Ali Dağı'nın eteklerinde edebiyatı konuştuk

Yılanlı Dağ’ın kalem mimarı Süleyman Sağlam’ı Kayseri’deki bağ evinde ziyaret edip kendisini dinledik..

Ali Dağı'nın eteklerinde edebiyatı konuştuk

 

Sohbet meclisleri eskiden beri insanlar arasındaki saygı ve sevgi bağını güçlendirmesi, pekiştirmesi, ilişkileri canlandırması ve muhabbet köprüleri kurması hasebiyle önem taşır. Büyüklerin tecrübelerinden ve hayat görüşlerinden faydalanılan bu oturumlar karşılıklı ilişkilere de bir canlılık getirir; hatır saymaların artmasına vesile olur.

Geçmişten günümüze Kayseri’de çeşitli konularda gerçekleştirilen sohbet meclislerinin yaz aylarında bağlarda kurulduğunu birçok kez duymuştum. Daha önce biz de küçük çapta da olsa Muhsin İlyas Subaşı Hocamızın bağında küçük bir edebiyat meclisi kurmuştuk. Bu defa Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri şubesi yönetim kurulunun organizesiyle yazar Süleyman Sağlam’ın Talas’ta bulunan bağına edebiyat sohbeti yapmak üzere misafir olduk. Ev sahibi Süleyman Bey ve eşi Atike Hanım, kızları Ülkü Hanım ve yeğenleri Mehmet Bey’in güler yüzleri, “misafir, rızkıyla gelir, ev sahiplerinin affedilmesine vesile olarak çıkıp gider” diyen Efendiler Efendisinin hadis-i şerifinin izinden giderek misafirperver bir ümmet olduğumuzun göstergesiydi.

“Misafir on kısmetle gelir; birini yer, dokuzunu bırakır” atasözü uyarınca Halil İbrahim bereketiyle hazırlanmış ikindi çayı öncesinde Süleyman Sağlam’ın hatıralarını dinleme imkânı bulduk. 77 yıllık ömründe Dağı Dağa Kavuşturan, Üç Neslin Hikayesi, Sarı Gölün Atları ve Yılanlı Dağ isimli Kayseri kültürünü de yansıtan romanlarından sonra Sarıkamış’tan Sibirya’ya isimli yeni bir kitap daha çıkaran Süleyman Bey’in sohbeti, insan yaşantısındaki yarım asırlık değişimi gözler önüne sermesi açısından oldukça önemliydi. Eserlerine işlediği savaş ve acılarla kavrulan Anadolu insanının hikâyeleri aynı üslupla konuşmasına da yansıyordu. İnsan ve doğa sevgisine önem veren hocamız “doğayı sevmeyen insanı da sevmez” derken, insanın tefekkür içinde olması gerektiğine vurgu yapıyor gibiydi. Ali Dağı’nın ağaçlandırılması için yaptığı girişimler bu sevginin bir göstergesiydi. Dolu dolu geçen hayatında edebiyat eserleri vererek fani dünyaya bir ses bırakmaya devam ediyor olması da ayrı bir örneklik teşkil ediyordu.

Bu edebiyat sohbetleri devam edecek


Onu dinlemek, insan hayatında yer alan duraklarda dinlenmek gibiydi. Onu dinlemek Eylül esintisinde bahar tazeliğiydi. Onu dinlemek yaşanmış anların edebiyatla çizilen portrelerini seyretmekti. Bu güzelliği bizimle paylaşan isimler arasında Prof.Dr. Atabey Kılıç, Prof.Dr. Celal Kırca, e TV Haber Müdürü Hamdi Altıntaş, Vedat Sağlam, Muhsin İlyas Subaşı, Ali Özkanlı, Muallim Ayhan, Selim Tunçbilek, Kadir Karaman, Mahmut Fidanil, Hüdaverdi Aydoğdu, Bekir Oğuzbaşaran, Emel Demirezen, Güner Dinçaslan, Bilge Çalıcı, Aysel Fındık, Kadir Özdamarlar, Füsun Nemutlu, Dilek Bamyacıoğlu ile Süleyman Bey’in avukat arkadaşları Nazım Erinmez ve Halit Ökçesiz de eşleriyle beraber vardı. TYB Kayseri Şube Başkanı Ahmet İlhan, bu edebiyat sohbetlerinin bundan sonra da devam edeceğini söyledi.

Güneşin ışıkları öğlenle buluştuğu sırada Ali Dağı’nın ve Erciyes’in gölgesinde edeple edebiyat solumak güzeldi. Günün ikindiye eriştiği vakitlerde “daha nice güzelliklere” diyerek ayrıldık bağdan. Pembecik gül üzümleri ve simsiyah karaevrek üzümleri, dallarda pekmez olmayı bekliyordu. Bekleyen ki beklemektedir hâlâ... Beklenen ki hâlâ beklenmekte... Dupduru aksa da zaman, sararıp solsa da yemyeşil yapraklar, belki de daha çok özlemektedir şimdi, bağrında salkımlanan üzümleri sonbahar... Zira bilmezdi ne bağ ne de yapraklar, yolu gözlenen ve özlenen tanelerin bu denli cennet renkli olduğunu... Ve bilmezlerdi bir gün edebiyatın içinde ebediyet yolcusu olacaklarını…

 

Sergül Vural yazdı

Güncelleme Tarihi: 16 Eylül 2013, 13:36
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13