Anlamak için Konya'ya gelmen gerekmiyor!

Şeb-i Arus törenlerine aman dikkat! Mevlana Hazretleri popülerleştirilerek aslından uzaklaştırılıyor.

Anlamak için Konya'ya gelmen gerekmiyor!

 

Bu sene Mevlana Celaleddin-i Rumi(k.s.) Hazretlerinin sevgilisine kavuşmasının 738. yılı idrak ediliyor. Mevlana bir gönül şahsiyeti. Gönlü Mevlasıyla birlikte olmuş, bu birliktelikten Mesnevi meydana gelmiştir. Mesnevi bunun için bir gönül şaheseridir. Her eser gönle hitap etmez. Bir eserin gönle hitap etmesi için, yazarının Mevlasıyla buluşması gerekir. Bunun için Mesnevi 700 yıl sonra bile hala canlılığını koruyor, insanlar onun manevi ikliminden istifade ediyor, Müslümanlığın tadını hissediyor. Bu ifadeler, Mesnevi’den beslenen insanlar içindir. Aslolan Mevlana’yı Mesnevisi için sevmektir. Yoksa şimdilerde bol müzik eşliğinde icra edilen ‘sema’ ayinleriyle değil.

Ne olursan ol gel, ama...

Konya’ya gelen insanlar, öncelikle Mesnevi’yi anlamak için Konya’ya gelmeliler. Mevlana’nın teneffüs ettiği havayı, bulunduğu mekanı özümseyip, ‘Acaba Mevlana’ya bu eseri kaleme aldırtan nedir ki, hangi tesirler ona Mesnevi’yi yazdırttı?’ sorularını kavramak için Konya’ya gelmek gerekiyor. Mesnevi’den haz almamış, onu eline almamış bir kimse, sema ayininden ne alabilir ki? Bir-iki gün önce gazetelerde haber vardı: ‘İnsanlar Ahmet Özhan’a kaset imzalatmak için, Sema ayinine katılmadılar’ diye. Mesnevi’den haz almamış, Mevlana’yı anlamamış insanlar, işte bir imza için, gösteriş için, Mevlana’yı terk edebilirler. Bu sahne aslında bizim Mevlana’ya verdiğimiz değeri de gözler önüne sermektedir.

‘Konya’da Mevlana kültürü’Konya...

Peki Konyalılar Mevlana’ya değer veriyorlar mı? İsmine elbette değer veriyorlar. Çünkü onun ismi onlara para kazandırıyor. Öyle ki etli-ekmeğe, şekere dahi onun ismini verebiliyorlar. Burada bir acziyetimizi ifade etmem gerekiyor. Konyalıların %90’ı Mesnevi’yi eline bile almamıştır. Konyalıların %50’si Mevlana Türbesini bir kez dahi ziyaret etmemiştir.

Konyalılar ancak Mevlana’nın ismini bilirler, bazı sektörler de onun ismiyle para kazanırlar, hepsi bu. (GYY'nin notu: Konyalı habercimizin kızgınlığını anlayabiliyoruz ama Konyalılar deyip genelleme yapmasını, oranı yüzde 90'larda tutmasını uygun bulamıyoruz. Mevlana'yı Konya'nın zannetmeye yol açacak bu yaklaşımı, Mevlana okumayı Konyalılığın bir gereği saymayı caiz görmüyoruz!) Hatta öyle ki Mevlana’nın dolaştığı yerlerin trafiğe kapatılması için belediye bir karar almıştı, sadece yaya yolu olsun diye –Türbe- Alaaddin arası- esnafımız işlerimiz fesada uğrar diye belediyeyi mahkemeye dahi verdiler. Ne güzel olurdu, bu uygulama yerine getirilseydi. Ama yaptırılmadı.

Gelelim Konyalı olmayıp dışardan ziyarete gelenlere. Dışarıdan gelenler Mevlana’yı sadece sema ayininden ibaret bilmektedirler. Çoğu Mevlana’nın hayatını dahi bilmez. Mesnevi’yi eline dahi almamıştır. İşte gittik, gördük havalarına girmek için gelirler, çoğu. Oysaki Mevlana’yı anlamak için Mesnevi’yi ele almak, sayfalarındaki o gönlü dolduran ifadelerini özümsemek gerekiyor. İnsanlar nasıl geldilerse öyle gidiyorlar, Mevlana’nın huzurundan, hiçbir değişiklik yok, aynı tas aynı hamam. Burada yer vermem gerekiyor, bir Yahudi alimi, Hz. Musa’yı ben Mesnevi’den öğrendim, diyor. Ama biz Muhammedimizi, Allahımızı, dinimizi Mesnevi’den öğrenmeyecek kadar, redd-i miras insanlarız. Hiç kimse kusura bakmasın ama, Mevlana demek, saz, söz, sema değildir. Mevlana demek, ilahi aşk demek, tasavvuf demek, gönül eğitimi demek, nefis terbiyesi demek, nefis tezkiyesi demek... Ne zaman insanlar bunları öğrenmek, özümsemek için Hazrete gelirlerse, o ziyarete ziyaret denilir. Aksi takdirde, ziyaret turistik gezi olmaktan öteye gitmez.  Son söz ‘Katı taş olsan, mermer kesilsen bile, bir gönül sahibine ulaştın mı inci olursun’ (Hz.Mevlana)

Sami Büyükkaynak Edeb ya hu! dedi

Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2012, 23:35
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13