Aşıklar cehenneme gider mi?

Mustafa Nezihi, yeniden yerleştiği Üsküdar'ı aşkla dinliyor, kuyudaki Yusuf'u çıkaracak kervanı arıyor. Gördüklerini, anladıklarını kelimelere döküyor. Size taptaze haberler ulaştırmaya çalışıyor.

Aşıklar cehenneme gider mi?

Ankara’dan genç dostum gelmiş. Sözleşiyoruz. Akşama doğru Üsküdar’da buluşacağız. Yola çıktığımda Allah’ın Güneşi sevinç ve heyecan aşılıyor ruhuma. Buluşma yeri olarak düşündüğüm Özcan Abi’nin, İlyas Abi’nin çay ocağına gidiyorum.

Bütün kainatı kaplayan aşk!

İlk çaydan sonra birdenbire Hayrettin Bir ağabey görünüyor. Muhabbet başlıyor. Aşkı anlatmasını istiyorum Hayrettin Abi’den. Aşk Hayrettin Abi’nin ağzından akmaya başlıyor gürül gürül. Bütün kainatı kaplayan o aşktan bahsediyor. Merhamet ve şefkatle bütünleşen aşktan… Aşık som merhamet kesilendir diyor. Hiçbir canlıya zarar veremez gerçek aşık. Çünkü ‘o kutsal bela’nın ağır yükünü yüklenmiştir o. Psikopatça esip gürlemez. Teslim olmuştur hakikate…

Aşık olmayan şair olur mu?

Tam bu sırada genç dostum M. Fatih Kutan arıyor. Hemen gelmesini ve bu gürüldeyen aşk çağlayanına katılmasını istiyorum. Bu akşam gelemeyeceğini söylüyor. Ertesi gün için sözleşiyoruz. Hayrettin Abi, aşık olmayanın şair olamayacağını; sadece bir kelime işçisi, canbazı olabileceğini dile getirecek denli yayıyor aşkın gücünü. Fatih adına da dinliyorum onu.

Karadavut Camii'Zulme karşı dik duranlara yardım et Allahım!'

Cuma namazından evvel buluşuyoruz nihayet. Az yiyenlerin, tedirginlerin, gözleri hep bir şeyler bekliyormuş gibi tetikte olanların hali var dostumda. Belki de İstanbul’un en güzel ezanlarının okunduğu Üsküdar’da, Kara Davut Camii’nde, saf tutuyoruz Müslümanlarla birlikte. Harun Hocam’ın vicahi hutbesini dinliyoruz. Hutbe sonrası okuduğu duadan bir cümle, ‘amin’ yalvarışıma büyük bir coşku katıyor: ‘Zulme karşı dik duranlara yardım et Allahım!’

Farzdan sonra daha uzun bir yalvarışa başlıyor Harun Hocam. Bu güzel ibadet tam benim dua etmek istediğim zamanda gerçekleştiği için sevinçle ürperiyorum. Aşıklara vuslat dil(en)iyor Allah’tan, bekarlara evlilik…

Kervan bekleyen Yusuf musun?

Geçiyoruz palmiyenin altına, çınarın altına. Fatih’e gölge lazım. Kuyudan çıkaracak söz lazım. Azad edecek efendi lazım. Ki ‘istemem azadlık’ diyebilsin. Yokuş çıkıp inebilmek için can verecek bakış lazım. Söz ustası değilim, nazar ustası değilim, canlandıracak dermandan yoksunum. ‘Derdim sahihse dert katarım derdine’ diye geçiriyorum içimden. Sanki ‘alerre’si velayn’ diye mukabelede bulunuyor.

Allah'ın İki Veli KuluAllah'ın İki Veli Kulu Üsküdar'da!

Üsküdar Kitabevi’ne uğruyoruz. Cavid Ağabey’den güzel sözler ve dualar alıyoruz. Muhteşem bir hizmet yapıyor Cavit Ağabey. Şazili külliyatını yayımlamaya devam ediyor. Şevkle beklediğim, İbn Ataullah el-İskenderi’nin şeyhi Ebu’l-Abbas el-Mürsi’yi ve bu yolun piri Ebu’l-Hasan Şazeli’yi anlattığı Allah’ın İki Veli Kulu’nu alıyoruz yüreğimizle.

Hem kılıçtır, hem kındır; hem yuvadır, hem de kuş!

Aşıkların Halleri’ni bilmemi istiyor Fatih. Ta Ankara’dan getirmiş. Hediye etmeden önce onuncu faslı okuyor: ‘Aşkın bizzat kendisi kuştur, yuvadır; zattır, sıfattır; tüydür, kanattır; havadır, uçuştur; avcıdır, avdır; kıbledir, kıbleye durandır; taliptir, matluptur; evveldir, ahirdir; sultandır, tebaadır; kılıçtır, kındır; bahçedir, ağaçtır; hem dal’dır, hem meyvedir, hem yuva, hem de kuştur.’

‘Kılıçtır, kındır’ derken insanın içi kesilir gibi oluyor. Ama kınsız bir kılç değil bu; şükürler olsun. Yuvasız bir kuş değil, dermansız bir dert değil. Kahredici çevganının merkezinde Rauf ve Rahim’dir O.

Azabın sebebi arada perdenin bulunmasıdır

Ona Tevekkülün İncelikleri’ni hediye ederken tam bir teslimiyet ve perdelerin, engellerin kalkması için dua ediyorum: ‘Çünkü yüce Allah vermiş olduğu bir hükmün ağırlığını kuldan kaldırmak istediğinde, onun kalp gözünden perdeyi kaldırır ve ona kendisine ne kadar yakın olduğunu gösterir. Bu yakınlıktan doğan aşinalık ona acıları unutturur. Eğer yüce Allah cemali ve kemalini cehennnem halkına gösterse, içinde bulundukları azabı unuturlardı. Yine eğer O, cennet halkına görünmese, içinde bulundukları nimetlerden lezzet almazlardı. Azabın sebebi arada perdenin bulunmasıdır. Azabın çeşitleri de bu perdelenmiş olmanın değişik tezahürleridir. Nimetin sebebi de O’nun görünmesi ve ortaya çıkmasıdır.’

 

Mustafa Nezihi 'hep bir ağaç altı vardır' dedi

Aynı günü Fatih Kutan da anlatmıştı. Okumak için tıklayınız.

Yayın Tarihi: 16 Eylül 2011 Cuma 22:55 Güncelleme Tarihi: 27 Eylül 2011, 23:59
banner25
YORUM EKLE

banner26