banner17

Allahsızlaşıyorlar!

Gençlik Kültür Merkezinde Yaşar Düzenli'yi dinledik geçtiğimiz haftalarda. Tuttuğumuz notları paylaşmadan edemedik..

Allahsızlaşıyorlar!
Kur'an ışığında kurban ve adanmışlık, Yaşar Düzenli

Anlamsızlaşan Allahsızlaşır!

Faaliyetlerinde gençleri merkeze alan ve ciddi manada heyecan ve bilgi üreten Gençlik Kültür Merkezi’ni duymayan kalmamıştır sanırım. Pek çok farklı alanda organizasyona imza atan Merkez, yurt içi ve yurt dışı gezilerinden, film gösterimlerine, kamplardan, dağ yürüyüşlerine kadar hiç boş durmadan çalışmalarını sürdürüyor. Organizasyonlardan haberdar olmak için, http://www.genclikkulturmerkezi.com/ sitesini takip edebilirsiniz.

27 Kasım tarihinde de “Kur’an Işığında Kurban ve Adanmışlık” başlıklı bir konuşma için Yaşar Düzenli hoca merkezdeydi. “Adanmışlık bir tükeniş değil, derin bir bilinçtir” ile söze başlayan hoca yaklaşık 1,5 saat adanmışlık üzerine bizlerle samimi bir hasbihal gerçekleştirdi. Allah yolunda adanmışlığın ne olduğunu anlatmak için önce bir zihniyet farkını ortaya koydu hoca. Bedir ve Uhud savaşları üzerinden yola çıktı. Bu savaşlardan sonra iki taraftan da ölen birçok genç insan olmuştu. Mekkeli kâfirler bu durumu değerlendirirken vah, vah, daha hayatının baharını yaşayamamış bu gençler bir hiç uğruna, bir hayalin peşinden, delirmişçesine imkânsızlık peşinde heba oldular, hâlbuki daha yaşayacak çok günleri vardı…

Yaşar Düzenli

Bu olaya dair bir değerlendirme aslında bir tür “okuma biçimi” hayatı, dünyayı ve insanı, diğer tarafta ise Allah Müminlere, bizlere başka bir okuma biçimi öğretiyor. Rahman suresinde buyurduğu üzere; “Rahman, Ku’an’ı insana öğretti. O insanı yarattı: ona açık bir şekilde düşünmeyi ve konuşmayı öğretti.”(Rahman suresi 1-4). Bu bize okumayı öğreten Rahman’ın perspektifi ve o diyor ki: “Allah yolunda öldürülenlere “ölü” demeyin: Hayır, onlar yaşıyor, ama siz farkında değilsiniz.”( Bakara 154). Bu da bize aslında aynı olayın nasıl iki farklı okuma sürecine tabi tutulabileceğini gösteriyor: Biri yolunu kaybetmiş ve hüsrana uğrayanların perspektifiyken, diğeri okumayı yaratanın öğrettiği Rahmani perspektif. Buradan da Yaşar hoca kavramları Kur’an’ın anlam dünyası içinde tanımlamanın ne kadar hayati bir eylem olduğuna değindi.

Teslimiyet ve kaderdeki perspektif

Kur'an ve Şefaat, Yaşar Düzenli“Teslimiyet” ve “Kader” kavramları üzerinden de eğer bunlar Allah’ın buyurduğu perspektifle okunursa dünyayı diriltebilecek, ayağa kaldırabilecek kavramlarken, tersinden eğer kendi kurgularımızla, var olan beşeri sistemin anlam dünyasıyla tanımlanan şeyler haline geldiğinde bizleri felakete sürükleyecek silahlar haline gelebileceğinden bahsetti. Konuyu dağıtmamak için bu iki kavramı başka bir konferansın konusu olmak üzere erteledi.

Adanmışlık bilincinin en temel dinamiklerinden olan “anlam” üzerinde dikkatle duran Yaşar hoca tüm çağların kadim bir problemi olan anlam kaybının aslında insanlığın kaybı ve insanın nesneleşmesi, şeyleşmesi sürecine yol açtığını belirtti ve aslında Allah’ı unutanın anlamı kaybettiğini söyleyerek, “Allah'ı unutup da, Allah'ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın; onlar, yoldan çıkmış kimselerdir.”(Haşr 19) ayetini hatırlattı. Aslında Allah’ın yani anlamın kaybı insanın yolunu kaybetmesi, hüsranıdır.

Mustafa İslamoğlu’nun kelimeleriyle aktarmak gerekirse, “Allah demek anlam demektir, Allahsızlık anlamsızlıktır.” Kur’an’ın insan tasavvurunu yeterince anlamadığımıza değinen hoca, Allah ile insan arasında ilişkiyi biraz daha derinlemesine bakmamız gerektiğini ve  Kur’an’da Allah’ın aslında kendinden bahsettiği her yerde insana işaret ettiğini söyledi. Çünkü Allah’ın kendini tanıtmaya ihtiyacı yok ama insanın onu ve kendini tanımaya olan ihtiyacı aslında varoluşunu anlamlandırabilmesiyle ilgili hayati bir süreç.

Yaşar Düzenli

İnsan karar merciidir

Yaşar hocanın insanın kim olduğuna dair Kur’an’dan yaptığı çıkarımlar ve bu bağlamda peygamberlere yüklediği anlam ise oldukça etkileyici: “İlahi sıfatlara beşeri varlık düzleminde sahip olan insan böylece Allah tarafından yeryüzünde kendisinin Halifesi olarak gösterilir. Halife efendisinin emirlerini müdahalesiz bir şekilde yerine getirmekle görevlendirilmiş bir alt görevli değil, her şey için, bütün tehlikeler pahasına karar almak zorunda olandır.

Peygamberlerin dünya tarihine en büyük katkıları, insanın kendisini tanıması ve kendisinin bilincine varmasıyla kurtuluşa ereceği yeni bir dünyanın tasarımı olmuştur.” Adanmışlığın en temelde “kesintisiz bir diriliş” olduğunun farkına varmanın çok önemli olduğunu ve bu bağlamda Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin onlar diridirler ayetinin yanlış anlaşılabildiğini söyledi. Ayette ölüm bir diriliş olarak resmedilmiyor, çünkü adanmışlık bir ölüm kültürü değildir, hayat boyu hiç bitmeyen bir inançla süren şahitlik bilincidir. Ayetteki insan sınıfı da aslında hayatı boyunca diri olan ve bu dünyaya da diri bir şekilde nokta koyan bir yaşamı resmediyor. Bezmişliğin sonucu olarak ölüme gitmek, hayatı sonlandırmanın amaç olarak seçildiği bir hareket değildir şahadet ve adanmışlık, derin bir bilinç, sevdaya dönüşmüş bir akıldır (hocanın İslam’da akıl konusuna dair de oldukça derinlikli tespitleri var ancak bu başka bir haber konusu olabilir) şahadet.

Aslında tam burada Adem Özköse abinin söylediği bir söz çınladı kulaklarımda, “Herkes ölür ancak, herkes yaşayamaz.” Bu açıdan hayatın bir bütün olarak ele alınmasının ehemmiyetine de değinen hoca, bu minvalde Rabb kavramının nasıl algılandığının çok önemli olduğunu aktardı ve en kısa şekilde, aynı zamanda en yoğun şekilde kendi formülasyonunu aktardı: "Hemen, şimdi, burada”, sen neredeysen orada ve o an Rabb, işte kesintisiz bir dirilik olarak anlattığı vakıada tam olarak bu aslında.

Adanmışlıktaki bir diğer uç tehlikeyi de es geçmeyen Yaşar Düzenli bunun yalnız Allah’a teslim olmak olduğunu, kesinlikle başkalarının peşinde koyun gibi giderek sonu kaybolmuşluğa çıkan bir kişiliksizleşme süreci olamayacağının altını çizdi.

Yaşar Düzenli

Şahsiyet sahibi olmayan İslam üzerine değildir

Şahsiyet sahibi olmayan, Müslüman olamaz, bu çok önemli bir düsturdur. Belirgin olmak, bir kimlik sahibi olmak, birisi size dışarıdan baktığında bu adam kişilik sahibidir, eminim ki bu tarz işleri yapar ancak şunlardan kaçınır. Hocası ne derse onu yapar gibi bir durumda ise o bireyin kendi iradesinden söz edemeyiz demektir, bu da aslında sınavın, insan olmanın en temel gerekliliğinin yitimi demektir. Tam da bu şekilde bir netlik gerektiğini vurgulayan Düzenli örnek olarak da üstad Bahattin Yıldız’ı andı. Hayatını Allah yoluna vakfetmiş ve onu tanıyan herkesin, seven sevmeyen, hakkında şahitlik yapabileceği hikmetli bir İbrahimi duruş. Burada tabii ki, her insanın şeytana uyma, sapma ihtimali olduğu konusunda ihtiyat payı bırakmak gerektiğini söyleyenlere kısmen katıldığını söylese de, bu olaya bakışının Mesnevi’de anlatılan bir Sünnetullah’a daha yakın olduğunu söyledi.

Hikâyede bir adam her gün işe giderken yan yatmış bir ev görüyor, günler geçiyor en son bir gün evin eğik olduğu tarafa doğru yıkıldığını görüyor ve Allah’ım sana hamd olsun, bu ev senin ayetlerin gereği meyyal olduğu tarafa doğru düştü, ben de sana meyyalsem, senden tarafa yaşıyorsam sonum cennet olacaktır inşallah. Bu şahsiyet bağlamında kesinlikle bireycilikten bahsetmediğini söyleyen Yaşar Düzenli, konuyu şu sözlerle özetledi: “Ben olmadan biz olunmaz, ama biz olmayan da ben değildir.”

Espirili ve içten bir hasbihal

Konuşma sırasında dinleyicilerin nabzını sürekli yoklayarak konuşmasını yönlendiren Yaşar Düzenli, insana Allah’ın ne kadar önem verdiğini anlatırken, Allah’ın insanı iki eliyle yarattığı ayeti üzerinden bunun aslında insanın Allah katındaki değerine işaret eden bir mecaz olduğundan bahsetti, bu sırada dinleyicilerin dikkat dağınıklığı çektiğini fark eden Düzenli, hoş bir anekdot aktardı:

Allah rahmet eylesin Kabe’nin ünlü imamlarından Abdulaziz bin Baz çok iyi bir Mümin olmakla birlikte, selefi olmasından dolayı mecazlara karşı sert bir duruşu var, bunun olamayacağını savunuyor ancak kör olan hoca İsra suresi 17. Ayeti okuyunca takılır kalır: “Kim burada kör olursa ahirette de kördür.” Bir çıkış yolu bulamayınca der ki, tabi ara sıra istisnalar olabilir.

Sunumun ardından, oldukça sıcak bir atmosferde dertleşircesine bir soru cevap faslı yaşandı. Yıllardır gençlerle iç içesiniz hem okullarda hem başka alanlarda dünden bu güne baktığınızda gençliğin halini nasıl okuyorsunuz sorusu üzerine, hocanın yarasına tuz döktük sanırım. Bir gün sınıfta bir öğrencisinin sırada yayılmış ve neredeyse uyuyacak durumda olduğunu görünce ona doğru çevirmiş bakışlarını ve daha hoca bir şey demeye vakit bulamadan, öğrenci “of, hocam bu enerjiyi nereden buluyor sunuz?” deyince tabii hoca dumur olduğunu söylerken, biz de ağlanacak halimize kendimizi tutamadan kahkahalar içinde karşılık verdik.

Kimlik yoksunu bir gençlikle karşı karşıyayız

Üniversitenin ve öğrenciliğin anlamını sorgulamayan bir kuşakla karşı karşıya olduğumuzu söyleyen hoca, aslında amacın okumak, fark etmek ve harekete geçmek olması gerektiğini vurguladı, yoksa salt okumanın anlamın kaybından kendisini beri tutması mümkün değil. Gençliğin şu anki genel pozisyonuna dair de “yoğurt torbası” benzetmesini yapan Düzenli, bir kimlik sahibi olabilmek ve dik duruşluluk konusundaki sıkıntılara değindi.

"Geçtim ideolojik bilinci, kimliği bu çocuklar sevmeyi, sevdalanmayı bile bilmiyor, daha öğrenci listesinde isimler okunurken birinin başka bir öğrenci için titrediğini bile görmedim." diyerek, aslında sevdalanmayı bile unutan, değerlerin yitirildiği bir insanlık durumundan dert yandı. Aslında öğrenciden önce insan olabilmek için bir şey yapma tutkusuyla yanan, bir şey yapmalı feryadına sahip olmanın gerekliliği ile sözlerini noktaladı.

Hikmet sahibi bu insanın, Rabbani yürüyüşe çağıran sesine kulak vermeli, bulup sohbet etmeli.

 

 

 

Alperen Gençosmanoğlu bir sevdiği büyüğünü anlattı

Güncelleme Tarihi: 15 Aralık 2010, 19:01
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Gül Eser
Gül Eser - 8 yıl Önce

bu kıymetli paylaşım için teşekkürler. allah her hocaya böyle talebeler nasip etsin.

Mehmet Şamil
Mehmet Şamil - 8 yıl Önce

Hocamızın Rize İlahiyattan bir talebesi olarak şimdi onun sohbetlerinde bulunanamak gerçekten üzüntü verici. Nasıl derdi hocam "sözü olana kulağınız kulağı olana sözünüz olsun"

banner8

banner19

banner20