'ankara' Pakdil'le, İstanbul Karakoç'la güzel

Nurettin Durman, Üsküdar’daki Nuri Pakdil buluşmasını yazdı..

'ankara' Pakdil'le, İstanbul Karakoç'la güzel

Müstakim Haksal, Nurettin Durman ve Osman Bayraktar

Temmuz ayının ondördünde, Cumartesi günü öğlenin ardından aradı Müstakim Haksal. Hal hatır hoş beşin ardından, “Kütüphaneye Nuri Abi gelecek, gelebilir misin” teklifinde bulununca “Pakdil mi” dedim. “Bir aksilik olmazsa gelirim inşallah” diyerek sözü noktalamış olduk. Saat 17.00’de geleceklermiş Üsküdar Mimar Sinan Mahallesi Evliya Hoca Sokakta bir ay kadar önce açılan Ali Haydar Haksal Kütüphanesi’ne.

Nuri Pakdil Ustayı görmüş olacağım inşallah

Nuri Pakdil Ustayı görmüş olacağım inşallah heyecanıyla, diğer iki dost buluşmasını nasıl edeyim acaba diyerek de kendimle muhasebeye giriştim haliyle. Vaktimiz var daha. Saat 15.00’de bir akademisyen dostumla buluşup Düşçınarı’nın biraz ilerisinde oturup hasbihal ettik. Sonra sahile inip çay içtik. “Bana müsaade” deyip izin istedim tabii. Kendisi götürmek istedi ise de boğazın havasından istifade etmesini tavsiye edip Üsküdar yolunu tuttum. Diğer dostumla da “ileri bir günde oturup sohbet edelim inşallah” diyerek sözleşmiş olduk bir güzel.

Müstakim Haksal, Yedi İklim dergisinin her şeyi Ali Haydar Haksal’ın küçük kardeşi oluyor. Haksallar geniş bir aile. “Üsküdar’daki Yedi İklim Kitapevi’ni de bilmeyen varsa ayıp olur, tez elden gidip yerini öğrensin” diyesim geliyor tabii. Epey eskidi çünkü o mekân. Bir hayli değerli genç insan orada bulundu bir zaman. Şimdi ise Haksallardan hanım kızımız Hilal Haksal duruyor kitapevinde.

Yedi İklim KütüphanesiAli Haydar Haksal Kütüphanesi, kendisinin ifadesiyle kırkbin kitaplık bir kütüphane. Kitaplar henüz düzenli bir şekilde raflarda yerleşik değil. Karışık bir şekilde istiflenmişler ama Haksal, gözü gibi baktığı kitaplarını bir güzel düzenleyeceğini de söylüyor sohbet arasında. Oraya sevgili kardeşim Süleyman Çelik ile vardığımızda Ahmet Haksal, Müstakim Haksal ile Osman Bayraktar bulunuyorlardı. Kütüphaneyi ararken Ali Haydar Bey’le karşılaşmıştık. Bilahare kendisi gelince ardından Recep Yumuk ile Yaşar Ölmez Beyler geldiler. Yaşar Ölmez Ankara’da ikamet ediyor. Tanışmış olduk böylece. O da benim gibi sakallı bir beyefendi. Nuri Pakdil ile muhabbetleri eski olanlardan bir muhterem zat.

Sıra sıra dizilmiş kalın ciltlerle bezenmiş raflar ortasında Nuri Pakdil ile Nuri Pakdil Yedi İklim'deydi

Saat onyedi civarında Necip Evlice ile Nuri Pakdil Usta teşrif buyurdular. Bir hareketlenme oldu haliyle aramızda, dışarı çıktık ve hoş geldiniz diyerek birer birer el sıkıştık bu değerli misafir ile. Yüz yüze ilk defa görüyorum ama sanki hep görmüş gibi oluyorum Pakdil’i. Sadece el sıkışıyoruz ve nedense hiç sesim çıkmıyor. Kendimi tanıtmıyorum. Sadece yüzüne, gözlerine bakıp tebessüm ediyorum. Dostlarla musâfaha faslını bitirince içeri buyur ediliyor değerli misafirimiz.

İçerisi resmen kitap kokuyor. İlk izlenimim böyle oldu. Kitap yığınları arasında olmak ayrı bir duygu veriyor insana.  Demek biz kütüphanesi dağınık insanlarız. Belli olmaz toparlanırız bakarsınız bir gün iyicene. Ama bu kitaplar hazinesi arasında, ayrıca haliyle bu ortamda değerli bir misafir ile yakın olmak, yakınında bulunmak biraz yaşını başını almış bencileyin insanlar için çok önem arz ediyor. Sıra sıra dizilmiş kalın ciltlerle bezenmiş raflar ortasında Nuri Pakdil ile birlikte olmak…

Kalabalık bir edebiyatçı topluluğu da ordaydı

Cahit Zarifoğlu’nun vefatından sonra bir gün dükkânda otururken İsmet Özel Bey’e demiştim. “Ağabey, Cahit Bey vefat etti, hiç birlikte fotoğrafımız yok, bari sizinle bir fotoğraf çektirelim.” “Benim de mi ölmemi bekliyorsun” demişti o her zamanki hazır cevaplığıyla.  Yüzüm kızarmış ve “öyle değil de işte bir fotoğrafımız olsun istedim” demiş, işi tatlıya bağlamıştım. Gazeteci Hurşit Akyıl, tesadüf bu ya dükkândaydı, sağ olsun bir iki pozumuzu almıştı hemen. Gerçi fotoğraflı da olsa fotoğrafsız da olsa hayat geçip gidiyor kendi yolunda hiç aksatmadan. Lakin hatıralar belgeleriyle kalsın istiyor insanın nefsi ne de olsa…

Ali Göçer ile İbrahim Usul geldiler sonra. Bir Nokta dergisinden Aliye Akan gelmişti. Mürsel Sönmez, Necmeddin Atlıhan, Resul Tamgüç teşrif buyurdular. Pakdil Usta’nın halini hatırını sordular. Pakdil elini öptürmüyor kimseye. Yedi İklim dergisinin genç şair ve yazarları değerli misafirin yanına gelip el sıkıştılar. Ali Haydar Bey gençleri tanıttı. Mustafa Cemil Efe, Aykut Nasip Kelebek, Yunus Emre Özsaray, Abdullah İlhan. Öykücü Gönül Yonar, Şeyma Haksal, Fatma Sevde Haksal, Zahide Büyüklü, Hicret Osta Yedi İklim cenahından olan hanımlar. Bilahare Alim Kahraman katılmış oldu sohbete. İki Nuri Pakdil Yedi İklim'deydiderginin şair ve yazarlarına, Ankara’dan gelen değerli misafirleri Pakdil Usta ile aynı mekânda bulunmak, sohbet etmek veya ona dinleyici olmak, hayatlarının çok önemli anlarını böyle bir ortamda yaşamak, bir büyük Ustanın yakınında olup gözlemlemek bambaşka bir duygu halini yaşatıyor.

Pakdil’le böyle güzel bir buluşmayı, bilişmeyi tertip etmişler sağolsunlar

Konuklara siyah üzüm ile kayısı ikram edildi. Hoş oldu bu ikram faslı muhabbet arasında. Gençlerin devrimci olup olmadıklarını sordu bir ara. Devrimci olmalarını salık verdi ardından. Hangi okullarda okuduklarını sordu sonra. Gençlerin okudukları okulları ve bölümlerini duyunca memnun olduğu belli oluyordu duruşundan.

Önemli bir duyuru da, sık sık kimde mektuplarının olabileceğini sorması oldu Nuri Pakdil Usta’nın. Ali Haydar Bey, Ali Göçer ve Osman Bayraktar Bey kimlerde mektuplarının olduğunu veya kimlerde olabileceğini konuştular. Mektupların bir kopyası Hece Dergisi yönetmeni Hüseyin Su’ya gönderilecek. İlerde Pakdil’in yazdığı mektupları bir arada, bir kitapta, belki de birden fazla kitapta okumuş olacağız Allah ömür verirse. Düşünce dünyamız için de yararlı bir eser meydana getirilmiş olacak.

Yedi İklim’deki bu önemli buluşmanın ardından yemek ve çay ikramı için Fethi Paşa Korusu’na geçilip birleştirilmiş bir uzun masada nezih bir sofrada bir araya gelindi. Burada da fevkalade güzel bir ortamda yemek ikram edildi. Müstakim Haksal titiz bir şekilde oturulacak mekânı tespit etmişti misafirler için önceden. Cemal Kılınç ile Azmi Niğdelioğlu da katılmış oldular burada. Cemal’i uzun bir zamandır görmemiştim. Batman’a gitmiş meğer İstanbul’u bırakıp. Bir de Pakdil Usta ile yan yana oturup Ankara hakkındaki düşüncesini soramamış olmak da benim kusurum olsa gerek. Hani sormuşlar Yahya Kemal’e, “Üstat Ankara’nın en çok neyini seviyorsun” diye. O da, “Ankara’nın en çok İstanbul’a dönüşünü seviyorum” cevabını vermiş. Merak bu ya soramadım ama bir türlü.Nuri Pakdil Yedi İklim'deydi

Sonra dedim kendi kendime içimden, Pakdil Bey Ankara’ya, Sezai Bey İstanbul’a yakışıyor galiba. Biri orada biri burada ne güzel… Yeryüzü mescit kılınmış ya bir defa…

Fethi Paşa Korusu’nda sohbete Prof. Dr. Bekir Karlığa Beyefendi dâhil oldu. Karşılıklı sohbet ettiler. Daha çok eskilerden söz ettiler. Bir arada bulunmuşlar tabii. Sohbetin tadı ırmağın sularına karışıp dünyayı dolaşmaya çıktığında zamanın damlaları akşama doğru damlamaya başlamadan dostlar meclisinde bir muhabbet musâfahası eşliğinde akmaya başladı İstanbul’un sokaklarına caddelerine…

Böyle güzel bir buluşmayı, bilişmeyi tertip ettiklerinden dolayı Ali Haydar Haksal Bey’in şahsında Haksal kardeşlere teşekkür ediyor, nice güzellikler diliyorum Allahtan… Kendilerine yapılan bir güzel ziyaretten bizleri de haberdar ettiler, sağolsunlar...

 

Nurettin Durman, “Gözetleme Noktaları” eşliğinde duruma dâhil edilirken “kelimeleri öğreten Rabbime şükürler olsun” diyerek yazdı

Güncelleme Tarihi: 22 Temmuz 2012, 10:13
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
hüsnü cemal
hüsnü cemal - 7 yıl Önce

Arkadaşlar, sanki Nuri bey, Ankara'ya Sezai Bey İstanbul'a der gibi bir hava sezdim başlıktan.... Bence bu iki kıymetli büyüklerimizi tüm şehirlerimize hasredelim. Hatta dünyaya.... Sizlerin, benim düşündüğümü kastetmediğinizi de biliyorum... Ancak ifade de bir sınırlılıkta var gibi. Bu toprakların dünyaya hediye etmiş olduğu bu iki üsdada selam olsun.....

banner19

banner13