Artık biliş, felsefeyle değil filmle olur

İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde 18-29 Kasım 2013 tarihleri arasında düzenlenmekte olan “sinema ve eleştiri” temalı 1. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali Sempozyumu kapsamında, “Sanat Sinema ve Eleştiri” adlı panel gerçekleştirildi. Ramazan Yılmaz yazdı.

Artık biliş, felsefeyle değil filmle olur

 

 

İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde 18-29 Kasım 2013 tarihleri arasında düzenlenmekte olan “sinema ve eleştiri” temalı 1. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali Sempozyumu kapsamında, “Sanat Sinema ve Eleştiri” adlı panel gerçekleştirildi. Sempozyumun bu panelinde, “farklı sanat türlerinin birbirlerini varoluşa ve varlığın anlamını idrake kışkırtabilecekleri, sinemamızın da bir varoluşa dönüşebilmesi ve hakikatin kesbine mazhar olabilmesi için Mimar Sinan, Mevlana, İbn-i Arabî gibi isimlerin sanat tasavvurlarını kavramak zorunda olduğumuz” vurgulandı.

Sinema Sanat ve Eleştiri” panelinde, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Neşe Kaplan ile iletişimbilimci, yazar, çevirmen, Bilgi Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans düzeyinde iletişim, film ve kültürel teori dersleri vermiş olan, halen Yeni Şafak gazetesinde yazan ve Külliyat Yayınları’nın editörü olan Yusuf Kaplan yer aldı. Panelin moderatörlüğünü ise, İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ebru Karadoğan İsmayılov gerçekleştirdi.

Panelde ilk olarak söz alan Neşe Kaplan konuşmasına, modern kültür ile postmodern kültür arasında bir kopuşun değil devamlılığın olduğu tespiti ile başladı. Bununla birlikte her iki kültür üzerinde de global sermaye belirleyici olmaya devam etmektedir. Global politikaların tüm dünyayı demokratikleştirmek söyleminin ardında tüm dünyaya yönelen farklı müdahalelerin yattığını ifade eden Neşe Kaplan, Batı’nın kötürüm bir zihniyet, kötürüm bir politika ürettiğini söyleyen Bourdieu, Bauman gibi isimlere ek olarak, bugün de çağdaş iletişim araçlarının her şeye eleştiri yöneltme imkânı verdiğini ekledi.

Modernliği kuran felsefe mi yoksa sanat mı?

Yusuf Kaplan ise sözlerine, üç büyük aforizma ile başladı. Sırasıyla, “Bu dünyaya söyleyeceğimiz bir laf yoksa, yaşamamızın anlamı yoktur!”, “Hayalleri olmayan insanlar başkalarının hayalleri ile yaşarlar!”, “Bu dünyaya söylenebilecek tek bir söz var. O sözü söyleyecek olan biziz ama biz yokuz!” Çağımızda tek bir zeitgeist bulunduğunu, bunun da çağ körleşmesine sebep olarak tüm insanlığı Batı’ya mahpus kıldığını söyleyen Kaplan, modernliği kuran şeyin felsefe mi yoksa sanat mı olduğu sorusunu sordu.

Yaygın kanaatin aksine modernliği kuran asıl unsur sanat olmuştur. Modernler resim ile doğayı keşfediyorlar, insanı keşfediyorlar. Bu keşiflerden hareketle insanı her şeyin ölçütü haline getirilmesiyle ontolojik güvensizlik duygusu oluşur. Dolayısıyla da epistemolojik güvenlik olanları keşfedilir. Aydınlanma düşüncesinin Descartes’la başladığını ama aslında Kant’ın bu konuda daha önemli olduğunu ifade eden Kaplan, Aydınlanma düşüncesinin, “insanın aklını kullanmaya başlaması, ergenlik çağına ulaşması” olarak tarif edildiğini söyledikten sonra, “Bu tarifin doğru olması durumunda içinde bulunduğumuz çağın “olgunluk” çağına dönüşmesi gerekirdi, oysa şuan ‘çocukluk’ çağına girdik!” dedi.

Televizyon: metinde rasyonel, algılatmada irrasyonel

Panoptikon’un küçük azınlığın tahakkümü olduğunu, Synopticon’un ise küçük azınlığın büyük çoğunluk tarafından dikizlenmesi olduğunu söyleyen Kaplan, televizyon içeriklerinin reşit çağına ulaşmamış çocuk için hazırlandığını dile getirdi. Bu bakımdan televizyon, son derece rasyonalist bir metin olmasına rağmen, okuyucunun kendisine sunulan metni duygularıyla anlayıp tükettiği bir süreç yaşatmaktadır.

Sinemada varoluşumuz Mimar Sinan’ı keşfedişimiz ile başlayabilir

“Biz neyiz ve kimiz?” diye soran Yusuf Kaplan, Osmanlı’nın durdurulması birlikte tarihin durdurulduğunu ve çağ tutulması yaşandığını söyledi. Sinema ve sanat bir medeniyet meselesi olmaları sebebiyle yaşanan medeniyet krizinin aşılmasında mükellefiyet sahibidirler. Klasik sinemanın kaynağının Aristo’dur. Modern sinemanın kaynağı İncil olmasına karşın ateist ve Marksist çevrelerin modern sinemanın içinde bulunduğunu ifade eden Kaplan, İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının en önemli yönetmenlerinden Rossellini’nin bir Katolik olduğunu ve bununla birlikte Kapital’i senaryolaştırdığını söyledi. Batı’nın kendi kaynakları ile kurduğu ilişkiye karşın, Türkiye’de aydınlar ne kendi kaynaklarını ne de Batı’nın kaynaklarını anlayamamışlardır. Bu bakımdan yaşanan kültürel şizofreniden Mimar Sinan’ı bir siyaset felsefesi, toplum teorisi ve estetik olarak okuyamazsak kurtulamayacağımızı söyleyen Yusuf Kaplan, “Biliş, oluş, varoluş süreçleri artık felsefe ile olmaz, film ile olur!” diyerek sözlerini tamamladır.

 

Ramazan Yılmaz dinledi ve yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Kasım 2013, 12:40
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13