banner17

Arapça öğreniminde metodlara çok takılmamalı

Ahmet Turan Arslan, geçtiğimiz günlerde Türkiye’de Arapça öğretimine dair bir konuşma gerçekleştirdi. Ömer Tanık etkinlikten notlarını aktarıyor.

Arapça öğreniminde metodlara çok takılmamalı

17 Şubat Çarşamba günü TYB İstanbul Şubesi’nin katkıları ile Sultanahmet'te Kızlarağası Medresesi'nde düzenlenen Arapça Kitap Fuarı'nda Prof. Dr. Ahmet Turan Arslan Türkiye’de Arapça öğretimine dair bir konuşma gerçekleştirdi. Oldukça keyifli ve bilgilendirici olan bu konuşmadan izlenimlerimizi aktarıyoruz.

Arslan, günümüzde 100 kadar ilahiyat fakültesi bulunduğunu belirterek konuşmasına başladı. Bu kadar ilahiyat fakültesi içerisinde ilk defa kendisinin görev aldığı Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi'nin tamamen Arapça eğitime başladığını ifade etti.

Arslan, Malezya’da bulunduğu yıllarda oradaki öğrencilerin çat-pat Arapça konuşmaya çalışmalarını ve dolayısıyla da pratiğin önemini görerek aynısının Türkiye’de ilahiyat fakültelerinde gerçekleştirilebileceğini düşünmüş ve böylelikle Fatih Sultan Mehmed Vakıf Üniversitesi’nde tamamı Arapça olan eğitim programına başlanmış.

Bu hamle ile beraber sıkıntılar da peyda olmuş tabii. Bu sıkıntıların başında klasik ve modern metodlardan hangisinin kullanılacağı, sarf ve nahvin öneminin tayini gelmekte. Nahive pek önem verilmediğini aktaran Arslan, bunun günlük hayat için geçerli olabileceğini belirtti. Nahive Arapların kendisinin bile uymadığını söyleyen Arslan'a göre, resmi kurumların tabelalarında hatalara rastlanabiliyor imiş. Ancak ilmi yolda olanların nahiv ve sarf bilgisinin tam olması gerek.

Arapçanın kelime haznesini ortaya çıkaran âlim

Arap dilinin ilk lügati Halil ibni Ahmed tarafından hazırlanmış. Bundan önce dile dair bilgilerin sözlü olarak saklandığını, yazıya hiç geçirilmediğini ifade eden Arslan, Hz. Osman dönemindeki karışıklıklara bile, rivayete göre, yazı dilinin tam oturmaması dolayısıyla yanlış okunan bir emirnamenin yol açtığını belirtti.

Bir büyük âlim olan Halil ibni Ahmed, hazırladığı lügatin yanında aruzun da kaidelerini yazmış. Aruz ilmi o derece Halil ibni Ahmed ile özdeşleşmiş ki, aruzun kaidelerini anlatan bazı kitaplar “ilm-i Halil” olarak adlandırılmış. İbni Ahmed, Arap dilinin lügatini hazırladığı sırada kelimeleri derlemek adına her sene hacca giderken başka güzergahlardan giderek farklı farklı kabilelerin yanından geçmiş. Böylelikle Arapçanın kelime haznesini ortaya çıkarmış.

İlk gramer çalışması ise Sibeveyhî tarafından yapılmış ve Sibeveyhî’nin bu çalışması oldukça mufassal. Bu açıdan öğretim için hantal bir yapıda. Bunu gören İmam Birgivî bu mufassal kitabı, fasiküller halinde bölüp kolaylaştırarak öğrencilere sunmak için çaba harcamış. Aynı amaçla Zemahşarî’nin ciltler dolusu kitabından da bablar alınarak muhtasar kitaplar haline getirilmiş.

Arslan, özellikle Birgivî’nin, kitapları hazırlarken, çocukların daha küçüklükten itibaren ezberleyebileceği kalıplar tesis ettiğini ifade etti. Bu kalıpların İslam’ın temel ahlak kaidelerini belirten cümlecikler olması, ilimle ahlakın ayrılamaz olduğuna işaret etmekteymiş. “Bu açıdan Birgivî’nin eserleri oldukça pedagojik mahiyette eserlerdir” dedi Ahmet Turan Hoca.

Öğrenciler Arapça öğreniminde metodlara çok takıyor

On altıncı yüzyıldan itibaren medreselerde Arapça eğitimi ağırlıklı olarak ezbere dayanarak verilir imiş. Bu noktada Arslan ezberle öğretim ile ezberci öğretim arasında bir fark bulunduğunu ezberleterek öğretimle hafızaya sonradan ürüne çevrilecek hammaddelerin yüklendiğini belirtti: “Nihayetinde hafızamız mevcut. Bunu kullanmalayız.”

Cumhuriyet sonrasında medreselerin kapanmasının eğitime büyük bir sekte vurduğunu belirten Arslan, bugünkü imkanların muazzam olduğunu belirtti: “Biz Arapça öğrenirken Arapça konuşan kimse bulamazdık. Kendi çabalarımız ile ne kadar oluyorsa öyle öğrendik. Ama şimdi o derece mebzul imkanlar var ki…”

Günümüz Arapça öğreniminde pratiğin eksik olduğunu ancak pratiğe ağırlık verdikçe de gramerin önemsiz görüldüğünü belirten Arslan, eğitimin denge içerisinde verilmesi gerektiğini ifade etti: “Öğrenciler Arapça öğreniminde metodlara çok takıyor; oysa en iyi öğrenim metodu niyettir. Gerçekten niyetiniz varsa öğrenirsiniz. İmkan çok ve bizim bu imkanları israf etme lüksümüz yok.”

Arapçanın öneminden de bahseden Arslan, bu dilin dinî ilimlerde çok önemli olduğunu, hatta Arapça bilmeyenin dinî ilim açısından eksik olduğunu ifade ederek konuşmasına son verdi.

 

Ömer Tanık notlarını aktardı

Güncelleme Tarihi: 20 Şubat 2016, 10:48
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20