Almanya'da Müslümanlar Sorunlarını Erdem Eğitimiyle Aşabilirler

Almanya’da yaşayan ve orada akademik çalışmalarına devam eden Tuba Işık,geçtiğimiz günlerde Bursa'da ''Almanya’da Erdem Eğitimi İhtiyacı'' konulu bir konferans verdi. Ahmet Serin etkinlikten notlarını aktarıyor.

Almanya'da Müslümanlar Sorunlarını Erdem Eğitimiyle Aşabilirler

Müslümanların yurt dışında nasıl yaşayacakları, kimliklerini nasıl sürdürecekleri, o devletle ve o insanlarla nasıl ilişki kurmaları gerektiği, özellikle son yıllarda üzerinde çok kafa yorulan bir konu.

Konu, üzerinde kafa yorulmayı hak eden bir konu gerçekten de. Çünkü günümüz dünyasında artık insanlar çok fazla yer değiştiriyor. Yer değişikliğinden sonra sürdürülecek hayatın nasıl olması gerektiği hem o insanların mensup olduğu devletlerin ve hem de o insanların inandıkları dinin mensuplarının konusu.

Türkler olarak bizler, özellikle 1960’lı yıllardan sonra bu konuyu büyük bir sorun olarak çokça işitir olduk. Çünkü bu tarihten sonra, başta Almanya üzere birçok insanımız yurt dışına çıktı. Yurt dışına çıkan bu insanlarımızın inançlarını ve sosyal hayatı yaşama konusunda sorunlar yaşadığı bir gerçek. Aradan zaman geçtikçe bu sorunlar azalmadı, arttı. Özellikle de “Müslüman” kimliğini taşımanın iyice zorlaştığı şu günlerde bu sorun daha da belirgin hale geldi.

Genelde Müslümanların, özeldeyse Müslüman Türklerin Almanya’da kimliklerini koruma, dini eğitim almaları konusunda gayret sarf eden birçok insanımız var. Bu konuya kafa yoranlardan biri de Doç. Dr. Tuba Işık. Almanya’da yaşayan ve orada akademik çalışmalarına devam eden Tuba Işık, 26 Ocak Cuma gecesi Birlik Vakfı Bursa Şubesi’nin geleneksel Cuma Meclisi'nde “Almanya’da Erdem Eğitimi İhtiyacı” konulu bir konferans verdi.

Almanya’da İslamiyet ikinci din

Konferansına “Seksen iki milyonluk Almanya’nın beş milyonunu Müslümanlar oluşturur. Beş milyonluk bu kitlenin üç milyon kadarı Türklerdir. Bu beş milyon Müslümanın dışında da mülteci konumunda olan bir milyon Müslüman daha var. Bunlar genel olarak Afgan, İran ve Balkan kökenlilerdir. Bu mültecilerin % 20 kadarı Hristiyan ve Süryani… Ama bu Hristiyanlar, Almanya’dakilerden farklılıklar arz ediyor.” cümleleriyle başlayarak Almanya’daki Müslümanların konumunu belirledi önce Tuba Işık.

Almanya’da devlet dine nasıl bakar?

Daha sonra sohbetine devletin dine bakışını belirleyen şu sözlerle devam etti Tuba Işık: “Bu genel görünümden sonra Almanya’daki din-devlet ilişkilerine baktığımızda, Alman devletinde seküler bir anlayışın hâkim olduğunu görürüz. Bunun laiklikten farkı şu: Devletin bir dini yoktur. Laikliğe baktığımızda, laikliğin biraz daha müphem bir içerik oluşturduğunu görürüz. Ama şunu önemle not etmek gerekir: Devlet, dini dışlamaz. Görünmesine izin verir. Fransa’da ise böyle değildir. Fransa’da devletin dine olumsuz bakışı vardır. Bu bakımdan iki ülke farklıdır.”

Almanya İslamiyet’i resmi olarak tanımıyor

Tuba Işık, Almanya’da ikinci din olacak kadar sayıca çok olan Müslümanların bir araya gelerek ortak hareket etmemelerinin zararını yine Müslümanların çektiğine dikkat çekti: “Almanya’da Katolikler, Protestanlar ve Yahudi dini devletçe kabul görmüş dinlerdir. Devlet tarafından bu kabulü görmek, o dine mensup olan cemaatlere çok büyük maddi ve manevi haklar kazandırır. Mesela TV ve radyolarda temsil edilme hakları kazanırlar. Buralarda kendileriyle ilgili yapılacak bir programda kendilerine ‘Sizin hakkınızda bu doğru mu, yanlış mı?’ diye sorulur. Yine parlamentoda kanun yapılırken konunun dini-ahlaki boyutu varsa kendilerine danışılıp bilgi alınır. En önemlisi de, o dini öğretmek için müfredata ders konulmasına, öğretmen yetiştirmeleri için fakülte kurmalarına da izin verir. İslamiyet, Alman devleti tarafından tanınmadığı için hiçbir yerde ve hiçbir konuda kendilerine danışılmaz maalesef. Ama bazı eyaletlerde Müslümanlar yavaş yavaş tanınıyor.”

Devlet, dinî eğitime karışır mı?

Almanya’da devletin din-devlet ilişkileri konusunda hukukunu oturttuğunu söyleyen Doç. Dr. Tuba Işık, bu konuyu “Burada devlet şöyle davranır: O dinin, o cemaatin öğrencilerinin dini eğitim vermesine izin verir, hukuki şartları oluşturur, cemaati destekler ama verilecek dini eğitime, müfredata vb. hiç karışmaz.” sözleriyle detaylandırdı.

Almanya’da da Müslümanların en büyük düşmanı tefrika

Işık, dini eğitimin nasıl olması gerektiği konusunda tüm cemaat ve toplulukların olaya kendi dar pencerelerinden bakmalarının, aşılması gereken en büyük engel olduğunu söyleyip Müslüman Türkler ile Alman toplumu arasında gözle görülür gerginlikler yaşandığını da kayda geçirdi: “Bu konuda bizlerde yeterli birikim ve cemaatler arasında dayanışma yok yazık ki. Bu konuya ben ve benim gibi bazı akademisyenler kafa yoruyor, içerik üretmeye çalışıyor son yıllarda. Yani devletin bize verdiği hakkı olması gerektiği şekilde kullanacak birikim ve anlayıştan yoksunuz henüz. Bu konuda ben ‘Erdem Eğitimi’nin çok yararlı olacağını düşünüp bunu savunuyorum. Çünkü Almanya’da durumumuz çok da iç açıcı değil. Maalesef Almanya’da Müslüman algısı iyi değil. Bizi teröre yatkın, asimilasyona ve kültüre uzak bir topluluk olarak tanıyorlar. Bizim iyi olmamız ve kendimizi iyi olarak tanımamız başka bir şey, başkaları tarafından nasıl göründüğümüz ise başka şey. Özellikle son yıllarda Müslüman imajı daha da çok bozuldu. Bu durum da Müslümanları gittikçe ötekileştirmekte ve bu ötekileştirme de başka sorunlara yol açmaktadır. İki toplum arasında gözle görünür bir şekilde stres oluşmakta ve bu da fevri davranışlara yol açmaktadır.”

“Erdem Eğitimi” ile yola çıkmalıyız

Her durumda bir çözüm bulunabileceğini söyleyen Doç. Dr. Tuba Işık, kendi çözüm önerilerini de sıraladı: “Durum böyleyken biz ne yapabiliriz? Önce özeleştiri yapmalı, hatalarımızı görmeliyiz. En azından şu gerginliği azaltıp din eğitimini doğru içeriklendirerek bir adım atmalıyız. Dini eğitimin içeriği konusunda bir anlaşma henüz olmadığı olmadığından bunu ‘Erdem Eğitimi’ ile yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bunun bir amaç değil, bir araç olduğuna dikkat çekmek isterim.

Şu anda Almanya’da diğer din mensupları ve diğer cemaatlerle bir arada yaşamak zorundayız. Müslümanlar olarak bizler de henüz ‘Nasıl bir eğitim vermeli? Nasıl bir Müslüman yetiştirmeliyiz?’ sorularına ittifakla cevap verebilmiş değiliz. Şu aşamada ben ‘Erdem Eğitimi’ yoluyla çocuklarımızı eğitmemizin doğru olacağını düşünüyorum. Çünkü zaten ahlak kaynağını dinden alır. Benim öngördüğüm erdem, dayanağını ‘Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’ hadisinden almaktadır. Dolayısıyla çocuklarımıza ahlaklı insan olmayı öğretirken aynı zamanda iyi bir Müslüman olmayı da öğretmiş olacağız. Çünkü İslamiyet’in öngördüğü Müslüman, başka insanlara yararı olan insandır. Şu geçiş aşamasında bizim yapabileceğimiz en makul şeyin bu olduğunu düşünüyorum. Yoksa hiçbir şey yapmadan günleri yitirmeye devam edeceğiz; dünyanın şu gidişatında Müslümanlar ile diğer insanlar arasında stres çoğalmaya ve aradaki uçurum her iki tarafa zarar verecek şekilde artmaya devam edecek.”

 

Ahmet Serin

Güncelleme Tarihi: 30 Ocak 2018, 13:02
banner12
YORUM EKLE

banner19