Aklıselim, kalbiselim, zevkiselim sahibiydi

Ahmed Yüksel Özemre, vefatının 5. sene-i devriyesinde yakın dostlarının ve kitaplarını bir solukta okuyanların katılımıyla Üsküdar'da anıldı..

Aklıselim, kalbiselim, zevkiselim sahibiydi

 

Üsküdar’ın en eski ailelerinden birine mensup, hayatını ilme adamış bir Üsküdar âşığıydı Ahmet Yüksel Özemre. Bütün insanları tüm kalbiyle ve önyargısız severdi. Herkes bir müşkülü olduğunda gelip ona anlatırdı. Tam bir İstanbul beyefendisiydi. Kendisini vefatından sonra tanıyan biri olarak, 27 Haziran akşamı, vefatının 5. sene-i devriyesinde onun, en yakın dostlarıyla ve kitaplarını bir solukta okuyanlarla birlikte aziz hatırasını yad etmek için Altunizade Kültür Merkezi’nde buluştuk.

Programın açılışını Ahmet Yüksel Özemre’nin en yakın dostlarından biri olan Güngör Şatıroğlu yaptı. Daha kültür merkezinin kapısından girerken tatlı bir selam veren Güngör Bey, Ahmet Yüksel Hoca’nın izlerini de taşıyordu sanki. O da tam bir İstanbul beyefendisiydi. Zarif üslubu ve hoş konuşmasıyla başlattı programı. Anlatılacak o kadar çok hatırası vardı ki Ahmet Yüksel Özemre ile birlikte yaşadığı, nasibimize düştüğü kadarını dinledik kendisinden.

Üsküdar bir sehavet menbaıdır

“Dostun ölümü kayıptır.” diye başladı konuşmasına Güngör Şatıroğlu ve sonrasında şöyle devam etti: “Hayatım ona olan hayranlığımla geçti, okullarını hep birincilikle bitirirdi çünkü. Ramazan’da teravih namazlarında, Üsküdar’ın camilerinde güzel günlerde ilahiler okunur, biz de o programlara katılırdık. Onunla bir Ramazan dostluğumuz vardı. Mustafa Düzgünman Ağabeyimizin attar dükkânında çok fazla sohbetlerimiz olmuştur. Aziz Mahmud Hüdayi hz.lerinin türbedarı Eşref Efendi Amca, Özbekler Tekkesinin şeyhi ve birçok âlim o attar dükkânına gelirdi ve biz de onların sohbetinden istifade ederdik. Sabahları üniversiteye giderken ve akşamları üniversiteden dönerken mutlaka o attar dükkânına uğrardık. Ahmet Yüksel edebiyata düşkün, fizik bilgini ve dinine bağlı bir kişiydi. Galatasaray Lisesi’nde okurken teorik fizik hocasına hayranlık duyuyordu. Fiziğe ilgisi bundandı.”

Güngör Şatıroğlu, bu güzel anılarını aktardıktan sonra hatırşinas Üsküdar Belediyesi’ne, Çengelköy’de bir Ahmet Yüksel Özemre Kültür Merkezi açtıkları için teşekkür etti ve konuşmasını bitirdi. Ardından Ahmet Yüksel Özemre’nin 1985 yılında çekilmiş bir televizyon röportajını izledik. Ahmet Yüksel Özemre çocukluğundan bu yana Üsküdar âşığı olarak yetişmiş. “Üsküdar dinî hayatın dolu dolu yaşandığı bir yerdi. Burada çok fazla tekke ve medrese vardı. Bir de konak kültürü vardı. Üsküdar’ı tek kelime ile anlatacak olsam ‘sehavet’ derim. Üsküdar bir sehavet menbaıdır ve Üsküdarlı da tam bir sahidir. Yani hiç karşılık beklemeden vericidir.” diye anlatmış o röportajda Özemre geçmiş zaman Üsküdar’ını.

Eskiden Üsküdar’da evler şimdiki gibi bitişik nizam değilmiş. Her evin bir bahçesi varmış. O dönemlerde Üsküdar’da en fazla 4-5 tane doktor bulunurmuş. O doktorlardan biri kimin evine girerse, anlaşılırmış ki orada bir hasta var ve tüm ahali bir şekilde yemekler hazırlar, çorbalar yapar, o eve geçmiş olsuna giderlermiş.

Üsküdar’da Ermeniler, Rumlar, Yahudiler ve Müslümanlar bir arada yaşarlarmış. Kurban bayramlarında kesilen kurbanın eti ilk olarak gayrımüslimlere verilirmiş. Onlar da kendi bayramlarında pandispanya gibi yiyecekler hazırlayıp Müslümanlara ikram edermiş. Ahmet Yüksel Özemre’nin röportajında anlattığına göre Üsküdar esnafı her zaman tartıda ederinden fazla verirmiş. O derece sahi imiş esnaflar. Caddelerden geçerken şebboy, eflatun salkım ve erguvan kokuları insanları mest edermiş. “Eskiden Üsküdar’da bir şerbet medeniyeti, bir de çiçek medeniyeti vardı. Şimdi bu ikisi de kalmadı, artık şerbet yapmayı bilen yok.” diyor Ahmet Yüksel Özemre.

Aklıselim, kalbiselim, zevkiselim sahibiydi

Bu videonun ardından Güngör Şatıroğlu’nun daveti ile konuşmacılar sırası ile Ahmet Hoca ile ilgili anılarını anlattılar. Konuşmacılardan ilki Niyazi Öktem idi: “Ahmet Hocam benim son dönemlerde dertlerimi, sıkıntılarımı anlattığım tek hocamdı. Rahmetli eşim kemoterapi görürdü. Ahmet Hocam kemoterapiden önce gelir, eşimle sohbet ederdi ve onun kemoterapi süreci çok daha rahat geçerdi. Ahmet Yüksel Özemre, Batı kültürü ile İslam sentezini yapabilen bir insandı. Çeşitli üniversitelerde hukuka giriş dersini veriyorum. Orada dersin konusu olarak İslam’a da giriyorum. Derste öğrencilerime anlattıklarımın çoğunu Ahmet Hocamdan öğrenmişimdir. Onun İslam algısı ve bakış açısı çok farklıydı. Bir matematik mantığı olmadan istediğimiz kadar Weber okuyalım, hiçbir sonuca varamayız, dogmalara saplanıp kalırız. Ahmet Hocanın farkı buradaydı, o doğa bilimlerinin katılığını felsefe ve sosyal bilimler ile aşmıştı. Aynı zamanda bir psikologtu da; ona gönlünüzü, kalbinizi açabilirdiniz. Bugün yaşasaydı, eminim benim birçok sorunum biterdi.” diye konuştu.

Ardından yine yakın dostlarından biri olan Ahmet Güner Sayar sözü devraldı: “Bazı insanların ölümlerinden sonra onların akıllarımızda bıraktıkları boşluğu başka kimseyle dolduramayız. Ahmet Yüksel Özemre de bu insanlardan biriydi. Bir gün ‘Kepler ve Mistik Düşünce’ konulu bir konferans vardı. Başlığın altındaki isim İstanbul Üniversitesi Fizik Profesörü Ahmet Yüksel Özemre. Bir tarafta tamamen katı, rasyonalizmin tavanı Kepler, diğer tarafta antirasyonel ve şahsa özel mistik düşünce. Bu ikisinin ne kadar zıt olduğunu düşünürken, girip konferansı dinledim ve ona resmen vuruldum. Maddeyi ve manayı böyle güzel bir ölçüde sentezleyebilen bir başka insan yoktur.

Ahmet Yüksel Özemre aklıselim bir insandı. Sizi istediğiniz zaman çağdaş fizik dünyasına götürebiliyordu. Onun bir de kalbiselim tarafı vardı. Bunu nasıl halletmiş, Allah bilir. Fakat burada onun Üsküdarlı oluşunun da bir önemi var. Burada farklı bir dünya var, Fatih gibi… Kadıköy’e bakıyorum, ezansız semtler gibi. O nedenle Üsküdar çok farklı ve Ahmet Yüksel Özemre oradan bakıyor İstanbul’a. Onunla tasavvufun en derin konularını konuşabilirsiniz. Buna mukabil maddenin maddeyle münasebetini de rahatlıkla konuşabilirsiniz. Gönlü ve aklı bir arada temin ederek toplumun menfaatini sağlamak herkesin harcı değil. O bunu sağlamıştır ve ‘Mücahede Notları’ bunu anlatır. Üçüncü olarak ise zevkiselim sahibiydi. Sesi, hitabeti, zevki çok kuvvetliydi. Kapitalizmin insanı götürdüğü kör kuyulardan sıyrılıp müthiş bir ahlakla yaşardı. Bunun en güzel örneği ‘Üsküdar’da Bir Attar Dükkanı’ kitabıdır. Üsküdar’ın tarihi yazılacak olsa Ahmet Yüksel Özemre’nin müktesebatı ışık tutucu olur.”

Son olarak kızı Rabia Özemre babasının insanları ne denli önyargısız sevdiğinden bahsetti. Ahmet Yüksel Özemre için “anlatılmaz, yaşanır” ifadesini kullandı.

Programın sonunda Güngör Şatıroğlu getirdiği gramofon ile Ahmet Yüksel Özemre’nin en sevdiği Üsküdar şarkılarını taş plaktan dinletti. Safiye Ayla’nın sesinden “Üsküdar’a Gider İken” şarkısını dinlerken, bir yandan da Ahmet Yüksel Özemre’nin hayat düsturlarını kendimce tahayyül etmek, onu ne yazık ki vefatından sonra tanımış olmanın verdiği hüznü biraz olsun giderdi. Ne mutlu ilimle yoğrulmuş bir hayatı, ardında kendisini hayırla yâd eden insanlara bırakıp göçmek…

 

Hatice Sarı haber verdi

Güncelleme Tarihi: 28 Haziran 2013, 17:03
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13