Allah indinde talebe hocadan büyüktür

Ahmed Güner Sayar, Ankara-Altındağ Kültür ve Sanat Evi’nde düzenlenen bir söyleşide bizzat tanıyıp sohbetlerinde bulunduğu Ahmed Yüksel Özemre’yi anlattı. Ömer Faruk Altıntaş notlarını aktarıyor.

Allah indinde talebe hocadan büyüktür

Ankara’da kültür faaliyetlerinde hareketlilik artmaya başladı çok şükür. ADAB (Anadolu Düşünce ve Aksiyon Birliği) Derneği'nin organizesi ile 6 Aralık 2016 tarihinde Altındağ Kültür ve Sanat Evi’nde mühim bir söyleşi gerçekleştirildi. Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar, bizzat tanıyıp sohbetlerinde bulunduğu Ahmed Yüksel Özemre’yi anlattı.

Bu faaliyetleri birkaç sebepten dolayı çok önemsiyorum. Birincisi, dinleyicilerin Türkiye’nin kültür ve düşünce tarihinin mühim kişileri ile bizzat tanışmış ve yaşayan hocalarımız ile aynı havayı solumalarına vesile oluyor, böylece sizin de tanıklığınız oluşarak, bir zincirin halkası devam etmiş oluyor. Bunun kadri kıymeti pek bilinmiyor. İkincisi, aktarılan bir hatıra, dikkat çekilen bir tavır, tanınmasına vesile olunan bir kitap, insanların hayatlarının yönünün değişmesine kapı aralayabiliyor. Üçüncüsü ise, bizzat hatırlamanın, anmanın önemi, o insanları bugünün gündemine aktarmanın ehemmiyeti meselesi. Anlatılanların, Türkiye’nin tarih ve kültür hafızasında yerini alması için söyleşide aldığım notlar kayda geçsin istedim. Aktarmada muhtemel hata ve eksiklikler doğal olarak tarafımıza aittir.

Ahmed Yüksel Özemre deha sahibi bir Türk kafası idi

Güner Hoca ilk olarak Ahmed Yüksel Özemre nasıl tanıştığını anlattı: “Prof. Süheyl Ünver’i dinlemeye giderdim, Koca Mustafa Paşa Medresesi'nin orada Tük sanatını yaşatan ellere ders verirdi. Bu derslere sadece onu görmeye ve dinlemeye giderdim. Edep abidesi beyefendi bir zat. Kendisi o gün bir sebeple gelmemiştiler. Ben de o esnada duvarda bir afiş gördüm. “ 'Kepler’de Mistik Düşünce' / Ahmed Yüksel Özemre (Fizik Profesörü)” yazıyordu. Tam benim aradığım bir husustu. Biz fazla mistik yetiştik, İstanbul çocuğu olmamıza rağmen böyle idi.

İngiltere’ye okumaya gidince bu mistik hava berhava oldu. İngiltere’de madde denen şeyin yaptırım gücünün ne olduğunu gördüm. İrrasyonel ile rasyoneli bir araya getirme zihnimi devamlı meşgul etti. Metafiziğin rasyonlizasyonunun peşinde gidiyordum o zamanlar. 1972 yılının Nisan ayında Kepler’in mistisizmini anlatan adam bütün kalıplarımı zorladı. Konferans sona erdikten sonra yanına gittim ve 'sizi dinlerken Fatih Türbesini bekleyen zat aklıma geldi' dedim. 'Adem’e inen ilk suhuf 1’den 92’ye kadar rakamlar... Hesap kıyamete kadar devam edecek' dermiş. 'Sizde onu gördüm' deyince sarıldık. Kendisini hiç tanımıyorum, ilk defa orada gördüm. Sonrasında on yıl hiç münasebetimiz olmadı. 1982 yılı Aralık ayında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi hocalarından Yılmaz Kafadar bizi evine yemeğe davet etti. Nezihe Araz, Ahmed Yüksel Özemre, abd-i aciz(kendisi) varız. Orada birbirimizi hemen tanıdık, sohbet koyulaştı. Birisini anlamada üç husus önemlidir: Zemin, zaman ve insan; bunlara dikkatle bakmalıdır. Bir de insanın üç özelliği: Aklı Selim, Kalbi Selim, Zevki selim.”

Ahmed Yüksel Özemre'nin deha sahibi bir Türk kafası olduğunu belirten Ahmed Güner Sayar, bunu şöyle açtı: “Ben size Türk kafasını anlatayım. 1071’de Anadolu’ya giren Türkler, 1082’de, yani hemen on yıl sonra Üsküdar’dan karşıyı seyrediyorlardı. Seyrediyorlardı çünkü alacaklardı, çünkü Peygamberimizin müjdesi vardı, orası alınacaktı. Üsküdarlı dört isim. Niyazi Sayın (halen hayatta, doksan küsur yaşına ulaştı), Güngör Şatıroğlu, Yılmaz Kafadar, Ahmed Yüksel Özemre ve abd-i aciz. Ben aslında Fatihliyim, sonraları Üsküdar’a taşındım. 1930’lu yıllara kadar olan Üsküdar’ı Süheyl Ünver’den dinledim. 2000’li yıllara kadar olan Üsküdar’ı ise Ahmed Yüksek Özemre’den.

Özemre'nin Türkçesi ve titizliği

Sıhbetin önemine değinen Güner Hoca, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Ahmed Yüksel Özemre hocayı ru be ru (yüz yüze, birebir) sohbetlerle tanıma imkânım oldu. En büyük tahsil budur. Eğitim elitist bir iştir. Peygamberimiz de sohbetler yapıyordu, ama sonrasında güzide ashabından bazıları ile dersler yapıyorlardı. Benim merhum Sabri Ülgener hocam ile talebe ve hoca ilişkim oldu. O çok mühimdir, talebe öyle yetişir. Hatta, ‘Allah indinde talebe hocadan büyüktür’ denilir. Ama şunu söylemeliyim, burada esas olan talebedir, talebe talebe olacak, elbet hocanın da hoca olması gerekiyor.

Ahmed Yüksel Özemre hocanın çok güzel sesi vardı, musiki bilgisi engindi, hem Doğu hem Batıdan. Türkçesi mükemmeldi. Bizde son dönemlerde Ahmet Hamdi Tanpınar en güzel Türkçeyi konuşmuş ve yazmıştır. Zannediyorum yedi bin kelime ile yazmıştır. Normal sokaktaki vatandaşta bu rakam üç yüz kelimedir. Şimdi kitapları dünya dillerine çevrilen yazarlarımız bin beş yüz, bin sekiz yüz kelime ile yazıyorlar. Ahmed Yüksek Özemre, Üsküdar’da bir Attar Dükkanı kitabını matbaaya göndermeden önce altmış kez okuduğunu söylemişti bana. Süheyl Ünver hocanın kızının evinde 2 Temmuz 1996 tarihinde Beşir Ayvazoğlu Bey ile beraber sohbet ediyoruz. Haberim yoktu, Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı kitabını gördüm. Hemen hocayı aradım, kitabından temin için. Ne zaman geleyim deyince, 'istediğin zaman, iki buçuk ile beş buçuk arası dışında gelebilirsin' demişti. O zaman öğrendik ki hoca, günde sadece üç saat uyuyormuş. Günün 21 saatini planlamış, çalışarak geçiriyor.

Ay sonuna kadar idare edelim”

Hoca’nın gelen gideni çoktu, içi kitap dolu bir çalışma odası vardı, öyle lüks bir daire değildi. 200 yıllık konağın yerine yapılmış bir apartmandı. Balkonundan Üsküdar iskelesine yanaşan vapurlar görünüyordu. Hoca mütevazı yaşayan birisiydi, istese büyük imkanlara sahip olabilecek birisi iken öyle yaşıyordu. Bir seferinde evinde sohbet ederken eşi seslenerek kapıdan çamaşır makinesinin bozulduğunu haber verdi, hoca da 'bu ay şu kadar açığımız var, ay sonuna kadar idare edelim' demişti.

Güner Sayar, Özemre'nin tasavvuf ile ilişkisi hakkında da şunları söyledi: “Tasavvufi yönü hakkında konuşamam, bilmiyorum da çok, onlar yaşanır, konuşulmaz. Ama kendisinden işittiğim bir sözünü nakledebilirim. Eşref Ede var, kitaplarında da geçiyor. Üsküdar’ın sırlılarından. Ahmed Yüksel Özemre hoca, bir keresinde bana Eşref Ede’yi kastederek, 'bir nazarı beni alt üst etti' demişti. Hoca, bedeninden çok çekti, pek çok hastalık, ameliyat geçirdi, ama gençliğinde tuttuğu oruçların ona kazandırdığı direnç sayesinde sağlam kalabildi zannediyorum. Oruç çok zor bir ibadettir, ancak hem madden hem de manevi olarak çok bereketlidir. Biz kendi halimize, sıhhatimize ne kadar şükretsek azdır.”

 

Ömer Faruk Altıntaş notlarını aktardı

Güncelleme Tarihi: 11 Ocak 2016, 13:22
YORUM EKLE

banner19