, her yerde karşımıza çıkan bu uyarıcılar bağımlı hale getirir. Bunun yanında müzik üreten endüstriler bu işi kısa sürede fabrikasyon olarak yaparlar. Üç ay içerisinde kendi kendini yok eden bu endüstri, kendini şarkı sözleri düzeyinde düşünen ve duygularını bu şekilde ifade eden nesillere yol açtı. Aşk, melankoli, şiddet, isyan gibi çeşit çeşit duygularla gelgitler yaşanması duygusal olarak da hissizleşmeye sebep oluyor. Kendini şiirle, edebiyatla ifade etmeyen, mecazî ve derin düşünmeyle bağlarını kesmiş, ritimle yaşayan insanlar…”

Şehvetin karşısına şefkati, ritmin karşısına edebiyatı koymalı

Yusuf Özkan Özburun, etrafında komik insanlar isteyen bir yapının genel yaşam düzeyinde ve kendi algı düzeylerinde sıkıntılara yol açtığını belirtti. Zihnimizi şekillendirenlerin komikliği yücelttiğini ifade ederek,  birçok model sunulduğunu ekledi. “Komikliğin en kaba hali bu kadar talep görüyorsa bunu sosyolojik vaka olarak görmek lazım.” dedi. Komik arkadaş, komik öğretmen beklentisi aslında derin düşünmeyi ve yoğunlaşmayı önemsemediğimizi gözler önüne serdi. Espride dahi şartlanmaların ön plana çıktığı, tek tipleşmenin zengin düşünme sistemini yok eden bir unsur olduğu ve hareketli algı tiryakiliğine alışma olduğuna dair gözlemlerini sundu.  Yazar, diğer hastalıkları da futbolizm ve teknoloji bağımlılığı olarak açıklarken çözüm önerileri de verdi. Seyirci kalmamıza sebep olan futbol yerine dikkat ve dikkati ayakta tutan spor ve ilgi alanlarını cazip hale getirmeyi; tefekküre, derinleşmeye, analitik düşünmeye, eleştiri ve sorgulamaya yer vermeyi tavsiye etti. Şehvetin karşısına şefkatin; ritmin karşısına edebiyatın, sadelikteki güzelliği keşfetmenin konulması gerektiğini ifade eden yazar şu kıssayla sözlerini bitirdi:

“Bilge, çıraktan bir tutam tuz getirmesini ister. Çırak tuzu getirir. Bilge tuzu bir bardak suya attırır ve içirtir. Rahatsız olan çırak suyu tükürünce yine bir tutam tuz isteyen bilge çırağı bir tatlı su gölüne götürür. Tuzu göle attırır. Çırağa da sudan içmesini söyler. Sudan içen çırak, bu sefer rahatsız olmaz tattan. Sıkıntılar ve acılar bir avuç tuz gibidir. Ne fazla ne eksik. Hangi kaba koyduğun önemlidir. Zihin, akıl, gönül derinleşip ummana dönerse onda sıkıntı yer etmez.”

 

Ceylan Ergin notlarını paylaştı

Güncelleme Tarihi: 08 Mart 2012, 15:08
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
berad
berad - 7 yıl Önce

işin iyi olmayan tarafı insan bu anlattıklarını yapmak istese de artık bireysel kalıyor. çünkü fitne heryeri kolaçan ediyor. Allah ülkemizdeki cemiyeti muhafaza etsin, cemiyetimizi parçalamasın yarabbim.

banner19

banner13