Akıl ahlaken iyiyi ve kötüyü belirleyebilir mi?

İLEM'in düzenlendiği Ahlâkın Temelleri seminer dizisinin yedincisi, Yrd. Doç. Dr. Hümeyra Özturan’ın sunumu ile gerçekleştirildi. Abdullah Said Can etkinlikten notlarını aktarıyor..

Akıl ahlaken iyiyi ve kötüyü belirleyebilir mi?

 

 

İLEM'in “İslâm Ahlâk Düşüncesi Projesi” kapsamında düzenlenen “Ahlâkın Temelleri" seminer dizisinin yedincisi, Yrd. Doç. Dr. Hümeyra Özturan’ın sunumu ile gerçekleştirildi. Özturan, lisans ve yüksek lisans eğitimini Marmara Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra, “Aristoteles ve Farabi’de Ahlâkın Kaynağı” tezi ile doktora derecesini aldı. Ayrıca Özturan’ın doktora tezi Klasik Yayınları’ndan neşredildi. Aynı üniversitede öğretim üyeliği görevini sürdüren konuşmacı sunumunda, akıl dediğimiz melekenin ahlâki önermelerin kaynağı söz konusu olduğunda nasıl yorumlandığından bahsetti.

Ahlâk, teorik zeminde tartışılmalı

Konuşmacı sözlerine başlarken, proje kapsamında sunumlarını gerçekleştiren diğer hocaların bir kısmının, ahlâkın temelleri meselesini “pratik” zeminde tartıştığını ifade etti. Özturan meseleye kendi veçhesinden bakarak, konunun teorik bir zeminde tartışılması gerektiğini söyledi ve sunumunu bu şekilde yapacağını ifade etti. Özturan’a göre öncelikle, “Ahlâkın temeli nedir?” probleminin temelini belirgin hale getirmek gerekmektedir. Buradan hareketle sunumuna önermelerin tasnifi ile devam eden konuşmacı, önermeleri üç sınıf dâhilinde ele aldı. Bunların fiziki önermeler, mantıki önermeler ve ahlâki önermeler olarak karşımıza çıktığını ifade eden konuışmacı, sözlerine şu şekilde devam etti: “İnsanların günlük hayatında kurmuş olduğu önermelerin çoğunluğu ahlâki önermelere giriyor. Bunlar; ‘Hırsızlık kötüdür’, ‘Adalet iyidir’ gibi önermeler. Bu önermeleri incelerken, bir önermenin genelliği ve özelliği gibi iki husus karşımıza çıkıyor. Yani ‘Hırsızlık kötüdür’ ifadesi daha genel bir yargıyı içerirken, ‘Ali hırsızdır’ ifadesi daha öznel bir yargıyı açıklıyor. Bu ayrımı yapmamızın sebebi, öznel yani tikel yargılara ulaşabilmek için, öncelikle daha genel olarak ‘Hırsızlık kötüdür’ yargısına ulaşmamız gereksiminden ileri gelmektedir. Bu durum ise, ‘hırsızlığın kötü’ olduğu ifadesine nasıl varıldığını gündeme getirmektedir.”

Hümeyra Özturan buradan hareketle, az evvel ifade ettiği tümel ahlâk yargısının temelini arayarak esas konuya giriş yapmış oldu. Konuşmacı sözlerine bu meseleyi açıklayan görüşleri aktararak devam etti ve ilk olarak yararcı görüşü açıkladı. Bu yaklaşıma göre ahlâki kaygıların kaynağı, insanların haz ve faydalarına hitap etmesidir. Buna göre insanın bir eyleme iyi veya kötü demesi onun, o eylemden alacağı haz ve uzun veya kısa vadede getireceği fayda üzerine kurulu. Özturan bu açıklamada bir hata olduğunu belirterek şu şekilde sürdürüyor konuşmasını: “Bu açıklamada görüldüğü üzere haz ve faydayı kaynak olarak gösterdiğimizde, şu şekilde bir hata ile karşılaşıyoruz. Burada haz ve fayda bir kaynak veya temel olmaktan ziyade, bir kıstas olarak karşımıza çıkmış oluyor. Yani aslında burada bir olgu-değer hatası yapılmış oluyor. Çünkü bir şeyin haz verdiğini söylemek, en fazla bir tespit olabilir. Bir şeyden almış olduğumuz haz, bizatihi bir norm sunmaz.”

Konuşmacı ikinci yaklaşım olarak sezgisel görüşe açıkladı. Özturan, sezgi dediğimiz melekenin de üzerine konuştuğumuz sorunsal için yeterli cevabı veremediğini, konuyu çok muğlâk görüşlerle açıkladığını belirterek şunları ifade etti: “Bu görüşün önemli temsilcilerinden biri olan Moore’a göre, biz sarının nasıl sarı olduğunu biliyorsak, iyiyi de aynı şekilde bilebiliriz, onu sezeriz. Fakat bu açıklamadan görebildiğimiz kadarıyla Moore’un yaklaşımı, iyi kavramı üzerine kurulu iken, iyinin ne olduğunu açıklamıyor.”

Konuşmacı sözlerine David Hume’un temsilcisi olduğu bir başka görüş olan duygucu görüşü açıklayarak devam etti. Hume’a göre adaletsizlik, tamamıyla kişinin olguya duygusal yaklaşması ile ölçülebilir. Yine duygucu yaklaşımlar, korku veya kaygı gibi kişinin bilinçaltına ait insiyaklar üzerine ahlâkı temellendirmeye çalışır. Özturan’a göre bunlar son derece indirgemeci yaklaşımlardır, çünkü insan sadece bu tür duygu ve insiyaklardan müteşekkil bir varlık değildir.

İnsan bir başına kalsa dahi ahlâkı bulabilmeli

Özturan, ahlâk felsefesi literatüründe önemli yerlere sahip bu yaklaşımların, geleneğini sürdürdüğümüz ahlâk düşüncesi ile bağdaşmadığını, dahası kendisi de dâhil olmak üzere ahlâk felsefesi çalışan birçok sosyal bilimciyi tam olarak tatmin etmediğini belirtti. Özturan’a göre sunumun başında ifade edilen sorunsala verilen cevap öyle bir muhtevaya sahip olmalı ki, insan toplumdan tamamıyla soyutlansa dahi, insanın tek başına ahlâkı bulup bulamadığını izah etmeli.

Özturan’a göre insan aklının kendisi, burada sayılan birçok unsur göz ardı edildiği takdirde dahi, ahlâken iyiyi veya kötüyü belirlemede gerekli normu sunmaktadır. Konuşmacı aklı merkeze alırken, bunun tek başına yeterli olmadığını belirtse de, diğer normların çeşitli eleştirilerle devre dışı bırakıldığını ifade etti. Kendisinin de zikrettiği üzere, en yaygın kanaat olarak kabul edilen husus, vahiy kaynaklı bir ahlâk normunun söz konusu olduğu yönünde. Fakat bu argümanın eleştirisi, tanrıya inanmayan bir insanın da ahlâklı olmasıyla mümkün olabilmektedir.

Konuşmacı, “akılcı” ahlâk anlayışını izah ederken karşılaşılan en büyük problemlerden bir tanesinin, insanı merkeze aldığını belirterek şunları kaydetti: “Burada önemli olan husus, insanın benimsediği ahlâki normu nasıl yorumladığında karşımıza çıkabiliyor. Buna göre iki insan aynı ahlâki normdan beslendiğini iddia ederek çok farklı sonuçlara gidebilir, hatta kendisinden yola çıktığı normu ihlal etmiş bile olabilir. Fakat şu noktayı atlamamız gerekir ki, ahlâkın doğası bu tür durumlara elverişlidir. Çünkü en belirgin ahlâki önermeleri sunan dinler veya diğer sistemler, tikel davranışları bütünüyle kuşatıcı bir rol üstlenmez. Dolayısıyla aklın merkeze alınmadığı diğer temel arayışlarında da, karşımıza benzeri bir sonuç çıkmaktadır.”

Hümeyra Özturan sunumunda, hâkim literatürde bahsi geçen yaklaşımları özetleyerek konuya dair kendi yaklaşımını izah etti. Özturan’a göre akıl temelli bir ahlâk anlayışı, üzerine konuşulan teoriler içersinde en makul olanıdır. Belli bir dini veya ahlâki sistem içersinde, tikel özneler arasındaki her durumun normlar vasıtasıyla belirlenmemiş olması, insanların çoğu zaman akıllarını kullanarak kararlar almasını gerekli kılıyor. Sonuç itibariyle akıl temelli bir ahlâk anlayışının daha kapsayıcı ve gerçek ilkeler sunabildiğini görebiliyoruz.

 

Abdullah Said Can yazdı

Güncelleme Tarihi: 27 Mart 2014, 16:26
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26