Arifler hakikatin eşiğine kadar anlatırlar

Mustafa Tatçı Sakarya’da Niyazi-i Mısri üzerine konuştu ve Mısri'nin seyr ü sülukundaki önemli detayları dinleyicilerle paylaştı..

Arifler hakikatin eşiğine kadar anlatırlar

 

 

Niyazi Mısri ismini duymam Mustafa Tatçı ismini duymamdan daha evveldi sanırım. Ulu bir insandı Niyazi Mısri fakat tam olarak kimdi bilmiyordum. Zaman ilerledikçe daha fazla bilgi sahibi oldum kimdir bu zât diye, daha fazla muhabbet hâsıl oldu.

Daha sonra Mustafa Tatçı ismini duydum. Çalışkan bir akademisyendi. Mustafa Tatçı’nın elimde olan kitaplarından ilkini Sakarya’da okumuştum. Mustafa Tatçı

Perşembe Günü Mustafa Tatçı’nın Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür Etkinlikleri kapsamında Niyazi Mısri’yi anlatacağını öğrendim.  Konferansa giderken Tatçı Hoca’nın Burc ı Belada Bir Merd i Hüdakitabının elimde olmayışına hayıflanıyordum ki kapıda kitabı hediye ettiler.

Niyazi Mısri’yi anlatmaya başlamadan evvel bir girizgah yaptı Tatçı: “Türkçe’yi ledün dili haline getiren, Türkçeyi Rabçe kılan çoktur ama bunlardan üçü çok mühimdir. İlki Ahmet Yesevi Hazretleri’dir. Sokakta, çarşıda pazarda konuştuğumuz dili bir mânâ dili haline getirmiştir. İkincisi Yunus Emre Hazretleri’dir.  Oğuz Türkçesi’ni anamızın babamızın anlayacağı dilde bir irfân dili olarak kullanmıştır. Üçüncüsü de tabiri caizse Yunus’un gönlünden doğan çocuk; Niyazi Mısri’dir. Mısri Türkçeyi semavileştirmiştir, kanatlandırmıştır. Bir ilmihal ortaya koymuştur, böylece ledün dilini derleyip toplamıştır ve diğer ikisinden daha öndedir. Velayetlerini mukayese etmiyoruz, dilde ortaya koyduklarını mukayese ediyoruz.”

Şeyhinin hilafetini reddeder çünkü O’nun derdi Hakikat’tir

Ve Mısri’ye yaklaştık yavaşça: “Bir pîre talip olarak gitseniz, size durumunuza göre Mısri’den kıssalar anlatır. Kur’an-ı Kerim de böyledir.  27 peygamberin kıssası vardır. ‘Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla’dır bu iş. Hakikat söylenmez, hakikate kıssalarla işaret edilir.  Arifler hakikatin eşiğine kadar anlatırlar. Buraya gelene kadar duyduklarınızla sarsılırsınız. Hakikate erdiğinizde ise duvarları yıkarsınız. Mısri de böyledir. Mısri 17. yüzyılda bir ledün devrimcisidir. Devrimci kelimesini kasten kullanıyorum, çünkü duvarları devirmiştir Mısri.”

Niyazi Mısri’nin babası Nakşibendi halifesiymiş. Babası Mısri’ye, intisap etmesi için kendi şeyhini öneriyor, Mısri ise “Bu kâmil bir şeyh değildir.” diyerek reddediyor babasını. Babası ile arasında bir kırgınlık vuku buluyor. Sonra Mısri bir Halveti şeyhi buluyor fakat şeyh kısa bir süre sonra vefat ediyor. Mısri bu sebepten ötürü babasından ve annesinden izin alıp tahsil için memleketinden ayrılıyor. Gittiği yerlerde en uzun süre El Ezher’de kalıyor.

Tatçı Hoca Mısri’nin kardeşi Ahmed Efendi’ye yazdığı mektubundan da bahsetti, “Bu mektupta Ahmed ismi yerine hepimiz kendi ismimizi koymalıyız ve öyle okumalıyız.” diyerek mektubu okudu. Mısri ayrıca  medrese tahsilini üç senede bitirmiş, çok başarılı bir talebe imiş ama medresede öğrendikleri doyurmamış O’nu. “Nereden geldim, nereye gidiyorum bilemiyorum” demiş.

Mısri’nin İrfan Sofraları kitabından epey bahsetti hoca. Kitaptan nakille; bir rüya görüyor Mısri, rüyasını şeyhine anlatıyor. Şeyhi “Gel hilafet vereyim” dediğinde Mısri, “Benim derdim hilafet değil.” diyor. Bu rüyada Abdülkadir Geylani Hazretleri vardır. Hazret Mısri’yi yanına çağırır, bir mendilin içinden gümüş akçeler çıkar, ilm-i zahiri temsil eder. Bir mendilin içinden altın akçelar çıkar, ilm-i hakikati temsil eder. “Gümüşü öğrendin, altının nasibi başka yerdedir” der Geylani Hazretleri. Şeyhinin hilafetini reddeder çünkü O’nun derdi Hakikat’tir. Böylece Mısri Anadolu’ya gider.

Mustafa Tatçı“Allah’ı bulmak kolaydır, Allah her yerdedir. Oysaki mürşid-i kâmil bulmak zordur.” diyor Mustafa Tatçı. “Bu yüzden Mısri diyar diyar mürşidini aramıştır.”

Mısri başka bir rüyasında bir kalaycı görür.  Kalaycı Mısri’nin elindeki testiyi ortadan ikiye böler, içini dışını cilalar. Hazret o kalaycıyı bulmak için gezer, gezer… Uşak’a gider. Anlar ki nasibi oradadır. Ümmi Sinan’ın halifesi Mehmet Efendi’yle görüşür, konuşur. Emaneten O’na biat eder. Daha sonra Ümmi Sinan’ vasıl olur. Beş kişi Şeyh’e biat ederler. Bu beş kişi; Müfti Derviş (Sunullah Gaybi’nin babası), Ahmet Matlai, Niyazi Mısri, Gülaboğlu Askerî, Muslihiddin Mustafa Uşşaki’dir. Bu beş kişinin de divanı vardır.

İnsan hakikati kendi diliyle bulur

Mısri’nin seyr ü süluku 9 sene sürmüş. Bir gün Mısri tefekkür halinde otururken bir nur odayı kaplıyor, sonra dünyayı kaplıyor, sonra Mısri hiçbir şey göremez oluyor.  Bu durumu şeyhine anlatıyor, şeyhi “Bu İbrahim Peygamber’den kalan 5. makamdır diyor.” Çok çetin hâller yaşıyor Niyazi Mısri. “Mücahedede durmakta zorlandığım için kendimi minareden, uçurumdan atasım geliyordu” diyor.

Ve Mısri 30 sene boyunca sürecek Kadızadeliler çatışmasına başlıyor. “Merd i Hüda” olduğu için kılıcı çekiyor. Ve sürgünler… Önce Rodos’ta kuyuya atılıyor. İki defa Limni’ye gönderiliyor. 30 kiloluk bukağılarla yürütülüyor.

İstanbul’da iken Oğlanlar Şeyhi İbrahim ile, Bursa’da iken Üftade Hazretleri’nin torunu Kutub İbrahim Efendi ile görüşüyor.

Hazret Limni’de iken Bursa’ya Kadızade Ekolü’ne mensup Ahmed Gazzevi diye bir zat geliyor ki Mısri düşmanı, medresede ders veriyor. Mısri’nin sürgünden dönüp geleceğinin haberini alınca talebelere tembihliyor;  “Kimse karşılamaya gitmesin”. Bunun arefesinde kendisini epey etkileyen bir rüya görüyor. Sonraki günlerden bir gün, dışarıda bir gürültü kopuyor. Talebeler anlıyor ki Niyazi Mısri geliyor, birer ikişer fırlıyorlar dışarıya. Gazzevi de mis gibi bir koku duyup dayanamayıp dışarı çıkıyor. Bakıyor ki rüyasında gördüğü suret Niyazi Mısri’nin sureti. Hazret “Çok beklettik Ahmed Efendi, kusura bakma.” diyor. Ahmed Efendi ise “Affeyle sultanım.” deyip Mısri’nin ayağına kapanıyor.

Geri dönüşünden bir müddet sonra Mısri’nin “Hz. Hasan ve Hüseyin resuldü.” demesi üzerine İsmail Hakkı Bursevi Mısri’yi şikayet ediyor ve hazret yine tevkif ediliyor ve yine Limni’ye sürülüyor. Son anlarında hizmetinde bulunan isim ise Boyabatlı Mahmut Efendi… Mısri yalnızca nefes alıp veriyor. Mahmut Efendi eve yemeğe gidiyor, döndüğünde Hazret’i vefat etmiş şekilde buluyor. Mısri’nin cebinden son bir şiir çıkıyor, “Ey garip bülbül diyarın kandedir”… Ve vefat ettikten bir hafta sonra serbest kalması için ferman geliyor.

Konuşmanın bitiminde Mustafa Tatçı kitaplarını imzaladı. İstanbul’a gitmeden evvel bir çay içimlik sohbet edebiliriz dedi. Diğer zevat-ı kiram ile kısa bir sohbete oturduk. Tatçı bir Mısri Divanı’nın son çalışmalarını yaptığından bahsetti. Sohbette dikkatimi en çok çeken cümle “İnsan hakikati kendi diliyle bulur.” oldu.

Eve gittiğimde Niyazi Mısri’nin ve İsmail Hakkı Bursevi’nin “Çıktım Erik Dalına” şerhi gözüme ilişti. Anladım ki evliyanın hâline akıl sır ermiyor.

 

Ömer Yüceller haber verdi

Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2018, 14:46
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13