Akademisyen sorumluluk taşır mı

Tarih felsefesi ve düşüncesi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Ayhan Bıçak'ın 'Toplum Sorunları Karşısında Düşünce Üretimi' başlıklı konferansındaydık.

Akademisyen sorumluluk taşır mı

Dünyabizim etkinliklerinde de duyurduğumuz Prof. Ayhan Bıçak’ın ‘Toplum Sorunları Karşısında Düşünce Üretimi’ başlıklı konferansı 23 Ekim Cuma günü Bağlarbaşı Kültür Merkezinde gerçekleşti. 

 İlmi Etüdler Derneği kendi akademik programının başlaması vesilesiyle düzenlediği açılış programlarına bu yıl Prof. Dr. Ayhan Bıçak’ın ‘Toplum Sorunları Karşısında Düşünce Üretimi’ konferansıyla bir yenisini daha ekledi. Bu açılış konferansları mahiyet itibariyle hem derneğin o yılki gündemini, meselelerini ifşa etmesi hem de düşünme ameliyemizin sınırlarını genişletmesi bakımından son derece önemli. Daha önceler de iktisadi meselelerimiz ve sosyal teori alanında çerçeve konferanslar tertipleyen derneğin anlaşılan bu yılki gündemi yaşadığımız medeni ve toplumsal krizin aşılabilmesi için dile getirilen çeşitli önerilere entelektüel katkılar sunmak ve bunun imkanları üzerine kafa yormak.

 Konferanstan Notlar

Öncelikle sadece bir konferans elbette Prof. Ayhan Bıçak’ın entelektüel birikimini yansıtmak için yeterli olmayacaktı. Hoca yeni ve özgün hususlardan ziyade akademisyenlerin bilim üretmedeki problemlerini ele aldı. Ele alınan mesele yeterince önemli. Tabii söylenenler de… Keşke Hocamızdan daha fazla istifade edebilsek. Beklentilerimizin yüksek olması sayın Profesörün felsefeci kimliğinden dolayı idi. 

 

 Peki neler konuşuldu?

Profesör; insanın var olduğu sürece/var olmasıyla birlikte sorunların da var olacağını, bireyin bu insani ‘arızasının’/tutumunun topluma yansıyacağını ve dolayısıyla sürekli mutlu olan bir topluma rastlamanın imkansız olduğunu ifade ederek konuşmasına başladı. Burada mutlu olmak ‘arızalarını törpüleyebilmiş’ bir toplum olmaktan geçiyor. İşte bunun da ancak iyi yetiş(tiril)miş kişiler sayesinde olabileceğine dikkat çekti.

Sorunlarına çözüm üretmek isteyen bir toplumun kati surette düşünce üretmek zorunda olduğunun, eğer bu düşünceyi üretecek kişileri yetiştiremez, kurumları kuramazsa bu gidişatın bir müddet sonra toplumu ‘işgal’ edeceğinin altını çizdi. (Burada şu parantezi açalım: Profesör kendi çalışmalarında toplumsal sorunların çözümünde üniversitelerin ve akademisyenlerin rolü üzerine yoğunlaştığı için kısa bir girizgâhtan sonra konuşmasını esas itibariyle bu minvalde yaptı.)

Hoca akademisyenlerin ihtiyacımız olan düşünce üretiminde üstlenecekleri rolün ‘sorumluluk bilinci’ etrafında şekillenmesi gerektiğini söylerken aslında günümüz akademi ‘piyasasının’ çok ciddi bir sorununu da dile getirmiş oluyordu. Bu sorumluluk halinin ancak akademisyenlerin pir bildikleri, üstad kabul ettikleri kimselerin eserlerindeki eksikleri ve yanlışları da kabul edebilmekle doğacağını, bu durumun var olan eksikliği/yanlışlığı giderme sorumluluğunu yükleyeceğini dile getirdi. Zira düşünce üretiminde (yani felsefede) bilimden farklı olarak bilgi sürekli bir ‘kavgayla’ üretilir.

İki mühim sorumluluk

Hoca toplumsal sorunların yeniden kurgulanmasının ancak şüphe ve sorgulamanın var olmasıyla mümkün olabileceğini, bu şüphe ve sorgulama söz konusu olduğunda akademisyenin iki sorumluluğunu da yerine getirebileceğini belirtti. Bu sorumluluklardan ilki akademisyenin kendisine karşı sorumluluğudur. Belirli bir bilinçle sorgulama yaparak alanındaki birikimini artırma sorumluluğu. İkinci sorumluluğu ise topluma karşı sorumluluğudur. Alanının pratiği ile ilişkiye geçebilmesi ve bildiklerini denetleyebilmesini gerektirir. Son olarak da Profesör düşünce geleneklerinin öneminden bahsetti. “Bizim işimiz, bugünki şartlar/sorunlar çerçevesinde dikkatimizi yoğunlaştırıp, malzemeyi geçmişten toplayarak bugüne ilişkin çözümler üretmektir” dedi.

Hoca süreyi dikkatli ve özenli kullanarak konuşmasını yerli yerince bitirmişken biz notlarımızı daha fazla uzatmayalım. Programa emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. 

Muaz Yanılmaz dinledi ve paylaştı

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2009, 08:40
banner12
YORUM EKLE

banner19