Arnavutluk'ta medreseler ve âlimler konuşuldu

İşkodra il müftüsü Muhamed Sytari, BİSAV'da dünden bugüne İşkodra'daki medreseler ve âlimler üzerine bir sunum gerçekleştirdi. M. Murtaza Özeren etkinlikten notlarını aktarıyor.

Arnavutluk'ta medreseler ve âlimler konuşuldu

BİSAV'da 28 Eylül Pazartesi günü, Arnavutvilayeti İşkodra'daki medreseler ve âlimler üzerine bir sunum gerçekleştirildi. Sunumu İşkodra il müftüsü Muhamed Sytari yaptı. BİSAV bünyesindeki Türkiye Araştırmaları Merkezi tarafından başlatılan “Balkan Tarihi Konuşmaları” dizisinin bir cüzü olarak tertip edilen bu konuşmada özellikle yirminci yüzyılda, Osmanlı sonrasında ilim geleneğinin ahvali üzerinde duruldu.

Muhamed Sytari, konuşmasına ilk olarak Arnavut halkı için bir dönüm noktası sayılan 1967 yılından söz ederek başladı. Bu yıl komünizm pençesindeki Arnavutluk'ta din (dolayısıyla da İslam) yasak edilmiş, her türlü dini faaliyet katiyetle önlenmeye başlamıştı. Medreseler ve camiler yıkılmış, kütüphaneler yakılmış, âlimler katledilmiş 1967'den itibaren.

Arnavutluk'ta bulunan ilim geleneğinin sahihliği

Sytari, konuşmasında daha önce yayınladığı kitabından bazı alıntılar gerçekleştirerek bu dönüm noktası tarihin iç yüzüne ışık tutmaya çalıştı. Komünizmin Arnavutluk'ta bu derece büyük faaliyetlere soyunmasında Arnavutluk'ta mevcut bulunan ilim geleneği etkilidir. Arnavut âlimlerin Hz. Peygamber'den başlatılarak âlimlerin zamanına kadar gelen bir silsileye kendilerini yerleştirip, icazetnamelere aldıklarını bildiren Sytari, bu icazetnamelere bazı örnekler de gösterdi ve “Bu icazetnameleri Arnavutluk'ta bulunan ilim geleneğinin sahihliğine yormanın” mümkün olduğunu ifade etti.

Komünizmin Arnavutluk'ta İslam'ın yanı sıra Osmanlıyı da hedef aldığını ifade eden Sytari, Osmanlı izlerinin silinmesi için muazzam çabalar gösterildiğini belirtti. Hususiyetle Arnavutların milliyetçilik damarına basılarak bu saldırıların gerçekleştirildiği belirtildi. Örneğin Arnavutların dili üzerinden bazı kışkırtmalar yapıldığını belirten Sytari, böylelikle milli damarın kabartılıp Osmanlı'dan nefret ettirmek istediklerini söyledi. Gerçekte hiç de öyle olmadığı halde Arnavutçanın Osmanlı tarafından bastırıldığı yönünde yapılan propagandanın aslında ne kadar boş ve ne kadar mesnetsiz olduğunu Sytari çeşitli eserler ve kişiler ışığında gösterdi.

Arnavut âlimler 1940'lardan itibaren kıskaca alındı

Kimliğe ve Arnavutları Arnavut kılan özelliklere yapılan saldırılardan bahsettikten sonra, Muhamed Sytari, çeşitli Arnavut âlimlerin ahvalinden söz etti. İlim geleneğinin önemli halkalarından olan bu âlimlerin hayatları 1912'den, Osmanlı Devletinden kopuştan sonra ne şekilde değişti, bunun örnekleri gösterildi. Bu âlimlerin her birinin (Davut Boriçi, Yusuf Tabaku, Hafız Ali Karay gibi) çok önemli kütüphanelere sahip olmasının yanı sıra Arnavut kentlerinde de çok mühim kütüphaneler bulunduğu ifade edildi. Örneğin 1920'lerde açılan bir kütüphanede 25,000'den fazla Osmanlıca, Arapça ve Farsça eserin bulunduğu, bunun yanı sıra Arnavutça eserlerin de hiç azımsanmayacak derecede olduğu belirtildi. Muhamed Sytari, bahsedilen âlimlerden Yusuf Tabaku'nun hususi kütüphanesinde 2,000'in üzerinde eser bulunduğunu ancak diğer birçok kütüphane gibi bu özel kütüphanenin de “bilinmedik bir el” tarafından kül edildiğini söyledi.

Kiminin sakalına, kiminin cübbesine gerçekleştirilen saldırılarla, yıllarca süren hapis cezalarıyla, tehditler ve kısıtlamalarla, Arnavut âlimlerin 1940'lardan itibaren kıskaca alındığı, bazılarının bu kıskaçtan ancak yurtdışına kaçarak rahatlayabildiği belirtildi. “Düşünün bir, 1967'den 1990'a kadar, İslam yasak, cami yok, medrese yok, 'müslümanım' demek yasak...” diye devam eden Sytari, o dönemde yaşamış bir âlimin her cuma vakti hazırlığını yapıp evden çıktığı halde ne camiye ne de cemaate rastlayamadığı için bu namazı kılamayıp, tövbe istiğfarlarla evine geri döndüğünü ifade etti.

Bugün 1100 talebe medreselerde eğitim alıyor

1990'da İslam'ı yasaklayan kanun kalktığı vakit halkın Yusuf Tabaku'nun evinin yakınlarında ayakta kalmış son camiye akın akın geldiği, tıpkı Nasr suresindeki gibi insanların “fevc fevc” geldiklerine şahit olunduğu aktarıldı.

Muhamed Sytari, günümüzde artık İslami eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirilebildiğini, medreselerde eğitim verebildiklerini ve artık şükür ki camilere sahip olduklarını belirtti. Halihazırda 1100 talebenin medreselerinde eğitim aldığını ifade etti.

Konuşma Muhamed Sytari'ye yöneltilen birkaç soru neticesinde son buldu.

Görselleri büyütmek için üzerlerini tıklayınız.

Etkinliğin TRT Türk'te "Devrialem" programında yayınlanan haberini aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz:

 

M. Murtaza Özeren gitti, dinledi, notlarını paylaştı

Güncelleme Tarihi: 13 Ekim 2015, 12:23
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13