Allah dedi, hapsedildi; çıktı, yine Allah dedi

Duran Boz, Alaattin Karaca ve Metin Önal Mengüşoğlu Bursa'da düzenlenen bir panelde Necip Fazıl üzerine konuştu. Ahmet Serin etknilikten notlarını aktarıyor.

Allah dedi, hapsedildi; çıktı, yine Allah dedi

Necip Fazıl Kısakürek isminin, Türkiye’de yaşayıp da entelektüel ilgisi olan herkeste mutlaka bir karşılığı var. Çalkantılı geçen ömrü ve cerbezeli kişiliğiyle o, bu ilgiyi gerçekten de hak ediyor kuşkusuz. Kendisine biçtiği misyon, bu misyon uğruna göze aldığı fedakarlıklar, çok geniş bir alanı kaplayan ilgileri ile o, yaşadığı zaman zarfında hep ilgi konusu olmuştur. Bu ilgi herkes için aynı şeyi ifade etmez kuşkusuz. Bazıları için o “Türkiye’de gericiliğin simgesi bir şair” iken, müminler için o “Allah denmenin yasak olduğu bir vasatta avazı çıktığı kadar Allah diye haykıran bir İslam kahramanı”dır.

Kesin olan şey, onun bir döneme mührünü vurduğu, ideallerini gerçekleştirebilecek bir kuşak yetiştirdiğidir. Günümüz Türkiye’sinin kaderinde söz sahibi olan birçok insanın kültürel-entelektüel birikimini izafe ettiği isimler arasında ilk sıradaki yerini alır Necip Fazıl.

Necip Fazıl Kısakürek, Bursa’daki bir panelde tüm yönleriyle ele alınıp onu tanımayan genç kuşağa tanıtılmaya çalışıldı 26 Mart Cumartesi gecesi. Panelin yapıldığı yer, Bursa kültür hayatının önemli merkezlerinden biri olmayı başarmış İbrahim Paşa Kültür Merkezi’ydi. Panelistler, gerçekten de Necip Fazıl’ı tanıyıp onun hakkında konuşabilecek yetkinliğe sahip kişilerden seçilmişti. Bu panelistlerden biri, Necip Fazıl gibi bir Maraşlı olan ve titiz araştırmaları yanında sanat-edebiyat alanındaki yetkinliğiyle bilinen Duran Boz, bir diğeri ise akademisyen kimliğiyle sanatkar kimliğini mezceden Prof. Dr. Alaattin Karaca ve son olarak da “Mağrur Öfke: Necip Fazıl” kitabının yazarı Metin Önal Mengüşoğlu’ydu.

Panelde ilk sözü, ev sahibi sıfatıyla Metin Önal Mengüşoğlu aldı. Mengüşoğlu, sadece Necip Fazıl hakkında konuşmadı, aynı zamanda bir dönemin zihin haritasının nasıl şekillendiğini de anlattı. “Ben 68 kuşağındanım. 68 Kuşağı genelde sosyalist bilinir. Bu kuşağın sosyalist olması, fikri-felsefi kitaplar okuyarak olmadı. Onların sosyalist olmasını sağlayan şeyler, Nazım Hikmet ve Ahmet Arif okumalarıdır. Onların rüzgârıyla bir ideolojik kimliğe bürünmüşlerdir. Aslında aynı şey bizim camiamız için de geçerlidir. Bizim camia da Necip Fazıl, Mehmet Akif Ersoy okuyarak İslamcı olmuştur.” cümleleri, kültür adamlarının ideolojilerinin toplumu ne kadar etkilediğine dair önemli bir tespitte bulundu.

Bir cümleden doğan binlerce cümle

Necip Fazıl’ı yakından tanıyan Mengüşoğlu, Necip Fazıl’ın deha seviyesinde biri olduğu tespitini yaptıktan sonra, onun hayatında her şeyin hızlı ve etkili şekilde gerçekleştiğini şu sözlerle anlattı: “Genç yaşında önemli şair olan Necip Fazıl, bohem hayatı yaşarken birdenbire Abdulhakim Arvasi’ye ‘tos’lar ve o andan itibaren de değişik bir adam olur. Sanılmasın ki Necip Fazıl, Abdulhakim Arvasi’nin karşısında uzun süre diz kırıp ders aldı. Necip Fazıl ondan sadece birkaç cümle aldı ve o cümle ile binlerce cümle kurdu. O, işte böyle velud bir yazar ve aksiyon adamıdır.”

Sonra da Necip Fazıl’ın aksiyoner ve baş eğmez kimliğini de şu sözlerle anlattı Mengüşoğlu: “Necip Fazıl öyle ateşîn biriydi ki, Allah demenin yasak olduğu ve Allah diyenin hapsedildiği bir dönemde Allah dediği için hapsedildi. Hapisten çıktıktan sonra yine Allah dedi ve yine hapsedildi ve yine çıktı ve yine Allah dedi… Her şey bir yana, onun bu Allah demelerinin sevabı ona yeter diye düşünüyorum.”

Dağılan bir toplumun harcı oldu

Necip Fazıl’ın hayatından çarpıcı kesitler sunan Metin Önal Mengüşoğlu’ndan sonra söz alan Duran Boz, Necip Fazıl’ın yaşadığı dönemin, toplumun değer yargılarının çürümeye başladığı, aile kavramının çözülmeye başladığı bir dönem olduğuna dikkat çekerek onun zor zamanda dünyaya gelen önemli bir isim olduğuna vurgu yaptı.

Necip Fazıl’ın köklerinin Maraş’a uzandığını söyleyen Boz, konuya dair şu sözleri söyledi: “Necip Fazıl’ın ailesinin kökleri beş yüz sene öncesine dayanır. Onun dedesi ve büyük dedesi toplumda muteber, âlim bilinen insanlardır. Bulundukları yöredeki anlaşmazlıklarda hakem olacak kadar muteber insanlardır. Aynı zamanda ilim sahibidirler. Bu ilim sadece dini ilimle sınırlı değildir. Kültür ve edebiyatla da beslenmiştir aile. İşte Necip Fazıl, böyle bir birikimin mirasçısıdır. Bu dünyada büyüyen Necip Fazıl’da hem ince bir zevk gelişmiş hem de kültürle donanmıştır.”

Bir vapur yolculuğunda 'delici bakışlı' bir adamla karşılaştı

İstanbul’da büyüyen Necip Fazıl’ın, Bahriye Mektebi’nde okurken ders aldığı hocaların da sıradan kişiler olmadığını söyleyen Duran Boz, bu hocaların kimler olduklarını da şu sözlerle anlattı: “Bahriye’de okuyan Necip Fazıl’ın hocaları arasında Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ahmet Hamdi Akseki, İbrahim Aşkî gibi alanında söz sahibi kişiler vardır. Necip Fazıl, tüm bu kaynaklardan beslenir. Bu dönemde şiirler yazdığı ve şiirlerini okuttuğu Tanrıöver’in ona beklemesini söylediği bilinmektedir.”

Necip Fazıl’ın ani bir kararla Bahriye Mektebi’ni bıraktığını söyleyen Duran Boz, daha sonra Necip Fazıl’ın felsefe bölümüne kaydını yaptırdığını ve hemen sonra da yurt dışı sınavlarını kazanıp Fransa’ya felsefe okumaya gittiğini anlattı. Fransa’da hayatını derinden etkileyecek kumar illetine yakalanan Necip Fazıl’ın, okulu bitiremeyip kısa süre sonra memlekete döndüğünü ifadeden sonra bu günleri şu sözlerle anlattı: “Necip Fazıl ülkeye döndükten sonra İş Bankası, Osmanlı Bankası gibi kurumlarda çalışmaya başladı. Bir vapur yolculuğunda 'delici bakışlı' bir adamla karşılaştı. Bu adam ona Abdulhakim Arvasi’yi tanıttı. 1934 yılında Abdulhakim Arvasi ile tanışan Necip Fazıl, yeni bir insan olarak doğar bu tarihten sonra.”

Üç Necip Fazıl

Necip Fazıl biyografisini veren Duran Boz’dan sonra söz alan Alaattin Karaca da, Necip Fazıl’la ilgili şu tespitleri yaptı: “Necip Fazıl, kendisine kayıtsız kalınamayan bir şairdir. Ondan ya nefret edilir ya da hayran olunur ona. Halbuki o, soğukkanlılıkla değerlendirilmesi gereken biridir. Necip Fazıl’a İslam âlimi gözüyle bakılmıştır mesela. Bu bakışta, bizim edebiyatımızdaki şairlerin mutasavvıf ve âlim olmalarının payı büyüktür. Ama Necip Fazıl’ın âlim olup olmadığı tartışmalıdır. Aslında Necip Fazıl, şair kimliğiyle öne çıkan biridir. Yine de onu birkaç yönden değerlendirmek gerekir: 1. Şair, sanatkar yönü, 2. Gazeteci kimliği, 3. Fikir adamı yönü, 4. Siyasi yönü, 5. Tarihçi yönü. Tarihçi yönü özellikle önemlidir çünkü yaşadığı dönemde 2. Abdulhamid ve Sultan Vahideddin hakkında yazdıkları, aradan zaman geçtikçe pek çok yönleriyle doğrulanmaktadır. Bu, ilginç bir durumdur. Yine onun o dönemde resmi tarihe karşı durabilmesi çok önemlidir.”

Alaattin Karaca, önemli değişimleri merkez alınarak üç değişik Necip Fazıl’dan söz edileceğini söyleyerek sözlerini bitirdi: “1923-1934 yılları arasında ‘Fildişi kulesinde yaşayan ve ‘Ben’ merkezli şiirler kuran Necip Fazıl, birinci Necip Fazıl’dır. 1934 yılında Abdulhakim Arvasi’yle tanışmasından sonra İslami hareketin içinde yer alan ve toplumsal olaylarla ilgilenen bir Necip fazıl vardır. Bu, ikinci Necip Fazıl’dır. Önce Büyük Doğu dergisi ve sonra da Büyük Doğu Cemiyeti ile kitleleri dönüştürmek isteyen aksiyon adamı Necip Fazıl da, üçüncü Necip Fazıl’dır.”

 

Ahmet Serin rahmet dileyerek yazdı

Yayın Tarihi: 28 Mart 2016 Pazartesi 11:16 Güncelleme Tarihi: 29 Mart 2016, 11:19
banner25
YORUM EKLE

banner26