banner17

Arslan ve Aktay bu tezde!

2000'li yıllarla birlikte siyasî anlamda Türk İslamcılığının neredeyse nihilizme varacak fikrî krizine ilişkin çok önemli bulgular devşirilebilir bu tezden.

Arslan ve Aktay bu tezde!
Tunuslu Hayrettin Paşa
Said Halim Paşa
Mehmed Akif Ersoy
Eşref Edip Fergan
Necip Fazıl Kısakürek
Sezai Karakoç
Rasim Özdenören
İsmet Özel
Ali Bulaç
Abdurrahman Arslan
Yasin Aktay

İlkin Prof. Dr. Binnaz Toprak yazdı, satır aralarına batılı oryantalist sosyologlardan devşirdiği önyargı kodlarını çaktırmadan yerleştirerek, Toplum ve Bilim dergisinde (Görüyorsunuz rahat anlatım adına cümleyi nasıl da devrik devrik yazıyorum). Toprak’ın ‘İki Müslüman Aydın’ı, Ali Bulaç ve İsmet Özel’in düşüncelerini kıyaslayarak mercek altına aldığı yazıya Ali Bulaç pek itiraz etmese de derginin bir sonraki sayısında İsmet Özel’in cevabî yazısını da okuduk. 1980’lerin sonuydu. Nokta ve Yeni Gündem dergilerinde İslamcılık’la ilgili haber dosyalarının satış rekorları kırdırdığı, Ruşen Çakır, Binnaz Toprak vb. sözde İslamcılık uzmanlarının yeni yeni türediği dönemler anlayacağınız. Çevremdeki herkes Toprak’ın yazısından bahsediyor, yazının fotokopileri dolaşıyordu. Ama ben ne dergiyi görmüş, ne de okuma fırsatı bulmuştum.

Davulun sesi uzaktan hoş mu geldi Meeker’e?

Ardından Michael Meeker’in çözümlemesi olan kitap Türkçe’ye çevrildi, demek ki 1990’lara geçmişiz. Meeker, bu iki isme Rasim Özdenören’i de ekliyor ve bu üçlü üzerinden 1980’li ve 1990’lı yıllarda ülkede sıkça tartışılacak, gündemleşecek İslamcı düşünceyi çözümlüyordu.

İşin ilginç yanı, Meeker’in yazısıyla birlikte okuma fırsatı edinmiştim Toprak’ın yazısını da. Meeker’in “işlevselci” olmasından mıdır nedir, Toprak’a nazaran daha sahici bulmuştum onun görüşlerini üstelik! Ya da davulun sesi Meeker’e uzaktan daha hoş gelmiş olabilirdi, değil mi ya?

Toprak’ın yazısını değerli kılan neydi?

1999’da British Council’deki bir program dolayısıyla tanıştık Binnaz Hanım’la. Binnaz Hanım’ın ilgi alanları değişmiş, makalesi üstüne de pek konuşmak istememişti.

Her şeye rağmen, bütün satır aralarına gizli önyargılara, saplantı ve korkulara rağmen yine de Toprak’ın yazısını değerli kılan bir şeyler vardı. O değerin “olduğunu” bilsem de “ne olduğunu” şimdiye dek pek çıkaramamıştım.

Modernite, İslamî Gelenek ve İslamcılık

Geçtiğimiz günlerde elime geçen bir tez taslağı o değerin ne olduğunu bana gösterdi. Taslak New York Üniversitesi'nin Near Eastern Studies Departmanı’nda master çalışması yapan Fatma Melek Arıkan’a ait: “Modernite, İslamî Gelenek ve İslamcılık Hakkındaki İslamî Türk Entelektüel Söylemler: Abdurrahman Arslan ve Yasin Aktay Arasında Karşılaştırmalı Bir İnceleme.”

Arıkan, tezinde, 1970’lerin sonundan itibaren yazmaya başlayan Abdurrahman Arslan ile Ali Bulaç, Rasim Özdenören, İsmet Özel gibi aydınlara nazaran daha genç olan Yasin Aktay’ın düşüncelerini kıyaslıyor, karşılaştırıyor.

Müslüman entelektüel ortamda farklı fikrî pozisyonlara tekabül etse de önceki isimler ile Arslan ve Aktay arasında önemli bir ayrım olduğuna dikkat çekiyor Arıkan.

İslamcılığın neredeyse nihilizme varacak fikrî krizi

Tezin elimdeki nüshası “draft” nüsha olduğu için Arıkan’ın tüm görüşlerini özetleyerek de olsa aktarmam ve tartışmam imkânsız; ancak şimdilik şunu söyleyebilirim ki, önceki kuşakların ele aldıkları konular ile yeni kuşakların karşılaştıkları sorunlara verdikleri cevaplar arasındaki farklılık İslamcılık’taki teori-pratik ayrımındaki farklılaşmaların boyutlarını da gösterecek boyutlarda.

Sonraki kuşaklarda, özellikle 1980’li yılların tartışma konularıyla, 1990’lı yıllarda gündemleşen konular ve bunun devamında 2000’li yıllarla birlikte siyasî anlamda Türk İslamcılığının neredeyse nihilizme varacak fikrî krizine ilişkin çok önemli bulgular devşirilebilir bu tezden. Elbette bu nihilizmden uzaklaşma potansiyelinin iki farklı entelektüelin yazılarında bulunduğunu da söylemek gerekiyor.

Her müslüman kuşağın önceki dönemlerle fikri irtibatlarını koruması, o fikirleri benimsemese bile, “aştık!” vb. saçma tavırlarla küçümsememesi ve kıymetini bilip (kıymet bilmek, o fikirleri yeni şartlara uyarlamak, yeni idrak düzeyine o fikirleri yükseltmek anlamına gelir benim lügatimde!) her türlü sözde “köktenci” yaklaşımın da temelde işin ucundan tutma çabasından azat edilme kaygusuyla dile getirildiğini görmesi gerekiyor.

Düşünce geleneğimizi unutmamak şart

Tunuslu Hayrettin Paşa’dan Sait Halim Paşa’ya, Mehmet Akif ve Eşref Edip’ten Necip Fazıl Kısakürek’e, Sezai Karakoç’tan Rasim Özdenören, İsmet Özel ve Ali Bulaç’a, onlardan Abdurrahman Arslan ve Yasin Aktay’a (unutmadan diğer coğrafyalardaki müslüman entelektüelleri de bu listeye eklemek gerekiyor, meşrep ve mezhep farkı gözetmeden hepsini!) bir düşüncenin gelişim çizgisini takip etmek zorlasa da bunu yapmaya her birimiz mecburuz.

Uzmanlaşmamız gerekmiyor elbette, lakin en azından bu isimleri detaylarını tartışacak kadar bilmesek de, haklarında şahitlik edebilecek kadar bir bilgi ve yoruma sahip olmamız gerektiği ortada.

Sadece entelektüelleri değil, önderleri de bu listeye eklemem gerekirdi, bunu biliyorum. Ve o önderleri de ayrım gözetmeden, “kanımızı bulaştırmadığımız tartışmalara dilimizi de bulaştırmamak” gibi gerçekten önemli bir ahlakî ilke eşliğinde örnek almaya çalışmamız gerektiğini de biliyorum.

 

Murat Güzel, İslamcı düşüncenin sularında yüzmenin ne anlama geldiğini düşündü

Güncelleme Tarihi: 30 Haziran 2010, 10:13
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
hacer kor
hacer kor - 8 yıl Önce

İslamcı düşüncenin sularında yüzmenin ne anlama geldiğini düşünenlere Yasin Aktay editorlüğünde hazırlanmış olan ve İletişim yayınlarından çıkan "İslamcılık" çalışması iyi bir kaynak olabilir. Çalışma, birçok entellektüelin ve aydının bu kavram üzerine yazmış olduğu yazıları içeren çok zengn bir ansiklopedik kitap olma özelliğine sahip.

Said  Ramazan
Said Ramazan - 8 yıl Önce

İslamcılıkcildi biraz "omurgasız" bir derleme.Düşünsenize Yaşar Nuri bile bu cilde dahil.Diğer bir sorun Çağdaş Müslüman Siyasi Düşünceye ilişkin temelli yazılar kaleme alan M.Kürşad Atalar'ın bu oylumlu kitapta yazısı yok.

Said Özdemir
Said Özdemir - 8 yıl Önce

Yaşar Nuri Öztürk'ün İslamcılık cildinde yer alması onun iyi bir İslamcı olmasından değil, İslamcılığı kuşatan söylemsel sınırlar içinde bir şekilde yer alıyor olmasından dolayı mümkündür. Sadece onun değil, İSlamcılık tarihi içinde "kötü adam" olarak girmiş adamlar da dahildir o tarihe. Mesela Ebu Cahil İSlam tarihi içinde önemli bir figürdür gibi düşünebilirsiniz, ama o Müslüman değildir. Yaşar Nuri de bir İslamcı olmasa bile İSlamcılık tarihinde İSlamcılara bulaşmış biridir, öyle veya böyl

banner8

banner19

banner20