Anadolu'nun Tapusu Bu Zaferle Alındı ama Hatırlayan Yok

Isparta'nın Gelendost ilçesi geçtiğimiz hafta sonunda Miryokefalon Zaferi'nin 841. yıldönümü etkinliklerine ev sahipliği yaptı. Törene katılan Türk Tarih Kurumu başkanı Prof. Dr. Refik Turan, 1176'daki bu savaşı Anadolu Türk Tarihi'nin en önemli üç zaferinden biri olarak nitelendirdi. Fakat böylesi bir zaferin küçük bir organizasyonla anılması üzücü. Ahmet Bağçeci yazdı.

Anadolu'nun Tapusu Bu Zaferle Alındı ama Hatırlayan Yok

Isparta'nın Gelendost ilçesi geçtiğimiz hafta sonunda Miryokefalon Zaferi'nin 841. yıldönümü etkinliklerine ev sahipliği yaptı. Toroslar'ın kuzeyinde, Eğirdir Gölü'nün doğu kısmında yer alan bu şirin ilçede yapılan mütevazı törenden neredeyse kimsenin haberi olmadı.

Oysa törene katılan Türk Tarih Kurumu başkanı Prof. Dr. Refik Turan, 1176'daki savaşı Anadolu Türk Tarihi'nin en önemli üç zaferinden biri olarak nitelendirdi. Bu üç zafer Malazgirt, Sakarya ve Miryokefalon...

Miryokefalon'da Anadolu'nun tapusu alındı

Miryokefalon Savaşı'nın önemine dair tüm tarihçiler hemfikir. Yalın bir anlatımla, Bizans İmparatoru Manuel Komnenos'un komutasındaki birleşik Haçlı güçlerinin hedefi 1071'de Anadolu'ya giren ve hızla yayılan Türkleri bu coğrafyadan söküp atmaktı. II. Kılıçarslan, 1176'da kendisinden sayıca çok üstün olan düşmanı başkent Konya'ya ulaşmandan bozguna uğrattı. Bu tarihten sonra da Bizans her geçen gün daha biraz daha kabuğuna çekildi ve 1453'de İstanbul'un fethedilmesiyle tarih sahnesinden silindi.

Prof. Dr. Turan, bu durumu "Anadolu'nun kapıları Malazgirt'te açıldı, Miryokefalon'da ise Anadolu'nun tapusu alındı" sözleriyle özetliyor. Bu söz, o tarihten sonra Selçuklu coğrafyasında inşa edilen ve birçoğu halen ayakta olan sayısız medrese, kervansaray, şifahane ve imarethane düşünüldüğünde daha da anlam kazanıyor. Çünkü savaşın ardından Anadolu Selçuklu Devleti'nin idari yapılanmasını tamamlaması ve inşa edilen tüm bu eserlerle, hem Anadolu hızla İslamlaştı hem de ebedi bir Türk yurduna dönüştü.

Savaşın sonuçları elbette sadece Türk tarihi ile ilgili de değil. Yunan asıllı Amerikalı tarihçi Speros Vryonis de 1176'daki savaşa dair; "Anadolu'nun Bizans tarafından yeniden ele geçirilme girişiminin başarısızlığı ve Selçukluların hâkim güç olarak Anadolu'ya yerleşmesi bütün Doğu'nun kaderini değiştirdi" tespitinde bulunuyor.

Asırlar öncesindeki bir Oğuz şölenine iştirak etmiş gibi…

Bu denli önem atfedilen bir zafer için yapılan kutlamaların, bu yıl 26 Ağustos'ta Malazagit'te düzenlenen görkemli törenler düşünüldüğünde, küçük bir organizasyonla anılması üzücü. Üstelik Gelendost ilçesi 41 yıldır bu kutlamalara ev sahipliği yapıyor. Ancak ne yazık ki, 41. kez düzenlenen bu etkinlikle ilgili haberlere -Anadolu Ajansı bile izlemediği için- ulusal basınımızda rastlamak mümkün olmadı.

Başta kendisi de Ispartalı olan Türk Tarih Kurumu başkanı Refik Turan ve Isparta Valisi Şehmus Günaydın olmak üzere mülki amirler ve yerel yöneticilerin ilçe meydanındaki protokol konuşmaları ve savaş alanı olduğu düşünülen yerlerden biri olan Yenice Sivrisi eteğindeki ok atma ve binicilik gösterilerinden oluşan törene katılım da, bölgede başlayan elma hasadı nedeniyle düşüktü.

Katılımın düşük olmasının verdiği burukluğu bir yana bırakırsak, Gelendost Belediyesi'nin Miryokefalon Zaferi dolayısıyla tüm halka verdiği yemekte aynı tastaki çorbaya birlikte kaşık sallamanın, insanı asırlar öncesindeki bir Oğuz şölenine iştirak etmiş gibi hissettirdiğini de es geçmeyelim.

Savaşın yerine dair tartışmalar

Törende yapılan konuşmalarda üzerinde durulan bir husus, savaşın yerinin henüz kesinleşmediği, bu nedenle de kutlamaların daha büyük ölçüde yapılamadığı yönündeydi.

Uzun yıllardır tartışılsa da, savaşın tam olarak nerede gerçekleştiğine dair sır henüz çözülebilmiş değil. Akademi dünyasında Isparta'nın yanı sıra, Afyon, Denizli ve Konya'nın farklı bölgelerine işaret eden pek çok tez var. Savaşın yerine dair tartışmaları alevlendiren tezin sahibi ise bir tarihçi değil. Ispartalı bir inşaat mühendisi olan ve uzun yıllar Karayolları Genel Müdürlüğü bünyesinde bölgedeki yol yapım çalışmalarında görev alan Ramazan Topraklı, kimi tarihçilerin tümüyle reddettiği bir iddiaya sahip.

Tartışma yaratan tez özetle, Eğirdir Gölü'nün geçmişte iki parça olduğunu savına dayanıyor. Topraklı'ya göre; bugün Kemer Boğazı olarak adlandırılan gölün en dar yeri, geçmişte Eğirdir ve Hoyran göllerini ayıran bir kara parçasıydı. Zamanla göldeki su seviyesi yükseldi ve bu alan su altında kaldı. Ramazan Topraklı, Bizans İmparatoru Maneul Komnenos'un komuta ettiği 100 bin kişilik ordunun, Büyük İskender'in de kullandığı tarihi Kral Yolu'nu takip ederek iki gölün arasından geçtiğini ve Türk topraklarına girer girmez vadiye bakan yamaçlara konuşlanan Selçuklu ordusu tarafından pusuya düşürüldüğünü söylüyor.

Topraklı'nın tezi, Gelendost'taki anma töreninden bir gün önce Eğirdir'de Türk Tarih Kurumu tarafından düzenlenen panelde geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yine sert tartışmalara neden oldu. Topraklı'nın tezine itiraz edenler, daha çok tarih biliminin metodolojisine vurgu yaptı. Topraklı'nın tezine kulak verenler ise Türkiye'de tarihçiliğin saha çalışmalarından yoksun olduğuna dair eleştiriler getirdi.

Panelde ayrıca Yrd. Doç. Dr. İlker Mete Mimiroğlu tarafından bölgede bulunan ok ve mızrak uçları ile imparatorluk mühürlerine dair son bir yılda yapılan incelemelere dair bir sunum da yapıldı. Bu konuda henüz yolun başında olunup yüzey çalışması bitirilemediği için henüz kazı izni alınmış değil. Bu arada, satış rakamları giderek artan arama dedektörleriyle kaçak define arayanların tarihe ışık tutacak buluntuları talan ettiğine dair kaygılar da paylaşıldı.

Savaşın kesin yerinin tespiti hakkındaki tartışmalar kuşkusuz bilim insanlarının konusu. Ancak birbiriyle çarpışan tezlerin yeni ufuklar açtığını görmek memnuniyet verici. Ömrünü Hamideli tarihini ve coğrafyasını araştırmaya vakfetmiş 73 yaşındaki Ramazan Topraklı, kendi tezine dair kanıtlarını ortaya koyarken, tarihçi değil mühendis olduğunu söylemekten de geri durmuyor.

Ramazan Topraklı'nın tezine dair daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenler, kendisinin kalem aldığı "Değişen Coğrafya ve Miryokefalon Savaşı" ile "Yol ve Tarih" adlı kitaplarına göz atabilir. Topraklı'nın bölgedeki yol çalışmalarında uzun süre görev yaptığı için bölgenin topoğrafyasını en iyi bilen isimlerden biri olduğunu hatırlatmakta da fayda var.

Tarih bilimi ve disiplinler arası işbirliği

Eğirdir'deki panelde yaşanan hararetli tartışma sırasında söz alan Türkiye'nin sayılı Memlük uzmanlarından Prof. Dr. Kazım Yaşar Kopraman'ın söyledikleri ise eğitim sistemimiz açısından bir hayli düşündürücüydü.

Prof. Dr. Kopraman; Miryokefalon Zaferi'nin kesin yerinin tespiti için yürütülen çalışmalara değinirken önemli eleştirilerde bulundu. Tarihin sadece kütüphane kaynaklarından yazılamayacağına ve saha çalışmalarının önemine işaret etti. Ayrıca, tarih yazımında coğrafya, arkeoloji, filoloji gibi sosyal bilimler ve diğer disiplinlerin taşıdığı öneme değindi.

Bu noktada üniversitelerimizde disiplinler arası bağların yeterince güçlü olmadığını inkâr etmemek gerek. Ayrıca Anadolu coğrafyasında ve Türk-İslam tarihinde geçmişte kullanılan dil ve lehçeler üzerinde uzman sıfatı taşıyan akademisyen sayımız da yetersiz. Bir diğer noksan da, artan üniversite sayısı ile birlikte ders yoğunluğu artan öğretim görevlilerinin saha çalışmalarına ayıracakları zamanın giderek daralıyor olması. Bu durum bilimsel üretkenliğin azalmasını da beraberinde getiriyor.

Arkeoloji ile ilgili ayrı bir parantez açmak gerekirse, ülkemizdeki bazı önemli alanlarda kazı başkanlıklarını halen Batılı arkeologlar yürütüyor. Bu durum, ortaya çıkarılan bulguların yorumlanma biçimine de doğrudan etki ediyor. Thomas Edward Lawrence ve Gertrude Bell gibi Osmanlı Devleti'nin son yıllarında faaliyet gösteren isimlerin de arkeoloji çalışmaları adı altında bu topraklara geldiği düşünülünce bu alana verilen önemin mutlaka artırılması gerekiyor. İzmir'deki Katip Çelebi Üniversitesi bünyesinde 2014 yılında kurulan Türk-İslam Arkeolojisi bölümü bu açıdan atılmış önemli bir adım olarak değerlendirilebilir.

Paylaşılamayan zafer ve mahalli rekabet

Kuşkusuz Miryokefalon Zaferi'nin toplumun hafızasında yer etmemesinin ve hak ettiği gibi kutlanamamasının tek nedeni savaş yerinin yerinin tam olarak tespit edilememesi değil. Öyle ki, Malazgirt ve Sakarya zaferlerine dair şiirler, marşlar ve destanlar bir çırpıda aklımıza gelirken, Miryokefalon ile ilgili edebi bir eser aklıma gelmiyor. Bu konuda farkındalığın yaratılması ve bir bilinç oluşturulması için, üst düzey devlet erkanının da katılacağı törenler düzenlenmeli. Bunun için savaş alanının belirlenmesini beklemek pek de anlamlı değil.

Savaş alanı ile ilgili farklı tezlerin olması ise mahalli bir rekabete yol açmış durumda. Gelendost'taki törenlerle aynı gün Konya'da da etkinlikler vardı. Konya Valiliği ve Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle organize edilen etkinlik kapsamında, cumartesi günü Alaeddin Camii Haziresi Sultan Türbeleri alanında hatim duası okundu. Kılıçarslan Şehir Meydanı'nda Büyükşehir Belediyesi Mehter Takımı bir konser verdi. Akşam saatlerinde ise Kızılören Han'da bir anma programı düzenlendi. Etkinlikler, pazar sabahı savaşın geçtiğine inanılan bir başka yer olan Bağırsak Boğazı'ndan Bal Kalesi'ne yapılan zafer yürüyüşü ve zafer duası ile son buldu.

Isparta'daki etkinlik sırasında Konya'da yapılan kutlamalara dair tatlı sert eleştiriler getirildi. Aslında eleştiriler kutlamalara değil, savaşın Bağırsak Boğazı'nda geçtiğine dair teze yönelikti. Belki de Anadolu Selçuklu Devleti'nin başkenti olan Konya'nın böyle bir kutlamaya ev sahipliği yapıyor olması doğal karşılanmalı. Yine de Türk Tarih Kurumu'nun bu konuda başlattığı çalışmaların sona ermesi ve savaşın kesin yerinin belirlenmesi bu mahalli rekabetin son bulması açısından önemli. Çünkü zafer aynı günlerde sadece Konya'da değil, Denizli'nin Çivril ilçesinde de kutlandı.

Aslında yerel yönetimlerin bu zaferi sahiplenmesi tarihimize sahip çıkılması açısından önemli. Bu konuda Gelendost'taki kutlamalara ev sahipliği yapan Gelendost Belediye Başkanı Mehmet Sezgin'in işi tatlıya bağlayan sözlerini de aktarmak gerek. Sezgin, "Araştırmaların sonucu nereyi gösterir bilemeyiz ama zaferin Türkiye sınırları içinde kazanıldığı gerçeği değişmez" diyor.

Savaşın yerine dair tartışmalara neden olan birbirinden farklı tezleri dinlerken aklımıza gelen ise İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un şu dizeleri: "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı!"

 

Ahmet Bağçeci

Yayın Tarihi: 21 Eylül 2017 Perşembe 11:15 Güncelleme Tarihi: 22 Eylül 2017, 11:15
banner25
YORUM EKLE

banner26