Aksa Sempozyum notları

Üst başlığıyla dahi ne kadar sağlam olacağını belli eden bir organizasyon.. "İsrail kazdıkça kanayan yara.." Mescid-i Aksa.

Aksa Sempozyum notları

Filistin davasının gizlenen yüzüdür, kazı çalışmaları. Arkeolojik kazı adı altında başlayan ve bir türlü bitmek bilmeyen illet. Hassasiyetleri olan insanların dahi aklına Filistin denince Aksa, Kudüs, Gazze gelir ama hep taş atan çocuklar ön plandadır zihinlerde. Ya da tekerlekli sandalyeye mahkum bir adam.


Bunlar elbette sorunun görünen ve zaten görülmesi gereken kısmı. Bunlar var olanlar. Ama bütün bunların yanında bir de gizliden gizliye yürütülen işler var, kazı çalışmaları var. Pek kimsenin dikkate almadığı.. Birilerinin bu konuya eğilmesi gerekiyordu ve bunu İstanbul Barış Platformu çatısında birleşen birkaç önemli STK yaptı.

 


 

9:30'da başlayacak organizasyon için 8:30'da Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi'ne vardım. Çok erken geldim diye düşünüyordum ama içeri girince yanıldığımı farkettim. Görevli olarak çağırılmıştım ve programı takip edemeyeceğimi düşünüyordum. Müjde Gülden Sönmez'den geldi. "Bol miktarda görevlimiz var, programa odaklan!"

Program, büyütülmeyecek bir gecikmeyle başladı. Protokol konuşmaları bu tür organizasyonların her zaman en sıkıcı kısmıdır. Ama bu kez öyle olmadı. Demek ki sorun konuşmada değil, protokoldeymiş! Bülent Yıldırım, Raid Salah, Hüsnü Tuna konuşunca sıkılmaya fırsat olmuyormuş! (Vallahi görevli olduğum için söylemiyorum!)

Bülent Yıldırım, genel çerçeveyi çizdikten sonra, yapılan organizasyonun bir sempozyum olduğunu hatırlattı ve  dinleyicilerden sakin olmalarını istedi.

 

Raid Salah gerçek mi?!
Raid Salah, hem "protokol"dendi hem de ilk oturumun başkanıydı. Bu adam gerçek değil! Bu adam yaşıyor olamaz! Ben bugün bu adamı gerçekten görmüş olamam! Böyle bir insan var ve daha da önemlisi hala yaşıyor! Kıymeti bilinmeli. Ne yapıp edip daha fazla konuşturulmalı, anlattırılmalı, bu heyecan, bu coşku ziyan edilmemeli. Bu adamın ölmesi beklenmemeli! 2 yıl önce Akabe Vakfı'nda cuma namazı kıldırmış ve hutbe okumuştu. O gün o adamın gerçek olabileceğine inanamamıştım. Bugün kendisini gördüm, dinledim, ama hala inanabilmiş değilim. Abarttığımı düşünmeyin. Bu adam gerçekten inanılmaz!


Protokol konuşmaları esnasında oldukça heyecanlı bir konuşma yaptı ve seyircinin Bülent Bey'in isteğini unutmasına neden oldu. Siyonizmin amacının Filistin halkını topraklarından koparmak olduğunu ve bunun bir savaş suçu olduğunu belirtti. "Kudüs, yer ve göğün birleştiği yerdir"  vurgusunu ilk yapan kişiydi. Daha sonrasında bir çok konuşmacı bunu tekrarladı.

Yahudilere karşı güçlü bir İslami cephe oluşturamadığımız takdirde zafer kazanamayacağımızı hatırlattı ve Filistin meselesinin Aksa meselesiyle birlikte, birbirine kenetlenmiş şekilde düşünülmesi gerektiğini söyledi.


Allah'ın ipine sıkıca sarılarak direnmemiz gerektiğini, yani ayetteki çağrıya kulak vermemiz gerektiğini, böyle yaparsak Allah'ın vaad ettiği şeyin gerçekleşeceğini, dokunulacak kadar somutlaşmış bir inançla, öfkeyle, heyecanla söyledi.

İlk Oturum
İlk oturumun başkanı Şeyh Raid Salah'tı. Mescid-i Aksa'nın tarihi olarak Filistin topraklarındaki ilk yapı olduğunu ve Kudüs medeniyetinin burada doğup buradan yayıldığını söyleyerek kısa bir giriş yaptı ve sözü bir diğer Raid olan Raid Fethi'ye bıraktı.

Raid Fethi
Kudüsle ve Mescid-i Aksa ile ilgili ayetler hakkında konuştu. Kuran'da dolaylı ya da açık, 30'dan fazla yerde Kudüs'ten bahsedildiğini söyledi. Kudüs'ün bir Arap meselesi değil doğrudan bir İslam meselesi olduğunu hatırlattı.


Beyt-ül Makdis'ten bahseden ayetlerin tümünün Mekki olduğunu söyledi. Bu açıklama ilk bakışta pek bir şey ifade etmese de Mekki ayetlerin inançla ilgili ayetler olduğunu belirtmesiyle anlatılmak istenen anlaşıldı. "Kudüs, aslında bir inanç biçimidir." şeklinde harika bir laf etti. Mekki ayetler inanç temellidir ve Kudüs de inancın bir temelidir! Müslümanlarla diğerleri arasındaki Kudüs davası, bir inanç davasıdır!

Yahudilerin, Müslümanların Kudüs'e önem atfetmesini çok geç zamanlara dayandırdıklarını, Kudüs'ün aslında Yahudilerin olduğunu ve Müslümanların Yahudi topraklarına göz diktiğini iddia ettiklerini belirtti ve bunun doğru olmadığını yine Kuran ayetleriyle açıkladı. Kudüs'ten bahseden ayetlerin bir çoğunun henüz Yahudilerle karşılaşılmadan  gelmiş olması sağlam bir delildi. Yine Kuran'ın ifadelerine dayanarak, Kudüs'ün Müslümanlar için ehemmiyetinin Kuran'ın kadimliği kadar eski olduğunu söyledi. Aksa'nın Müslümanlar için çok eski zamanlardan beri kıymetli olduğuna delil olarak gösterdiği bir diğer husus da Hz. Ömer'in tıpkı Kabe gibi Aksa'ya da gayrimüslimleri almadığı bilgisiydi.

Aksa ve Kabe'nin inşaalarının 40 yıl arayla olduğu hakkındaki rivayetlerden bahsetti ve Aksa'nın temellerinin de Hz. Adem tarafından atılmış olabileceğine dikkat çekti.

Kabe'nin, İsmail makamı da dahil edilerek, asıl halinin yani temellerinin 20 kat büyütüldüğü takdirde ortaya çıkan görüntünün, Aksa'nın surlarıyla %98 oranında benzeştiği bilgisi de hayli ilginçti.

Kur'an'da Hz.Muhammed'e 5 yerde "kul" şeklinde hitap edildiğini ve bunlardan birinin de İsra Suresi olduğunu söyledi.

Bu aşırı heyecanlı adam, Aksa'nın kıymetini anlatmak için, Aksa'ya yapılan saldırıların Müslümanların kutsallarından birine yapıldığını değil, doğrudan Müslümanların en kutsalına yapıldığını defalarca vurguladı.

Hz.Muhammed'in, Hz. Ömer'e Kudüs'ü bir ayaklanma yeri olarak gösterdiğini de hatırlatarak, Müslümanları Kudüs'ün bu sıfatının hakkını vermeye çağırdı.

Mustafa Özcan
Mustafa Özcan da konuşmasında Aksa'nın herhangi bir ibadethane, herhangi bir mescit olmadığı, Kurani bir mesele olduğunu tekrarladı. Aksa'nın dünya ile gök ve dünya ile ahiret arasında bir köprü vazifesi yaptığını söyledi ve bulunduğu bölgenin dünyanın minyatürü kabul edilebileceğinden bahsetti.

İslamiyetle birlikte "kutsal"lık kazanan bölgenin Medine olduğunu, Kudüs'ün ise çok daha öncelerden beri kutsal olduğunu belirtti. Mustafa Özcan'ın konuşmasında en ilgi çeken bölüm ise, İsra Suresi'nde zikredilen Mescid-i Aksa'nın Kudüs'te bizim şu gün Mescid-i Aksa olarak andığımız yer değil, Mekke'de bir mağara olduğu iddiasında bulunanlara verdiği cevaplardı. Dünya üzerinde böyle bir şeyi kabul eden Müslümanların var olduğunu öğrenmek gerçekten şaşırtıcıydı. Biz bu tür iddiaları Yahudiler savunur diye biliriz de!

Ahmet Ağırakça
Ahmet Ağırakça da Mustafa Özcan'ın değindiği iddialara kısaca cevap verdikten ve Aksa'nın Kudüs'te olduğunu kabul etmemiz gerektiğini belirttikten sonra Hz. İbrahim'in duasından bahsederek konuşmasına başladı. Allah tarafından Hz. İbrahim'e verilen cevapta, soyundan gelen "zalimler"den kastedilenin şu günkü Yahudiler olduğunu söyledi.

"Kim Allah'a daha çok itaat ederse, yeryüzüne varis olmak onun hakkıdır." dedikten sonra, "Hz.Musa'ya, biz seninle gelmiyoruz, rabbin ve sen gidip savaşın diyen bir kavim Filistin'in varisi olabilir mi?" şeklinde bir soruyla Yahudilerin Kudüs'te hak iddia etmelerinin dayanaksız olduğunu söyledi.

İsra olayıyla Hz. Muhammed Aksa'ya götürürlmüş ve Kudüs ona teslim edilmiştir, son peygamber aynı zamanda son miraşçıdır dedi.

İslam'ın Hicaz'dan çıkıp dünyaya yayılması ile Kudüs'ün hemen fethedildiğini söyleyen Ahmet Ağırakça verdiği rakamlarla da Kudüs'ün ehemmiyetini vurguladı. Hz. Muhammed'in vefatından yalnızca 5 yıl sonra Kudüs'ün fethedildiğini, 23 yıllık peygamberliğin 14 yılında kıblenin Mescid-i Aksa olduğunu hatırlattı.

Selahaddin Eyyübi'nin Urfa'yı alarak Kudüs kapısını araladığını ve bugün bu kapıyı aralayanın da Gazze direnişi olduğunu ifade etti. "Biz de tıpkı Selahaddin gibi Kudüs'ü sulh ile almak istiyoruz. Ama masa başında, barış görüşmeleriyle bu iş zor! Eğer barışla alınamazsa bu ümmet Gazze zaferinin bir benzerini Kudüs'te de yaşayacaktır. Kudüs'ün fethi, İslam'ı tekrar ihya edecektir!" Bu sözleri ağırlık çöken salonu tekrar canlandırdı.

Her gün mutlaka Kudüs'ü anmak gerektiğini hatırlatarak ve benim aklıma Kudüs'ü anma vaktinden bahseden Nuri Pakdil'i getirerek konuşmasını tamamladı.

Muhammed Ekrem
Muhammed Ekrem'in konuşmasının en güzel tarafı sanırım kullandığı ifadelerdi. Konuşmasına Kudüs'ü "Meleklerin inip kalktığı yer, peygamberlerin dua ettiği yer" olarak tanımlayarak başladı. Konuşma boyunca salondaki seyircilere "Aksa'nın aşıkları, Aksa'nın sevgilileri" şeklinde hitap etti. İlk oturumun son konuşmacısıydı.

Hedeflenenin, Kudüs'ün Yahudilerin başkenti olduğunu kabul ettirmek olduğunu ifade etti. Yahudilerin Süleyman Mabedi'nin bulunduğu yere yapmak istedikleri şeyi "uyduruk heykel" diye adlandırdı ve yahudilerden, "yerleşimci sürüleri" diye bahsetti.

"Eğer ümmetin heybetine bakmak istiyorsan, Kudüs'e bak!" dedi ve Kudüs'ün, dolayısıyla ümmetin toplarlanması için herkesi harekete geçmeye çağırdı. "Harekete geçmek farzdır!" şeklinde bir ifadeyle bu çağrısını dile getirdi. Sadece çağrıda bulunmakla kalmayıp 5 başlık altında öneriler de sundu. Kısaca değinmek gerekirse;



1-İslam dünyasında karar alma mekanizmasında olanlara baskı yapılarak, işgalciler engellenmeli
2-Üzerlerine yüklenen vergilere karşı Kudüslülerin topraklarını satmak zorunda kalmaları halinde bedelleri ödenip toprakların Yahudilerin eline geçmesi engellenmeli
3-Filistin hukuk kurumları desteklenmeli ve uluslararası hukukta Filistin davası gündemde tutulmalı
4-Kudüs'ün itibar ve manevi konumu tekrar sağlanmalı. Direniş desteklenmeli ve Kudüs, yaşayan bir yer olarak korunmalı
5-Müslüman stratejiler geliştirilmeli. Hamasi söylemlerden uzaklaşılarak harekete geçilmeli. Direniş desteklenmeli

Mukaddes mekanımız işgal altındayken onurumuzun ve namusumuzun korunamayacağını vurguladı. Aksa'da namaz kılıncaya dek direnişin sürmesi gerektiğini söyledi.

Kudüs olmazsa Filistin, Aksa olmazsa Kudüs, yaşayan halk olmazsa da Aksa'nın var olamayacağını belirtti. Yine benzer bir silsileyle, Kudüs'te barış olmadan Filistin'de barış olmayacağını, Aksa barış ve güvenlikle kuşatılıncaya dek de Kudüs'te barış olmayacağını söyledi.

Kudüs'ü erteleyen, boş görüşmelerin barışa hizmet etmediğini ifade etti ve Kudüs'ü, Kudüs'ün aşıklarıyla beraber savunup, beraber kurtaracaklarına inandığını söyledi.

Kudüs'ün şu anda bir yardım çağrısında bulunduğunu, S.O.S verdiğini söyledi ve bu çağrıya kulak vermeyen dilsiz şeytandır dedi. Gazze için gösterilen seferberliğin, ayaklanan dünyanın, Kudüs için de seferber olması gerektiğini söyleyerek konuşmasını tamamladı.


Kısa Kısa...

Raid Salah, konuşmacıyı çok büyük bir dikkatle dinliyor. Konuşmacının gözünün içine bakıyor ve asla kafasını başka yere çevirmiyor. Bir an olsun dikkatini yitirmiyor.

Raid Fethi sık sık gülümseyen bir adam. Ayrıca heyecanlı ve deli dolu olduğu da her halinden anlaşılıyor.

Mustafa Özcan'ın konuşmasının içeriği iyidi ancak kendisi sunum yapmaktan ziyade hazırladığı metinleri olduğu gibi okumayı tercih etti. Salona ağırlık çökmesine neden oldu.

Ahmet Ağırakça bu ağırlığın farkına vardı ve heyecanlı bir konuşmayla durumu toparladı.


Raid Salah, oturum başkanı olarak aralarda yaptığı kısa konuşmalarda Hz. Ömerin Kudüs'ü fethinden itibaren İslam tarihi boyunca İslam halifelerinin Kudüs'ü korumak ve güzelleştirmek konusunda rekabete girdiklerini söyledi.

 


Kazı çalışmalarına değinildiği esnada ise bu yıkım çalışmalarının 40 yıllık değil çok daha eski olduğunu ifade etti. 18. yy başlarında arkeolojik kazı bahanesiyle başlandığını, yıkımın boyutlarının ancak Yahudiler Kudüs'ü terkettikten sonra anlaşılacağını söyledi. 

 

Merve Akbayır az bir gecikme ile bildirdi! (ama iyi bildirdi!)

Yayın Tarihi: 27 Nisan 2009 Pazartesi 15:49 Güncelleme Tarihi: 27 Nisan 2009, 22:46
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
merve büşra bozcu
merve büşra bozcu - 12 yıl Önce

bu harika yazı için çok teşekkürler merve abla... bütün konuşmacıların sana hakkını helal ettiğinden emin olabilirsin.

Yasemin Bingül
Yasemin Bingül - 12 yıl Önce

Canım bir Kudüs sevdalısı olarak bu güzel sempozyumu çok iyi özetlemişsin,kalemine ve yüreğine sağlık...

banner26